Reklamı Kapat

Hz. Hüseyin’in Kıyamı ve Kerbelâ (10 Muharrem)-1

Hz. Muaviye, daha hayatta iken kendisinden sonra iktidar mücadelesinin yaşanmaması için oğlu Yezid’i veliaht ilan etti. Ona karşı muhalefet etmemeleri için bütün vilayetlerin biatini aldığı gibi, Medine’nin ileri gelenlerinin biatini almak için bizzat kendisi Medine’ye geldi. Bu arada İbni Esir biat olayı ile ilgili ilginç bir olay anlatır. Buna göre; Hicri 50 yılında Muaviye, oğlu Yezid’i veliaht tayin etmiş, Şam ve Iraklıların, desteğini almış, ayrıca Medine’nin ileri gelen kişilerinden Hz. Hüseyin, Abullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Ömer’in biatini almak için mescide başlarında kılıçlı muhafız bırakarak biate karşı çıktıkları takdirde öldürmelerini belirterek kürsüye çıkıp biat istemiş ve Yezid’e bu kişilerin de biat ettiğini bildirmiştir. Halk onlara güvendiğinden biat etmiştir. Fakat burada yanlış olan bir durum var. O da Muaviye’nin göz göre göre yalan söylemeyeceğidir. Hz. Hüseyin ile Zübeyr ve Abdullah b. Ömer’in başlarında kılıçlı muhafızlar olduğu halde biat ettiklerini söylemelerinin Medine halkı tarafından anlaşılabilecek olması ve onların baskı altında olduğunu göreceklerdir. Yani başlarında kılıçlı kişilerin olduğunu Medine mescidinde görülmüyor mu? Bu nasıl düz bir mantık. Bu insanlar sıradan kişiler mi? Yani burada eksik olan ve mantığa uymayan bir durum söz konusudur.
Hz. Hüseyin, Muaviye’nin oğlu Yezid’i veliaht seçmesi üzerine halifelik düşüncesinin gerçekleşemeyeceğini görerek olaya tepki gösterdi. Hz. Muaviye’nin vefatının ardından Yezid’in halife olması üzerine biat etmedi. Bu arada halkta Yezid’in halifeliğine karşı büyük bir hoşnutsuzluk ve muhalefet vardı. Muhaliflerin aşırı baskısı ve Kufe halkının ısrarlı daveti üzerine Hz. Hüseyin, Kufe’ye giderek muhalefet hareketinin başına geçmek istedi. Çünkü o, hilafetin yavaş yavaş saltanata dönüşmek üzere olduğunu ve Emevi saltanatının kurulduğunu görüyor ve bunun engellenmesi gerektiğini düşünüyordu. Bunun üzerine Kufe’deki durumu incelemek ve biat almak amacıyla yeğeni Müslim b. Akil’i Kufe’ye gönderdi. Müslim, Hz. Hüseyin’e halkın onu desteklediğini, Kufe’de durumun uygun olduğunu bildirerek gelmesini istedi.
Bu sırada Kufe valisi Ensar’dan Numan b. Beşir’di. O, Kufe’deki bu yeni oluşuma müdahale etmediğinden Yezid tarafından görevden alındı. Yerine Ubeydullah b. Ziyad getirildi. Ubeydullah, Kufe’ye gelince, “Şehirdeki bütün yabancıların kendisine bildirilmesini, bunu yapmayacak kişinin evinin önünde çarmıha gerileceğini” bildirdi.
Bu arada Ma’kil adında bir Mevali, Müslim’in saklandığı Hani b. Urve’nin evine giderek Hz. Hüseyin’e biat ettiğini bildirdi. Daha sonra Müslim’e biat ederek yakınlaştı. Oradaki bütün olayları valiye bildiriyordu. Ardından Ubeydullah, Hani’yi tutuklattı. Hani’nin kabilesi olayı protesto edip sarayı kuşattılar. Valinin yanında sadece 30 kişi vardı. İsteselerdi onu yok edebilirlerdi. Fakat Ubeydullah’ın yanında Şia kökenli ama devlete yaltaklanarak siyasi ikbal uman kabile ileri gelenleri bulunuyordu. Onların halkla konuşmaları ve kadınların gelip kocalarını almaları üzerine halk dağıldı. Müslim, pazarda yalnız başına kaldı. Ardından yakalanarak idam edildi. Bütün bu gelişmelerden haberi olmayan Hz. Hüseyin yola çıkmıştı bile. Eğer o, olayı öğrenmiş olsaydı büyük bir olasılıkla yola çıkmayacaktı.
Yezid, zaten Hz. Hüseyin’in bir isyana girişeceğini bekliyordu. Casusların bildirmesi üzerine Kerbelâ’da Hz. Hüseyin durduruldu. Amaç, adamları ile bir araya gelmemesini sağlamaktı. Ayrıca Kufeliler, Emevilerin sert tepkilerini görünce korktular ve geri çekilerek Hz. Hüseyin’i yalnız bıraktılar. Hz. Hüseyin, Emevilerin komutanından, “Yezid’in yanına giderek sınır boylarında cihat etmek veya Hicaz’a dönmek için” izin istedi. Fakat ordu komutanı ve diğer Emeviler bunu kabul etmeyerek onun esir olduğunu ve esir muamelesi göreceğini belirterek kışkırttılar. Bunun üzerine Hz. Hüseyin, kendisine yapılan teslim olma telifini ret ederek 70 kişiyle bütün Emevi ordusuna karşı meydan okudu. Yapılan savaşı kaybederek şehit edildi.
Kerbelâ faciası 10 Ekim 680’de oldu. Hz. Hüseyin’e saldıran Emevi ordusunun komutanı Sad b. Ebi Vakkas’ın oğlu Ömer’di. Hz. Hüseyin 33 hançer yarası ve 34 darbe ile öldürüldü. Ölü, çırılçıplak soyuldu. Kafası kesilip Ubeydullah b. Ziyad’a gönderildi. O da elindeki sopayla Hz. Hüseyin’in dudağına vurdu. Dişlerini meydana çıkardı. O sırada orada bulunan Ebül Bereze el-Eslemi veya Enes b. Malik bu tavra karşı çıkarak; Peygamberin bu dudakları öptüğünü gördüklerini söylediler. Ardından kesik başları Yezid’e gönderdi. Kerbelâ’dan Şam’a gönderilen başlar şu şahıslara aittir: Hüseyin b. Ali, Ali b. Hüseyin, Abdullah b. Hüseyin, Abbas b. Ali, Cafer b. Ali, Osman b. Ali, Muhammed b. Ali, Ebubekir b. Ali, Abdullah b. Ali, Ebubekir b. Hasan, Kasım b. Hasan, Abdullah b. Hasan, Abdullah b. Akil, Ubeydullah b. Akil, Cafer b. Akil, Abdurrahman b. Akil, Muhammd b. Ebi Said b. Akil, Muhammed b. Abdullah b. Cafer, Avn b. Abdullah b. Cafer.” Bedeni, Emevi ordusunun atlarına çiğnetildi. Ölünün kılıcı ve elbisesi ganimet olarak alındı. Hatta iç çamaşırı bile alındı. Kerbela şehitlerinin naaşları Gadıriye’de gömüldü. Hz. Hüseyin ile birlikte öldürülenlerin sayısı 72 kişi idi. Hz. Hüseyin’i öldüren kişi Sinan b. Enes en-Nahai’dir.
Hz. Hüseyin’in kesik başına Yezid’in hakaret ettiğini ve elindeki sopayla azı dişlerini ve gözlerini dürterek hakarette bulunduğu kaynaklar belirtir. O sırada orada bulunan Zeyd b. Erkam veya Ebu Bereze el-Eslemi Yezid’e, “Çek o sopayı. Çünkü biz senin sopayla hakaret ettiğin dudakları Rasulullahın öptüğünü gördük. Ey Yezid! Sen kıyamet günü Allah’ın huzuruna İbn Ziyad’ın şefaatiyle çıkacaksın. Hüseyin ise Hz. Muhammed’in şefaatiyle çıkacaktır” dediler. Bu ikaz üzerine sopayı çekti.
Bazı kaynaklar ise Yezid’in Hz. Hüseyin’in başına hakaret etmediği bilakis oldukça üzüldüğünü, ağladığını ve başı getirenlere mükâfat vermediğini belirtmektedirler. Fakat bu doğru olsa bile genelde sultanlar olayın şiddetini azaltmak ve kendilerine yönelik tepkileri yok etmek için suçu adamlarına yüklemeyi tercih etmektedirler.
Hatta Yezid, Hz. Hüseyin’i kendisine sağ olarak getirmeleri durumunda ona saygı göstereceğini de belirtmiştir. “Ben sizin Hüseyin’i öldürmeksizin itaatinizden razı olurdum. Şayet benimle karşılaşsaydı suçunu bağışlardım. Allah, Sümeyye’nin oğlunu (Ubeydullah) lanet etsin. Hüseyin’in benden isteyecekleri çocuklarımın helakine sebep olsaydı bile ben elimden geleni ona verirdim. Ancak elden ne gelir ki!” O, Hz. Hüseyin’den kalan yakınlarına iyi davranarak bir anlamda suçunu hafifletmeye çalıştı. Medine’ye gönderilen Hz. Hüseyin’in başı annesinin mezarı yanında (Baki Mezarlığı’na) gömüldü. (Hz. Hüseyin’in başının gömüldüğü yer hakkında farklı rivayetler de bulunmaktadır.) Gövdesi ise Kerbelâ’da Beni Esed kabilesine mensup Gadiriye köylüleri tarafından diğer 72 kişiyle birlikte gömüldü.
Yezid, Hz. Hüseyin’in başına bakarak Hz. Hüseyin’in oğluna şöyle dediği rivayet edilir: “Bunun sebebi nedir biliyor musun? O, benim babam onun babasından, annem Fatıma onun annesinden daha hayırlıdır. Dedem Rasulullah onun dedesinden daha hayırlıdır. Ben de ondan daha hayırlıyım. O halde, bu işte (hilafette) ben ondan daha hak sahibiyim dedi. Babasının benim babamdan hayırlı olmasına gelince, onun babasıyla benim babam muhakeme oldu. Hangisinin lehine hüküm verildiğini herkes biliyor. Onun annesinin benim annemden daha hayırlı olduğu sözüne gelince, Allah için söylemek lazım gelirse, Resulullahın kızı Fatıma benim annemden hayırlıdır. Onun dedesinin benim dedemden hayırlı olduğu hususuna gelince, yemin ederim ki Allah’a ve ahiret gününe inanan hiçbir kimse aramızda Resulullaha denk ve ona eş değerde kimse olduğu görüşünde değildir. Hüseyin’in, kendisinin halifeliğe benden daha layık ve hak sahibi olduğu hususuna gelince; o, ‘Deki ey mülkün sahibi olan Allah! Sen mülkü dilediğine verirsin. Sen mülkü dilediğinden alırsın. Sen dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin. Hayır yalnız senin elindedir. Şüphe yok ki, sen her şeye kadirsin’ ayetini okudu.
Hz. Hüseyin’in davası sadece bir saltanat davası değil, aynı zamanda hilafeti asli fonksiyonuna, yani raşit halifelerin uygulamasına döndürmek istiyordu. Aynı zamanda Emevilerin baskı ve zulümlerine de bir tepkiydi. Fakat ihanet ve adamalarının korkması sonucu yalnız kaldı ve şehit düştü. Hz. Hüseyin’in şehit düşmesi ile birlikte Müslümanlar kesin olarak iki büyük fırkaya ayrıldılar. Bunlar; Şii ve Sünni’dir. Şiiler, Hz. Hüseyin’in öldürülmesini genellikle Sünnilerin üzerine atarlar. Bu tarihsel açıdan yanlıştır. Çünkü Hz. Hüseyin’i Yezid ve adamları öldürdü. Tamamen siyasi nedenlerle öldürüldü. Bu olayda hiçbir dini neden bulunmamaktadır. Ayrıca, o dönemlerde henüz Sünnilik oluşmamıştı.
Hz. Hüseyin’in şehit olması üzerine Emevilerle Şiiler arasına kan davası girdi. Bu kan daha sonra bütün Emevi saltanatı boyunca çoğalacak ve Emeviler bu kan denizinde boğulacaklardır. Şunu tekrar belirtmekte yarar vardır ki; Hz. Ali ile Muaviye ve Hz. Hüseyin ile Yezid arasındaki savaş dini değil hilafet, yani siyasi savaştır. Hz. Hüseyin’in Kerbelâ olayındaki hatası da şunlardır: “O, böylesine önemli bir eyleme girişirken yeterli bir plan yapmadı. Akil’in Kufe’de öldürüldüğünü duyduğunda geri dönmedi. Kendisine yapılan uyarılara kulak vermedi. Kufelileri yeterince araştırmadan onlara güvendi. Medine veya Yemen’e gitmesi durumunda bulacağı destek yerine ihanetleri ve kaypaklıklarıyla babası ile abisini yalnız bırakan Kufelilere güvendi. Savaşa giderken az bir sayıyla yola çıktı. Kufe’ye giderken neredeyse tüm aile efradını yanına aldı. Hâlbuki bir katliam durumunda Peygamber neslinin yok olması söz konusuydu.”
Hz. Hüseyin’in mazlum bir şekilde şehit edilmesi üzerine Medine’de isyan çıktı. Medineliler, buradaki Emevileri ve taraftarları sürdüler. Bunun üzerine gönderilen orduyla el-Harre denilen kayalık yerde Medine ile Şam orduları arasında savaş yapıldı. Savaşı Medineliler kaybetti. Suriye ordusu Medine’ye girerek bu Peygamber şehrini yağmaladı. Hatta birçok sahabe ve sahabe çocuklarını öldürüp, kadınlarını kirlettiler.
Bu arada Hz. Ali ve evlatlarını maceralara sürükleyen ve onların perişan olmalarını sağlayan Kufe için de birkaç söz söylemek gerekecek. Onlar; korkak ve sadakatsizdirler. Dönektirler. Eşrafları kendi şahsi çıkarları için Emevilere yalakalık yapmışlardır. Hz. Ali ve onun oğullarını maceralara sürüklemiş ve en sıkışık anında onları terk etmişlerdir. Kararsız bir tabiatları vardır. Bundan dolayı Kufe şehri battı ve bugün o şehir sadece kitaplarda vardır. Gerçekte böyle bir şehir kalmadı. Onlar, ihanet ve kararsızlıkların cezasını yok olmakla çektiler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Halil Er - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

03

Yusuf Yağlı - Medine’ye gönderilen Hz. Hüseyin’in başı annesinin mezarı yanında (Baki Mezarlığı’na) gömüldü.

Rica ederim şu noktalara dikkat edelim: 1- Hz. Hüseyin'in annesi diye bahsettiğimiz kişi Peygamberimizin "benim bir parçamdır" diye övdüğü Hz. Fatıma'dır. Lütfen adını anmaktan çekinmeyelim.

2- Hz. Hüseyin'in mübarek başı eğer annesinin mezarı yanında ise annesinin mezarı belli mi ki yer tayin ediyoruz. Ben şimdiye kadar Hz. Fatıma'nın mezarının nerede olduğuna dair ne birşey duydum ne okudum... Eğer yerini biliyorsanız buradan bizi de bilgilendirin....

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Kerbela faciası hakkında yazı yazmanız başlı başına güzel ve değerli birşey. Ancak Kerbela'nın öncesi ve içeriğinin analizi için lütfen perspektifinizi geliştirin. Yüzeysel ve mesnedi zayıf ve hatta hiç olmayan bilgilerden sakının. Zira tüm bunlar halkın zihninde yanlış şekilde yer edineceği gibi yarın mahşer günü de karşımıza yazdıklarımız sunulacak ve hesabı da istenecek...

Hayırlı çalışmalar dilerim. Allah zihinlerimizi ve kalplerimizi hakikati görmeye ve o hakikatin peşinden gitmeye bizleri muvaffak kılsın.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Eylül 22:01
02

Molla Kasım - "Hz. Muaviye, daha hayatta iken kendisinden sonra iktidar mücadelesinin yaşanmaması için" neden Yezid'den başkasını veliahd ilan etmedi? Hz Huseyne verdiği sözü neden yerine getirmedi/ Ömer bin Abdulaziz gibi liyakatli birini bulsaydı en azından... Oğlunun yüklendiği veballeri vesile olmuş olmadı mı?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 16 Eylül 01:58
01

Meyve - Hz.huseyinin ogluna yezidin cevabi Kuran i Azim i Şan la olmus..Allah diledigine mulk verir , diledigini zelil eder mealindeki ayeti dile getirmis zalim dili ile ...kimin zelil oldugunu tarih tartismasiz gösterdi...İmtihan devam ediyor : Agacin dallari ile tohum arasinda az biraz fark vardir... Rehavete luzum yok, meyve tadini muhafaza etmeli hep...Huseyinlere selam ve zafer olsun.amin

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Eylül 07:40

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?