Reklamı Kapat

İslam Birliği Kongresi

Geçtiğimiz hafta sonu İslam Birliği Araştırmaları Merkezi tarafından gerçekleştirilen “İslam Dünyasının Geleceği ve Filistin” temalı “İslam Birliği Kongresi” dikkatlerden kaçmayacak kadar önemli gündemlerle, düşüncelerle ve teklif edilen eylem planlarıyla gerçekleştirildi.

Filistin’in İslam dünyasının yahut insanlığın geleceği ile alakası tarihi müktesebatı bakımından önemli bir detay barındırmaktadır. Medeniyetin hakiki hüviyetiyle saçaklandığı ve yeşerdiği bu topraklar insanlığın adeta turnusol kâğıdıdır. Tarihi hakikatler göstermektedir ki Filistin’e / Kudüs’e hâkim olan yeryüzüne hâkim olmuştur. Bu topraklara zulüm getiren yeryüzünü kana bulamış̧; barış̧ ve huzur getiren yeryüzünde hakkı ve adaleti hâkim kılmıştır.

Yine Filistin, ümmetin ortak paydası, birlik esası olmuştur. En zor zamanlarda, en zor insanlar Filistin gündem olduğunda kenetlenmiş, bir hedefe doğru yönelmişlerdir. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın özünde de, D-8’in kuruluş sürecinde de Kudüs vardır, Mescid-i Aksa vardır, Filistin vardır.

Tabii bugün yeryüzündeki kargaşanın bir tarafında baskın sömürü zihniyeti yatarken diğer tarafında İslam âleminin kendine çekidüzen verememesi vardır. Başlıca kaos sebeplerinin sürekli ve sadece “kendi dışımızda” aranması herkesi epeyce rahatsız ettiği kolaylıkla gözlemlenmektedir. Bunun için Müslümanların var olan kriz şartlarında yeni bir açmaza değil, yeni bir var oluşa ihtiyacı olduğu aşikârdır.

“İslam Birliği” düşüncesi bu minvalde yaşatılması ve sahip çıkılması gereken kıymetli bir değerdir. Bu alelade bir umut tiyatrosu değildir. Tam aksine adil bir dünyanın yeniden şekillenmesi için zaruri bir çıkıştır. Varsayım değil, aksiyomdur. Külli bir asıldır. Bunun için bazı esasların zikredilmesi ve zihinlere nakşedilmesinin ötesinde bir ahlak haline gelmesinin çabasına girilmelidir.

Yaşadığımız zaman dilimi ağır bir imtihan sürecinden geçtiğimizin göstergesi olsa da çözümü yine bu topraklardadır. Ancak Müslümanların her türlü ifsada karşı şuurlu olma gereği vardır. Dolayısıyla özellikle Batı’da lanse edilmeye çalışılan İslamofobi ve İslam’ın sürekli terör ve şiddetle iltisaklıymış gibi algı yönetme girişimlerine alet olunmamalıdır.

İslam’ın temel esasları çerçevesinde bütün insanlık Hz. Adem’in çocuklarıdır ve dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet gibi farklılıklara tabi tutulmaksızın bütün insanların doğuştan sahip olduğu eşit haklar vardır. İnsanlar arasındaki bu farklılıkların bir üstünlük ve ayrımcılık gerekçesi yapılması dini, ahlaki ve insani açıdan sorunludur.

Dolayısıyla hiçbir dini oluşum kendi kabullerini mutlak hakikat olarak dikta edici olmamalıdır. Bir insanın kendi mevziisindeki mutlak eminlik de anlaşılır bir durum değildir. “Arayıştan kesilmek, hakikatten kesilmektir.” Farklı düşünceleri İslam dışı görerek tekfir etmek, İslam’ın insanlığa sunduğu yaşam kalitesine vurulmuş bir darbedir.

Bu yönleri ile İslam Birliği düşüncesi sadece bir siyasi birlik değil, insanlık için bir medeniyet telakkisidir. Diğer taraftan Müslümanların İslam Birliği’nin tesisi noktasında atması gereken adımlar ve edinmesi gereken bir ahlak vardır:

Bugünkü şartlarda bu ahlakın asgari eşiği ise dünyayı kendi sapkın ideolojileri, emperyalist arzuları ve güç ihtiraslarıyla kana bulayanların yanında stratejik bilmem nelik yapmak, medet ummak, işbirliği yapmak tarzında düşünce ve eylemlerde bulunmamaktır.

Zor mu? Zor!

Kolay mı? Kolay.

Mesele nerede durduğumuz, nereden baktığımızdır…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?