Hem söyleyene hem söylenene hem söyletene bak

Şems-i Tebrizi’ye nispet edilen ve internette çokça yaygınlaşan: “Sözü süz de söyle, gönlü bulandırmasın. Sözü diz de söyle, kulağa inci diye takılsın. Sözü yüze söyle, gıybet olup utandırmasın” sözüne kulak verirsek, kimsenin gönül denizini bulandırmayız ve sözümüz dilleri tatlandırır, kulakları küpelendirir ve gönüllerde bazen coşkunluk, bazen sakinlik verir.

Hz. Ali: “Söyleyene değil, söylenene bak” demiş.

Biz, önce söylenen söze bakacağız. Doğruysa alacağız. Yanlışsa  atacağız ama yanlış sözden dahi  ibret alacağız.

İçtiğimiz suyun kaynağına  baktığımız gibi  sözü söyleyene de  bakacağız. Temiz suyun çeşmesini de  güzel yapmış atalarımız. Güzel sözün çıktığı yer de güzel olmalı. Çirkinse güzelleştirmeli.

Güzel peynir, domuz derisine basılır ve oradan  sofraya gelirse,  mide bulandırdığı gibi  güzel sözler de  güzel ağızlardan alınmalı.

İngiliz düşünürü filan diyor ki diye bir güzel cümle naklediyor. Aynı cümlenin aslı Sevgili Peygamberimize aitse biz, Peygamberimizin sözü olarak nakletmemiz gerekir. Bu durum bilime de uygundur. Çünkü sözün ilk söyleyeni kaynak olur.  

Peygamberimizi kaynak  olarak  gösterirsek, billûr kadehten tatlı su içmek gibi olur.

Peygamberimizi değil de  İngiliz’i gösterirken   kirli, kırık çanaktan tatlı su içmek  gibi olur.

Söylenene ve söyleyene  baktıktan  sonra bir de söyletene bakacağız.

Kartondan Hacivat’la Karagöz, birbirlerine her ne söylerlerse söylesinler biz o kartona kızmayacağız veya  kartonu sevmeyeceğiz.

Söz güzelse  kartonu oynatıp konuşturanı seveceğiz, söz çirkinse  kartonun iplerini  elinde tutana kızacağız.

Kuklalara kızılmaz. Kuklanın  ipini çeken kuklacıdan  kurtarılmalı. “Pisboğaz”ını doldurabilmek için  “boşboğazlık”  edenlere kızmak  yerine acımak lazım.

Atalarımız, “Taş atana değil, taşı attırana bak” “Söyleyene değil  söyletene bak” demişler.

Günümüzde herkes  birbirlerinin ağzıyla  konuşuyor. Fısıldayıcı suflör görüldüğü yok.

Ben parti sözcülerine çok acırım.

Bugün   basına bir açıklama yapıyor, ikinci gün  duruma göre dünkü söylediğinin   tam aksini  söylüyor.

“Ak” dediğine “kara”   diyor. Üçüncü gün  “kırmızı” diyor.

Haklıyı  haksız gösterme  görevini üslenerek  lafla  siyaset gemisini yürütmeye  çalışıyor ama karaya tosluyor.

Biz de insanız. İki kulağımız  olduğuna göre  gelen sese   kulak vereceğiz.

İki defa  dinleyip bir dille  konuşacak  veya yazacağız. Burada  bizim dikkat edeceğimiz  şey,  şeytanın veya şeytanlaşmış insanların   fısıltısını dillendirmeyeceğiz.

Kulağımızı onların ağzına  megafon gibi   dayayıp ağzımızı mikrofon  gibi kullandırtmayacağız.

Bize iki kulak veren  Allah’ın  vahyine kulak vereceğiz.  Onun kelâmını  söyleyeceğiz.

“Maval” okumak yerine “meal” okuyacağız. Nefesimizi tükeninceye kadar, dilimizde  tüy bitinceye kadar, ağız değiştirmeden, doğruları eveleyip gevelemeden  söylemeye devam edeceğiz. Ama sözümüzün kaynağı Kur’ansa, Kur’an’daki yerini, hadis ise, hadis kitaplarındaki  yerini göstereceğiz.

Ondan sonra  inkâra  kalkanı Rabbimizle   baş başa bırakacağız. 

Hz. Musa: “Allah’ım  bunlar beni yalanlıyorlar, bunların dilini kes” demiş. 

Rabbimiz:  “Beni yalanlayanları  kesmiyorum da   seni yalanlayınca mı keseceğim” demiş diye  bir şey anlatılır. Belki  aslı olmayabilir ama Rabbimiz:

“Biz biliyoruz ki, onların söyledikleri seni üzüyor. Onlar seni yalanlamıyorlar, ancak o zalimler Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar” buyurur. (En’am süresi ayet 6/33).

Biz, bizi  yalanlayanlara, bize kızanlara, hakaret edenlere  kızmayacağız.

Ama  bize kızmalarının sebebi  Müslüman olmamız ise  işte o zaman üzülürüz.

Üzülmemiz de kendimiz için veya dinimiz için değildir.

İman etmemenin cezasının çok ağır olduğunu bildiğimizden onlar içindir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?