Reklamı Kapat

Ev yanarken…

Durum tespiti yapıyoruz ama öz eleştiri veya nefs muhasebesi yapmıyoruz. 150-200 yıldır süregelen sıkıntıları, hataları, yanlışları konuşuyor konuşuyoruz ama bir türlü teşhisten öteye gidebilmiş değiliz.

Türkiye’deki iktidar ve muktedir olma, yani “güçle haşır neşir olunca başkalaşma” sorunu dünden bugüne oluşmuş bir mesele değil. Cumhuriyet öncesinde de benzer sıkıntıdan çok başımız ağrımıştı. Belki de bu sıkıntı bir imparatorluğa mal oldu bize bile denebilir.

İdarenin gereği gibi yürütülemeyişi, nesnel ölçütler yerine kişisel menfaatlerin, belli bir grubun, partinin veya kitlenin önceliklerinin konması, adaletten uzaklaşılması, işin ehline verilmemesi, büyük yığınların bu gibi sorunları gördüğü halde çeşitli nedenlerle yanlışlara, hatalara sessiz kalmaları gibi nedenler yüzünden bir bakıma yerimizde sayıyoruz.

Şekli birtakım gelişmeler, çağın getirdiği imkanlarla insanların gözünün boyanması, “el parası”yla yani borçlanma oluşturulan sahte zenginlik algısı, kitleleri aldatmaya yarayabilir. Ancak en temel meseleler olan hak, hukuk, adalet gibi noktalarda, gücü ve iktidarı içine sindirme ve gereği davranma gibi hususlarda hala çok gerilerdeyiz. İktidar sahiplerinin, memleketin tonla meselesine rağmen hala kısır bir didişme ve ağız dalaşı siyasetinin ısrarla sürdürmesi, insana artık fazlasıyla bıkkınlık veren, 50 senelik “Cehape” ezberini ısıtıp ısıtıp piyasaya sürmesi bu durumun bir yansımasıdır.

Türkiye özelinde yaşanan sorunların İslam alemi genelinde de sürdüğünü gözlemlemek de ayrı bir fecaat tablosudur. İslam ülkelerinin çok büyük bir çoğunluğunda idare ve idareci anlamında büyük sıkıntılar bulunuyor. Yönetici sınıfın tahakkümü ve belli bir kişinin, grubun, partinin tasallutu şeklindeki yönetim manzarası, İslam aleminin emperyalistler için kolay lokma olmasına hizmet ediyor ancak. Birçok ülkede halkın iradesi göstermelik bir tiyatrodan ibaret ve yönetici sınıflar her türlü zenginliğe, imkana, şatafata sahipken halkın büyük kısmı fakr-u zaruret içinde yaşamak durumunda kalıyor.

Bu gelirin adaletsiz dağılımıdır ve halkın parasını “iç etmeyi” kendine hak gören bu kimseler, iktidarları uğruna emperyalist ülkelerin adeta birer “emir eri” gibi çalışmaktadırlar. İsrail’in, dört bir tarafı İslam ülkeleriyle çevrili olduğu halde günden güne kök salması, 67 ve 73’teki savaşlarda topraklarını misliyle genişleterek daha güçlü çıkması gibi hususlar da bu yönetici kişilerini ve sınıfların ne kadar milli(!) olduklarını gösterir herhalde!

Tüm İslam ülkelerini gözden geçirince, dünyadaki sömürüye, zulme ve sistemli işgallere karşı bir güç olması amacıyla “İslam Birliği” gibi bir fikri bugüne dek Erbakan Hoca dışında ortaya atan kimse olmadı. Ki Erbakan Hoca, bunu teoriden pratiğe hızlıca geçirip kısacık bir sürede büyük bir yol almış idi. Elbette ki, böyle bir hayal ve bunu gerçekleştirmek için gereken azim, kararlılık ve vizyon herkeste bulunmuyor.

Bugünün Türkiye ve İslam dünyası manzarasında gözüken en temel mesele, idare noktasındakilerin sergiledikleri “yönetememe” halidir. Daha İslam ülkeleri herhangi bir mesele için toplanıp adamakıllı ve somut bir adım atmaktan bile acizken, bir de yetmezmiş gibi birbirleriyle çatışıyorlar. Benzer durumu Türkiye özelinde de söylemek mümkündür. İktidarın, yerel seçim sürecinde muhalefete karşı kullandığı seviyesiz siyasi dil (illet, zillet vs) ve sürekli sürdürülen gereksiz polemikler bunun en çarpıcı örnekleridir.

İslam alemindeki çatışmalar ise anlaması mümkün olmayan bir garabettir. Suudi Arabistan önderliğindeki ve ABD destekli “koalisyonun”, “terörist avlıyoruz” bahanesiyle yıllardır Yemen’deki sivil halkı vurmasını anlamak mümkün değildir. Veyahut İslam aleminin en kutsallarından Kudüs bile İsrail’in elindeyken ve İsrail, BOP eliyle İslam coğrafyasını ciddi şekilde tehdit ederken, kalkıp da “İran, İsrail’den tehlikelidir” şeklinde ayrılıkları ve düşmanlıkları körüklemek akılla mantıkla bağdaşır haller değildir.

İslam alemi, “dış güçler” öcüsüyle oyalanacağına kendi içindeki bozguncuları temizlemeli ve adamakıllı yöneticilere idareyi teslim etmelidir. Evdeki yangın büyürken, bir de birbirimizle kavga edip “bu ev benim” demenin manası yoktur.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?