Uyarı: Vatan, toprak, su, gıda ve beka sorunu-1

Önceki “Gıda hakkı, yaşam hakkı gibi temel bir haktır…” başlıklı yazımızda, ‘Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi’ sözü, hem de Kanuni Sultan Süleyman tarafından söyleneli asırlar geçti, bu söz çağımızda da değerini fazlasıyla koruyor…

Bu uyarıları yapmamıza vesile olan Sabri Kaya arkadaşımıza teşekkürlerimle…

Bir toprağı anlamlı kılan nedir?

Vatan sadece bir toprak parçası mıdır?

Bir toprağın vatan olması için taşıması gereken unsurlar nelerdir?

‘Beka sorunu’ da diyerek ele alacağımız bu önemli sorunu, yukarıdaki bu ve benzeri sorularla sorguladığımızda şöyle cevap verebiliriz:

Öncelikle ilahi iradenin insan yaşamı için uygun bir donanım ve ölçü ile üzerinde yaşayan tüm insanları ve tüm canlıları fıtratlarına uygun bir şekilde besleyen tüm canlı ve bitki florasının uyum içerisinde yaşamlarını sürdürdüğü bir toprak, su, hava, güneş ve diğer iklim ve coğrafi özellikleri korunmuş ve üzerinde yaşayan tüm insanların barış içerisinde yaşamlarını fıtratlarına uygun şekilde sürdürdüğü bir toprak parçası ancak vatan olabilir.

Önemine binaen yukarıdaki tanımı bir daha okuyup üzerinde derince düşünün derim…

Okumak, düşünmek, kavramak ve gereğini yapmak gerekiyor…

Aksi halde neler olduğunu görüyor ve yaşıyoruz…

Evet, dediğimi yapabildiyseniz devam edelim ve yaşadığımız ülkemizin yakın tarihindeki bazı gelişmeleri hatırlayalım.

1950’li yıllardan itibaren Sermaye’nin taşeronu ABD’nin yönlendirmesiyle Kore’ye asker göndermemiz karşılığında bizi NATO’ya aldılar. Sonra Marshall yardımları adı altında ülke tarımını kendi hibrid tohumları ile tahrip ettiler.

Tarım ve hayvancılık ülkesi Türkiye’nin okullarında süt tozu dağıtılmaya başlandı, ‘margarinler’ adı altında vita yağları, sana yağları girmeye başladı!

Üstelik bu ürünlerinin reklâmlarını da doktorlarımıza yaptırarak bu yağları kalp dostu olarak tanıttılar! İthal tohumlar ile çiftçilerimizi aldatarak sözde iki misli verim alınacak yalanı ile kandırdılar! Çitçilerimiz kendi geleneksel binlerce yıllık tohumlarını elde kaybettiler ve tohum bağımlılığı başladı!

Sonra topraklarımızın verimi düşmeye başlayınca suni gübre satmaya başladılar!

Haşereye karşı tohumların direnci düşünce tarım ilacı satmaya başladılar!

Bu tohumlarla elde edilen ürünlerin besin değeri düşünce ve sofralara kimyasal pestisitler gelmeye başlayınca sağlığımızı kaybettik!

Bu kez insanları tedavi için kimyasal ilaçlarını satmaya başladılar ve biz farkında olmadan bu süreçlerde vatanımızda onlara esir bir hayat yaşamaya başladık!

Günümüzdeki ürkütücü sonuç; devasa büyüklükteki şehir hastaneleri!

Evet, bütün bu vahim gerçekleri görmek zorundayız.

Şu anda vatanımız maalesef küresel gıda, ilaç, kimya firmaları tarafından işgal altındadır. Kimlik ve karakterlerimiz ifsat edilmiş durumdadır. Nesil emniyetimiz açısından tehlike çanları çalmaya başlamış, çocuklarımızın damakları bu küresel güçler tarafından ele geçirilmiştir. Artık isteseniz de doğal gıda ile besleyemiyorsunuz.

Kimlik ve karakter değişince, bu küresel firmaların ürettiği moda, tekstil, kozmetik, gıda ve yaşam tarzını benimsiyorsunuz, nasıl yaşayacağınızı da bu firmalar belirliyor.

Lütfen, şöyle bir bakın bakalım, etrafınıza yerli olarak neyimiz kaldı? Her şeyimizi verdik ya da kaybettik. Bizi içerden işgal ettiler. Daha beteri, şu an zihinlerimizi de ele geçirmek üzereler. Hani bir vatanımız vardı, hani bağımsız bir ülkemiz vardı, hani millî değerlerimiz, hani toprağımız, hani tohumlarımız, hani suyumuz? Velhasıl her şeyimizi kaybettik...

(Devamı var.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

İsmail - Sn. yazar, kısır politik çekişmelerin ötesinde çevre duyarlılığına yönelik ufuk açıcı yazınızı ilgiyle okudum. Gündelik hayatın basit hay-huylarıyla insanımızın çevreye karşı iyice duyarsızlaştığını üzülerek görmekteyim. Sanırım erozyon nedeniyle verimli topraklarımızı iyice kaybettiğimiz gibi sermaye tarafından acımasızca kültürel bir erozyona da tabi tutulmaktayız. Bu da işin acı verici ayrı bir boyutu. Şu andan itibaren küresel ısınmanın durdurulamaz olmasına ramak kaldığını düşünenlerdenim. Allah sonumuzu hayr eylesin ama, öyle geliyor ki, gelecekte gıda ve su yüzünden savaşlar çıkacak ve devletler bu sorunlarla yüzleşmek zorunda kalacaklar gibi...Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 17 Eylül 21:52

İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?