Reklamı Kapat

Eşik Değeri

İnsanlar ses dalgalarını belli bir aralıkta duyabiliyorlar. Bu duyum eşiği 20 hz ile 16000 hz arasındaki sesleri kapsıyor. Üstündeki ve altındakileri ise duyamıyor. Bu görme ve diğer organlar içinde geçerli, farklı aralıklara sahip olsa da hepsinin bir eşiği var. Bugün toplumun küresel ölçekte ve yerel ölçekte bu eşiklerin giderek daraldığı bir anlama ve karşılık verme boyutuna geldiğini görüyoruz. Yaşanan vahşetler karşısındaki duyarsızlık, katliamlar karşısında duyarsızlaşma, bireysel ve toplumsal ahlaki konularda giderek kayıtsız kalınması bu eşiğin çok daraldığı manasına geliyor. Belli bir oranda alışma ve üst eşik ve alt eşik olarak toplumsal vicdanın artık işlemediğini söyleyebiliriz. Bugün bu durum Müslüman dünya için daha içler acısı bir durumu işaret etmektedir.

İslam’ın Müslümanlara yüklediği en önemli sorumlulukların bile tahrip olduğu ve giderek sağcılığa ve onun muhafazakâr algısı içerisine hapsedilen İslam ve Müslüman kimliği bir daralma ve hızlı bir aşınma yaşamaktadır. Bu süreçte ulusal kültürlerin içerisine çekilen İslam anlayışı giderek şekilsel bir forma indirgenmektedir. Bunda sağ ve muhafazakâr iktidarların özellikle iktidarın devamı için dini bir araç olarak kullanma eğilimlerinin etkisi büyüktür. Bu şekilsellik hayatın içerisinde toplumsal ve bireysel bir aksesuar olarak taşınmaktadır. Hayatın içerisinde belirleyici hiçbir rol verilmeyen bu şekilcilikte sadece kültürel katkıları kullanılmakta ve bir kültürel im olarak sadece zaman zaman toplumsal ayırt edici olarak ulusal kültürün farklı renklerine karşı kullanılmaktadır. Kültürel bir zenginlik olarak, bütün bağlamlarından soyutlandırılarak sadece meta boyutu ile yetinilmektedir.

Elbette ki bu süreçte en önemli belirleyici olarak, İslam ile kendini ve konumunu belirleyen cemaatler, STK’lar ve siyasi hareketlerin kendilerine sunulan çeşitli ticari, siyasi veya kamusal iktidar nimetleri karşısındaki tavırları olacaktır. Şu ana kadar, bu imtihanı doğru bir şekilde verebildiklerini söylemek pek mümkün görünmüyor. Bütün bu yapıların sermaye olarak gördükleri İslam’ı müflis bir mirasyedi tavrı ile hoyratça harcadıklarını görüyoruz. Dünyanın birçok yerinde yaşanan kayıtsızlıkları bir bütün olarak ele aldığımızda yaşanan krizin ulusal ve küresel sonuçlarını görmek için sıcak bölgelere ve oralarda olup bitenlere karşı takınılan tavırların “menfaatler” bağlamında nasıl değişkenlik gösterdiğini görebiliriz.

Bu görüntüyü yakınlaştırdığımız zaman Müslüman kimliğin temsil ettiği ahlaki boyutla ilişkisini ve temsilinin sorunluluğunu daha yakından inceleyebiliriz. İslam’ı temsil noktasında yegâne örnek olan ve “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen bir peygamberin (s.a.s.) ümmeti olma bahtiyarlığını yaşaması gerekenlerin ortaya koydukları ahlak, bunun neresine denk düşmektedir. Seküler düzenin bütün nimetlerinden istifade etmek ve bunu sahiplenip içselleştirmek noktasında her türlü yola tenezzül eden bir kişinin bu temsili yapabileceği düşünülemez. Bugün böyle bir kişi ve bu kişilerden oluşan bir toplum ve de yönetim anlayışı hiçbir şekilde böylesi bir temsili hakkıyla yapamayacaktır. Ali Şeriati’nin, “En büyük ahlaksızlık doğruyu saklamaktır” sözü bu noktada önemli bir yer tutuyor. Bugün elde edilen menfaatlerin kaybolmaması adına hakikati saklayanların ahlakı, bu temsili yapamamaktadır.

Eğer bugün kendilerini bulundukları konum ve elde ettiklerinin bedeli olarak revize eden anlayışlar eli ile dünyaya bir model sunulacağını düşünen birileri sadece laf kalabalığı yapmaktadır. Çünkü bugün bu ahlaki, zihni ve iradi yoksunluktaki bir toplumun dünyaya, içinde bulunduğu topluma söyleyecek bir sözü yoktur. Nitekim sözler eylemler ile güç bulur, anlam kazanır. Bugün hem bir takım ön açılmaları ile kazanılan çeşitli imtiyazların oluşturduğu şımarıklık ayrı bir patolojik incelemeye ihtiyaç duyuyor. Bunun yanı sıra gelinen bu noktanın oluşturduğu düş kırıklığı da bir takım grupları daha marjinal boyutlara taşıyor. Bütün bu iki noktada ifrat ve tefrit boyutu ile bakıldığında, sonuç olarak aynı şekilde bu kimlik tahribatına hizmet etmektedirler. Kültürel nostalji yaşayan bir takım hasarlı zihinler zaman zaman geçmiş güzellemesi yaparak, romantik metinler ortaya koyarak hakikatin bu zamana düşen sorumluluğundan kaçış için yol göstermektedirler. Bunlar da algıyı kirletip, duyum eşiğini zedelemektedir.

Müslüman kimliğin tahribatında sağ iktidarların toplumu muhafazakârlaştırma eğilimi de bu eşiğin daralmasına, duyarlılıkların yitirilmesine etki ediyor. Bu eğilim iktidarların istikrarını sağlarken toplumsal mekanizmayı daha kolay yönlendirmeye de neden oluyor. Karşılıklı kazan kazan moduna giren iktidar ile toplumsal gruplar arasında girift bir ilişki doğuyor. Ve birbirlerinin menfaatlerini zedelemeden birlikte hareket edebiliyorlar. Böylelikle kamusallaştırılan yapıların farklı bir tavır takınmaları “doğru”yu/“hakikati” dillendirmeleri, açığa çıkartmaları da söz konusu olmuyor.

Onun için bugün sorumluluğu dünyayı güzelleştirmek ve güzel ahlak üzere varlığını inşa etmek olan Müslümanların, Müslüman toplumun kendilik problemini çözmesi gerekiyor. Yoksa İslam ile Müslüman kimlik arasında açılan “mesafe”yi kapatmak kolay olmayacak. Bugün kirlenen bu eşik değerini; yeniden düşünerek, anlamaya çalışarak ve hakikati açık seçik görünür, anlaşılır hale gelmesine gayret ederek temizleyebiliriz. Bugünün insanına, toplumuna düşen en önemli sorumluluk budur. Kolay tav olmaz ve hikmetli bir duruş sergilenip, izzetli bir yürüyüş gerçekleştirilebilirse en azından bu dünyaya gelecek nesiller adına bir “umut” bırakabiliriz. Hoşça bakın zatınıza…

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?