Ucuz kan

Bugün dünyaya bakıldığında savaşların, katliamların, iç çatışmaların, toplumsal huzursuzlukların, gelir dağılımı adaletsizliklerinin, genel yoksulluklar ile aşırı israf ve lüksün karşıtlık içinde yarıştığı yer olarak İslam ülkeleri ilk sırada gelmektedir, denebilir. Birkaç on yıl öncesine kadar Afrika’da bazı ülkeler hatırı sayılır düzeyde ilk akla gelirdi. Latin Amerika’nın belli birkaç ülkesi gerilla savaşları yanında askeri darbeler ile dünya kamuoyunun gündemini işgal ederlerdi. Tarihe mal olmuş “Doğu Despotluğu” deyimini boşa çıkarmamak için bir iki ülkede örnekleri sergilenirdi. Bir ideolojik örnek olarak sunulmaya çalışılsa da Kuzey Kore, bir anlamda “Doğu Despotluğu”nun canlı örneği şeklinde görülebilir.

Nedenleri farklı olsa da, bugün, İslam ülkeleri dışında, dünya kamuoyunun gündemini savaşlarıyla, darbeleriyle, iç çatışmalarıyla, genel gelir dağılımı adaletsizlikleriyle ve yoksulluklarıyla işgal eden ülke nerdeyse yok denecek kadar azalmıştır. Kuşkusuz dünyamızda gelir seviyeleri çok yüksek olanlar da dâhil olmak üzere, küresel kapitalizmin nerdeyse seçeneksiz hale geldiği ya da getirildiği bir ortam söz konusudur ve bunun dışında başka seçeneklerin olabileceği ihtimali de bir hayli cılız görülmektedir. Sosyalizme belli noktalarda aşılanan kapitalist unsurlarla oluşturulan “sosyal politikalar”, birtakım sorunların üstesinden gelir gibi gözükse de, insan ve toplum düzeyinde sağlıklı bir dünyanın kurulabileceği umudunu tam olarak yerleştirmiş sayılamaz. Bununla birlikte, en azından savaşlara, darbelere, iç ve dış çatışmalara yol açan nedenleri tam olarak ortadan kaldırmasa bile, bir süreliğine öteleyebilmiştir, denebilir. Ancak, başat özelliği kimliksizliğe bürünmede ortaya çıkan kapitalizm, kendi istemlerine şimdilik ulaşabildiği ölçüde durumun devam etmesine desteğini esirgememektedir.

İslam ülkelerinin iç ve dış sorunlarla yakıcı bir şekilde boğuşmak durumunda kalması, nispi de olsa bir huzur ve güven ortamına kavuşamaması, kendine özgü olma konumundan çok, aksine bu konumun doğru dürüst işletilememesinden kaynaklanmaktadır, denebilir. Bunun birçok nedeni vardır. Sözgelimi dinin yorumunda dayanılan bilgi ve yöntem anlayışı, kendi içinde yenilenme imkânı bulamadığı için, ortaya çıkan zorunlu sorunları kavrama ve çözmede istenilen düzeyde gerçekleşememiştir. Bilgi ve yöntemdeki bu tür tıkanıklıklar, bir süre sonra bizzat kendisi sorun haline gelmiş, dinin ilkelerini de adeta sınırlandırmıştır. Giderek bunları tarihsel bir kimlik ve niteliğe büründürmüştür. Bir açıdan ortaya çıkışı, mahiyeti gereği doğal sayılması gereken “iktidar mücadelesi”, bilgi ve yöntem uyumsuzluğu sonucunda dinin özüne atfedilmek suretiyle çözümlenmeye çalışılmış, tarihi birtakım olaylar da taraf olmanın gerekçesi haline getirilmiştir. Mesela, Muaviye uygulamalarıyla başlayan süreç Yezid’in yönetim ve kimliğinde İslam öncesi anlayışın hâkimiyet ve etkinlik kurulmasına yol açmıştır. Kerbela Olayı bunun dönüm noktasını oluşturmuştur. Gerçi sonraki dönemlerde bu gelişmelerin daha yıkıcı hale gelmesi nispeten önlenmiş görünmekle birlikte, açılan rahne sürüp gitmiştir.

Suud yönetiminin, öncesi bir tarafa, iki yıldır Yemen halkına açtığı savaş, gerçekleştirdiği katliamlar ve barbarlıklar, olgu olarak Yezid’in Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt soykırımının günümüzdeki uygulama türüdür, denebilir.

Sorun, Müslüman halkların, gasıp yönetimlerin ucuz kanı olup olmama sorunudur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Abdurrahman Serdar -

" Küresel Kapitalizm ülkeler arasında SEÇENEKSİZ " hale gelmiştir amma, bunun

sebebi, Türkiye, Mısır, Suudi, Malezya, Iran gibi az çok ciddi eğitim faaliyeti yapılan ve eğitim dereceleri yüksekçe olan ÜLKELERİN İSLAMI TANIMA ve TANITMA ve KAVRAMA AMAÇLI EYLEMLİ yaygın bir İlmi eğitime yönelmemeleri denebilir.

Bu konu'nun önemini senelerce DİN HÜRRİYETİ ve İstiklal peşinde silahlı Mücadele veren MORO MÜSLÜMANLARI kavramış, nice İBRAHİM ve ERBAKANLAR yetiştirmek üzere, zaruretinin farkına vardıkları KESİF bir çok muhtevalı İSLAMİ EĞİTİM

faaliyetine girişmişler ve bu hasbi çalışmalar, kendilerine bağımsızlık yolunu açmıştır.

Diğer Ülkelerin müslümanları da, BAŞTA TÜRKİYE olmak üzere - eğitim değil - Kapsamlı İSLAMİ EĞİTİM seferberliğine başvurmadıkça kaybolmuya ve rezil rüsvay olmıya mahkumlar.

Ahiret Sarayı, bilgisiz, haramdan kazanılan paralarla yaptırılan reklamasyon camileri yaptırmakla değil, o camileri dolduracak HAKİKİ MÜÇTEHİT Müslüman ALİMLERİ

yetiştirmekle mümkün olacaktır.

Bir İslam alimi, " Allah cahili DOST EDİNMEZ. Edinmek isterse, ona, evvela İLİM

Nasip eder " demişti.

Emeksiz, alınteri dökmeden edinilen varlık hayretmez adama.

UYANMAK, UYANDIRMAK, helalden HARCAMAK gerek. Burada medrese olmadıkça, orada

SARAY beklemek HAM HAYAL olur.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Eylül 11:19

İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?