Nerede o akıncılarımız!

 Film, derin anlamları ifade eden ‘avuç içi çizgileri’ ile başlıyor…

Bir bakıma ‘alın çizgileri’…

Yılların biriktirdiği çileler, cefalar, ötekileştirmeler, hakir görmeler, yarasaya benzetmeler, ayırmalar, sürgünler, kutuplaştırmalar, mobbingler…

Yorgun ama asil… Nasırlı ama harama uzanmamış bir el…

Hepsi ama hepsi bu avuç içi çizgilerinde saklı…

Sonra, bu çizgilerin her birinden yola çıkarak yaşanmışlıklar, omuzlara yüklenen ağırlıklar tek tek işleniyor bu filmde…

Bu çizgilerin her birinin temsil ettiği tümsekler, engeller, yüksek yüksek tepeler, aşılması güç dağlar…

Hepsi ama tüm aşamalar…

***

Yukarıda özetini verdiğim ‘senaryo’, 100 yılı deviren İmam Hatip Liselerinin kuruluş amacını anlatan, misyon ve vizyonunu ortaya koyan bir film çalışması… Bir deneme…

‘Hadi oradan ya!’ dediğinizi duyar gibiyim…

Ama şu kadarını söyleyeyim; neden olmasın!

Mükemmel bir kurgu, harikulade görüntüler, son teknoloji ile geliştirilen ses sistemi…

Dediğim gibi senaryosu da zaten hazır…

Yapılması gereken iyi bir bütçe, iyi bir yönetmen ve uyumlu çalışacak bir ekip…

***

Kim mi yapacak bu çalışmayı?

Geçen hafta sonu Malatya’da, “ehliyet ve liyakat’ mottolu 16. kurultayını gerçekleştiren ÖNDER İmam Hatip Liseleri Derneği, pekâlâ böyle bir çalışmayı üstlenebilir.

Şiarı, “ehliyet ve liyakat" olan son derece başarılı bir kurultaya imza atan ÖNDER, inanıyorum ki böyle uzun metrajlı bir filmin üstesinden rahatlıkla gelebilir…

***

Beni tüm bu düşüncelere sevk eden ise beğeni ile okunan, beklenen, takip edilen aylık Maaile Dergisi’ndeki bir yazı.

Maaile Dergisi'nin başından bu yana editörlüğünü üstlenen Elif Örs, Eylül 2019 sayısında, “Meydanda kazandık, lakin beyazperdede kaybettik!” başlıklı enfes bir makale kaleme aldı. Şöyle diyor, Elif Örs;

“Tarihe iz bırakmak için büyük savaşlar kazanmaya gerek kalmamıştır. Sinema sektöründe kendi hikâyeni kendin anlatacaksın. Tarihe bir ses bırakmak için kendi hikâyeni kendin yazacaksın. Tüm insanlığın kalbine dokunacak kadar sahici, yaşanmış hikâyelerimiz var. Peki, bu hikâyeleri beyazperdeye aktaracak akıncılarımız?..”

***

İki cümle kullanmak istiyorum, izninizle;

1) Elif Örs’ün yazısının tümünü Maaile Dergisi'nden mutlaka okuyun…

2) Dört kelime de ben etmek isterim; “Sahi, nerede o akıncılarımız!”

MESAJ PANOSU

Adnan Bey, bir İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat mezunu olarak; İmam Hatip Liseleri için son 20 yıldır yapılmak istenenler, gösterilen gayretler gerekli ve takdire şayan. Ancak kemmiyet esaslı yürütülen bu çalışma ve planlamalar yanında diğer liseler gözden kaçırılıyor gibi. Aslında İmam Hatip Liselerinden çok oralarla ilgili birtakım plan ve projeler geliştirilmeli ve çalışmalar yapılmalı. Şimdiki minval üzere yürütülen çalışmalar kapsamında neslimizin bir kısmını peşinen kayıp kabul ediyor, sistemin içerisinde azınlığı oluşturan bölümü ayırım algısını ıskalayarak öncelemiş oluyoruz. Topyekûn sistemi ele almamız gerekir diye düşünüyorum. İsabet etmişsem bir sevap ile yetinir, hata etmişsem affımı dileyerek, selam ve muhabbetlerimi sunarım. (SABRİ BİLALOĞLU – BELÇİKA)

SURİYE, AMERİKA VE BİZ

Ülke olarak bizler Suriye’de, Amerika ile birlikte hareket ederek umduğumuz hiçbir şeyi elde edemeyeceğimizi düşünüyorum. Çünkü onların tasarladıkları ile bizimkiler çok farklı. Konuya açıklık getirmek için yaşanmış bir olayı sizlerle paylaşmak isterim.

Yalnız yaşayan kadının biri adamsızlıktan fındığını geç toplamış, kapısına kadar getirmiş. Artık patosları gözlüyor fındığı çıkartmak için ama iki günde bir kapısının önünden geçen patoslardan ne haber var, ne bir iz… Karadeniz kadını çaresiz, boynu bükük kapısının önünde otururken bakmış ki aşağıdan patosa benzeyen bir araç geliyor. Hemen yola atılmış ve aracı durdurmuş. Yalvarmaklı bir ifade ile, “Evladım demiş, günlerdir yolunuzu gözlüyorum. Gelin şu fındığı vurun da verin bana!” Araçtaki adam şaşkın şaşkın; “Teyzeciğim elbette senin fındığını makineye vururduk ama bizim bu aracımız o işi yapmaz. Bunun adı greyder, bu ancak yol tarar.” Kadıncağız o kadar çaresiz ki, buna rağmen yine de greyderciye, “Ben onu, bunu anlamam! Gelin fındığımı vurun, verin bana!”

Yani, demem o ki Suriye’yi mesele olmaktan çıkarmak için Amerika greyderi bizim işimizi görmez! Biz asla çaresiz değiliz. Bir yolunu bulup ya patos bulacağız ya da konu komşu bir araya gelip fındığı elimizle çıkaracağız. İman varsa imkân da vardır… (ABDULLAH KARA)

ASILTAT

1990 yılından beri baklavacılıkla uğraşıyor, Ramazan ve Aydın Coşkun...

Erzincan kültürü ile yetişmiş iki kardeş...

2009 yılından beri Asıltat markası ile çizgilerini sürekli yukarıya taşıyor.

Sultangazi’de açtıkları üretim merkezi ve mağazaları giderek artan bir ivme ile büyüyor. Mekân, 2.000 metrekarelik bir alana sahip.

Toplam dokuz kattan oluşan bir üretim binası.

Baklava, kadayıf ve börekte hayli iddialılar.

Burada bir de mağaza mevcut. Tatlı, kafe, restoran konseptinde çalışan tek şube burası. Türk ve dünya mutfağından enfes yemekler ile oluşturulan bir menü...

İstanbul genelinde 10’dan fazla şubesi var, Asıltat’ın. Şubeleşmeye devam etmek istiyorlar.

***

Asıltat, İstanbul'da yaşayan Erzincanlı gazetecileri (ERGAB) ağırladı geçenlerde. ERGAB Başkanı Sedat Sevim, geleceğe ilişkin düşünceleri, görüşleri dile getirdi.

Gecenin sonunda bizi uğurlayan Ramazan Coşkun'un o cümlesi, bir tatlı sever olarak hâlâ aklımda; “70 TL’den aşağı baklava olmaz. Varsa, gerçek baklava değildir...”

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?