Reklamı Kapat

 Kolektif bellek

 Dikey katılım, devlet erkini temsil ederken.

Yatay katılım, halk katılımını simgelemekte.

Kolektif bellek.

Yaşlılar bu konuda hazine.

Şehrin öyküsü, mekânların hikâyesi, yaşanmışlıkların hafızalarda bıraktığı izler eğer kaydedilmezse, rüzgâr önüne katıp götürüp atacak unutuşun uçurumlarına.

Bu yüzden Cihan Aktaş, birkaç yıl sabırla, yüz yüze görüşmelerle inceledi Esenler’in kuruluş tarihini. “Rüzgârla İyi Geçinmek” isimli kitabında, yanından geçip gittiğimiz, son yıllarda zuhur etmiş bir İstanbul ilçesi sandığımız Esenler, aslında Bizans’a uzanan yazlık bir köydür. Osmanlı’nın son döneminde buralar mesken tutulur. Mübadillerin-Balkan kökenlilerin bir kısmı da Esenler’e gelmiş ve köyü iskân etmiş. İnsanların hikâyeleri, rivayetleri, dikkatli ve titiz yazarın edebiyata vâkıf gözlemleri ile tarihe çok önemli not düşülüp; zamanın şahin pençesinden çekip alınıp, mekânsal ve kültürel bağlamda, geleceğe çok önemli bir miras bırakılıyor.

İçinde yaşadığım ilçe belediyesi, tarihi buluşmalardan birini yaptı geçen hafta.

Küçüksu’daki “Mısır Festivali”nde, insanlar nefes almadan dinlemekteydi, sunucunun beyne yıldırımlar yağdıran, saniyeye otuz kelime düşen, gürültülü konuşmasından yorulduklarını hissetmiyorlardı bile.

Daha acısı mısır kazanları önünde uzun kuyruklar vardı, fakat bence festivalin en değerli hazinesi olan fotoğraf sergisinin önü bomboştu. Büyük emekle hazırlanmış fotoğraf sergisi,100-150 yıl önceki tarihi Küçüksu mesire yerinin, sarayının, çeşmenin, ırmağın, Anadoluhisarı Kalesi’nin ve şimdi kemikleri kalmamış halkın sırtındaki devrin giysilerinin, şemsiyelerin, feracelerin, simitçilerin, kedilerin, çocukların, faytonların, o zengin tarih ve sanatın, estetiğin kimse farkında olmuyor, bakmaya öğrenmeye yanaşmıyordu.

Dahası Küçüksu mesire yerini gelin birlikte dönüştürelim dense, elbet geçmişin mısır kazanlarını, piknik alanlarını bırakırım ama önce çöplükten arındırırım. İstanbul’ un el kadar kalmış bu yeşil alanının bir kenarını olsun botanik bahçesi ya da küçük derelerin şırıldadığı, çiçeklerle bezeli, Şiraz Bahçesi’ne dönüştürürdüm.

“Kendin yap şehirciliği” için ülkemizde şans verilir mi bilmem.

Muhtemelen bilişim tabanlı platformlara, bu halk, yabancı, denir.

Dijital okuryazarlık henüz çok az, dil bariyeri hakeza ne ki geleneksel katılım yöntemleri biz doğu halklarının aşina olduğu çareler.

Yüz yüze görüşmeler, referandumlar, oluşturulacak gruplarla tasarım toplantıları, atölye çalışmaları pekâlâ mümkün.

Her muhitin yaşayanı ancak bilir yaşanmışlıkları.

Benim ve benden büyüklerin hayıflandıkları mahallemizdeki ilkokulumuzun yıkılması, bize sorulabilirdi. Nasıl acı çektik artık yaşlanmaya başlamış ilkokul arkadaşlarımız toplandığımızda. Arada bir giderdim o çekingen çocukluğumu bahçesinde aradığım, sınıflarında, alt katındaki hademe odasında yaşayan Seher Hanım Teyze’nin, öğretmenlerimin, arkadaşlarımın da hatıralarını yıktınız. Oysa mahallemizi yutacakmış gibi ağzını açmış, çirkin, azman mimarili üniversite binasını bize mi sordunuz, oraya hilkat garibesi gibi dikerek.

Katılım pratiği pek yaşanmasa da bizim gibi toplumlarda, yaşadıkları alanın, mekânsal ve kültürel bağlamın farkında olmaları sağlanabilir. Halkın katılım kültürü ve kamu yararı bilinci geliştirilebilir.

Böylece sürece katma değer sağlanır.

Yönetim ve halk arasındaki iletişimsizliğin önüne geçilir.

Kolektif vizyon inşası sağlanır.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?