Diyarbakır’daki anne ne ise, İstanbul’daki anne de odur

İşsizlik ve yoksulluk zirve yapmışken, maalesef ki gündemi başka meselelerle meşgul ediyor, toplumun kanayan yarası olan asıl konulara bir türlü gelemiyoruz. Dış politikada milli duruşumuz ve arzu ettiğimiz argümanları kaybetme noktasına maalesef ki geldik. Ama şimdilik bu hafta dış politikayı konuşmayacağız. Daha vahim olan iç politikadaki ayrışma ve kamplaşma daha tehlikeli bir durum arz ediyor. “Siyasetçilerin konuşmaları üslup ve tavırları ülkeyi kutuplaştırmaya götürüyor” diye birçok kez haykırmıştık. Ne yazık ki gelinen nokta, gösteriyor ki Diyarbakır’da HDP il binası önünde çocuklarını teröre kaptırmış olan anneler, diğer bir tarafta ise İstanbul AKP il binası önünde FETÖ belasına duçar olmuş çocukların anneleri… Bakıldığında hepsi de bu vatanın evlatları… Peki, bu ayrışma niye? Bazı siyasetçiler kendi egolarını, makam, mevki ve koltuklarını elde ettikleri nimetleri kaybetmeme uğruna, bölücü, ayrıştırıcı tavır ve dil kullanarak maalesef meseleyi bu noktaya getirdiler. Diyarbakır’da eylem yapan acılı annelerin durum ve konumunu gayet iyi anlamak gerekir. Onlara diyecek sözümüz yok. Yerden göğe kadar haklılar. Lakin devleti temsil eden bir bakanın burada bu şekilde yer alması ne anlam ifade ediyor? Bize göre devletin acizliğini ve çaresizliğini gösteriyor. Aslında çaresiz olan vatandaştır, annelerdir. Sığınma kapısı da devlet olmalıdır.

Diğer taraftan İstanbul’da AK Parti İl Başkanlığı’ndaki anneler, yapmış oldukları eylemde haksızlar mı? Hayır, Diyarbakır’dakiler kadar haklılar. Peki, bu insanlar haklarını kimden talep etmeliler? Söz konusu partilerin il başkanlarından mı? O zaman devlet nerede? İktidar ne iş yapar? Yapması gerekenler nelerdir? Barışı, huzuru sağlamak, işsizliği önlemek, ekonomiyi düzeltmek ve milletin kanayan yaralarına çare olmaktır. Huzur ve barış adına şükür, şükür ki müspet bir gelişme yaşadık. O da Cumhurbaşkanı’nın 29 belediye başkanını Külliye’de toplaması… Evet, müspet bir gelişme olarak sevindik ve devamı gelir diye ümit ettik. Buradaki güzelliğe de maalesef gölge düşürdüler. Herkes kırık sandalyeyi konuştu. Çok az olan güzelliklerimizi bile maalesef yaşamasını bilmiyoruz. Kusura bakmazsanız Âşık Seyrani’nin şu dörtlüğünü yazmadan geçemeyeceğiz:

“Eğer olmasaydı gidip gelmemek,

İktiza ederdi artık ölmemek.

Balık baştan kokar bunu bilmemek,

Aptal Seyrani’nin ahmaklığındandır…”

Evet, balığın koktuğu belli ama buna çare olacak tuzu kim getirecek? İşte asıl mesele orada. Geçmişte nasıl ki yarı buçuk bir iktidarla ve bir yıl gibi kısa bir sürede hiç zam yapmadan, vergi koymadan, borç almadan, kendi öz kaynaklarından 35 milyar dolar bütçeye gelir sağlayan ve bunun yanında denk bütçe kuran zihniyetin iktidarı lazım. Öteden beri söylüyoruz: “Çare, Milli Görüş ve Adil Düzen.” Bunun için Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu bu yolda gecesini gündüzüne katarak canla başla çalışmaktadır. Allah gayretini artırsın ve muvaffak etsin, vesselam…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsrafil Bayrakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?