Reklamı Kapat

Siyasi kamplaşmanın serüveni-IV

(Kutuplaşmanın Yeni Dili: İrtica-Laiklik)

1980’li yıllarla birlikte dört eğilimin birleştirme söylemleri yine siyasi kamplaşmanın anlaşılabilmesi için önemlidir. ANAP’la başlayan bu girişim oy olarak karşılığını bulmuş ama sürekliliğini sağlayamamıştır. Neoliberal politikaların mimarı olan ANAP özelinde sol, bir eğilim olarak temsil edilmemiş ama diğer siyasi figürler o dönemde ANAP içerisinde yerini alabilmiştir.

Böylece sağ siyaset tek bir çatı altında liberal, muhafazakâr, milliyetçi kesimleri bünyesinde barındırma başarısını gösterebilmiştir. Bu üç birbirinden farklı fikir akımlarının sağın içerisinde öbekleşebilmesinde darbenin verdiği psikolojinin oluşturduğu etki kadar Türkiye’deki solun ve resmi ideolojinin tutumu da etkili olmuştur.

Sol siyasetin muhalifi liberaller, Türkiye’deki solun referans aldığı resmi ideolojiyi benimsemeyen muhafazakârlar ile Türkiye’deki sol hareketlere karşı müdafi rolünü üstlenen milliyetçiler solun karşısında olmak noktasında sağ içerisinde yerlerini almışlardır. Hatta belirli bir İslami hassasiyete sahip İslamcı diye tabir edebileceğimiz kişiler bile solun manevi değerlere karşı tutumundan dolayı kendisini sağın içerisinde konumlandırmıştır.

Neoliberal politikaların ilk yıllarda verdiği, borç ve tüketime dayalı refahın etkisiyle ANAP gücünü pekiştirse de, siyasi yasakların kalkması ve gücün verdiği imkânla yolsuzluk, israf, adaletsizlikler nedeniyle ANAP içindeki eğilimler yeniden partileşmiştir. Bu partileşme sürecinde sağ parçalansa da kitle olarak gücünü korumuştur. Yine bu dönemde farklı bir dili kullanan Refah Partisi sol ve sağın dışında kendisine farklı bir söylem geliştirmiştir.

1990’lı yıllar Refah Partisi’nin adil düzen söyleminin halkta karşılık bulması yeni bir tartışmayı ortaya çıkarmıştır. Bu yılların kamplaşma istikameti artık sağ-sol üzerinden değil irtica ve laiklik üzerinden yürütülmüştür. Bu kamplaşmanın ortaya çıkmasında statükoyu sahiplenen siyasi figürlerin tutumları, medyanın algılara yönelik propagandası ve partinin resmi söylemi dışında hatiplerin kullandığı dil etkili olmuştur.

İslami hassasiyetler irtica tanımlamasıyla yaftalanırken seküler sağın temsilcilerinin laikliğin muhafazası noktasında solla aynı dili kurduğunu görüyoruz. Bu durum aslında geçen haftalarda izah etmeye çalıştığım ulus devletin kurucu ilkelerine bağlılığın solla sağın aynı olduğu gerçeğini bize göstermiştir. Refah Partisi’nin kurucu merkezi kimliğe karşı İslam kardeşliği ve ümmet kavramını öne sürmesi, Batılılaşmaya dönük tercihe İslam Birliği fikrini gündemine alması ve ırkçı emperyalizmin oluşturduğu iktisadi nizama karşı adil düzeni önermesi sağın ve solun Refah Partisi karşısında birleşmesine yol açmıştır.    

Her ne kadar genel itibariyle sağ ve sol bu süreçte ortak tavır almış da olsa, irtica laiklik tartışmalarında ortalama halk için irtica olarak yaftalananları sağ, laikliği savunanları sol olarak kabul etmiştir. Bu durum sağın algılanış biçiminin daha da muhafazakârlaşmasına yol açmıştır.

28 Şubat postmodern darbe sürecinde solu temsil etme noktasındaki siyasi parti ve temsilcilerinin hak, adalet ve özgürlük talepleri karşısındaki duyarsız ve hatta baskıcı tutumu yeni kamplaşmayı büyük oranda beslemiştir. İrtica-laiklik üzerinden yürüyen tartışma ileriki yıllarda muhafazakâr kitleyle solun bütünüyle ayrışmasını da beraberinde getirecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?