Reklamı Kapat

Şehri yeniden kurabilse idik…

 Gelişmiş ülkelerdeki şehirler, katılımcı çözümlere çoktan odaklandılar.

Belediyeler, katılımcı yönetimlere uzun yıllardır kapılarını açtı.

Kamusal katılım eylemlerinde bulunan halk, bireysel katılım haklarını kullanmakta.

Bu konuda bilişim tabanlı platformlar oluşturup kentlerini yeniden tasarlayacak denli kentsel dönüşüm de söz hakkı elde edebilmekteler.

Bizim gibi geleneksel toplumlarda artık kaç zaman sonra akıllarına gelecek ki, halkın katılımı sağlanabilsin.

Hani şehri önümüze maket halinde bıraksalar.

Sadece orta yaşlı erkeklere değil; yaşlılara, engellilere, gençlere, kadınlara, yeniden kur bu şehri deseler.

Ne çok ayıklayacağımız, kaldırıp çöpe atacağımız, ruhumuza sıkıntı veren binaları uzaklaştırırız, kim bilir.

Sentetik çevreyi, doğal bir çevre ile değiştirir; fabrikaları, ofisleri, plazaları, AVM’leri, siteleri götürüp şehrin en arka sokağına bırakırdım.

Turizm, ulaşım nefes alır, hava ve görüntü kirliliği yok olurdu.

Parklara, bahçelere, ağaçlara, çiçeklere, küçük göllere, ırmaklara, değirmenlere, kütüphanelere, çeşmelere, imaretlere, sebillere, hamamlara, serinliklere, gölgelere, deniz kıyısı mescitlerine yer açardım.

Gündüz yanan sokak lambalarını, ayağı kopmuş bankları, kırık mezar taşlarını dert eden kamuya ihtiyaç sınırsız.

Şehirde yaşayan tüm insanlar sürece katılmalı, destekleyici eylemlerde bulunmalı, dizilerin uyuşturuculuğundan kurtulup fabrika atığının denize bırakıldığını üşenmeden gidip fotoğraflayabilmeli.

Kendi evi gibi sokaklara çekirdek kabuklarını, sakızları, çikolata kâğıtlarını, bira şişelerini atmamalı.

Mahallelerin yüzüne renk gelmesi için, işsiz hanelerin çalışma ortamları, sosyalleşmesi, barınabilmesi için de revize etme olanağı bulunabilmeli.

Belediye yardımları yerine, daimi iş için eline olta verilebilmeli.

Tıpkı uyuşturucu, alkol, sigara bağımlısı gibi yeme bağımlılarının göz önünden kaldırılmalı; restoranlar, fast foodlar, burgerciler.

Marifetmiş gibi plaza insanlarının aktığı restoranlar gidince; eziklik duydukları sefertaslarıyla evlerinden getireceklerdir sağlıklı yemekleri.

Tepeden inme güç ilişkilerinin belirlediği o insanı ezen azman binalar sürüldüğünde şehrin diplerine, eminim ruh hastalıkları da şifa bulacaktır.

Katılım pratikleri geçmişimizde olmasa da, her isteğimiz filtrelense de.

2018’de Madrid platformunda vatandaşların önerilerini hayata geçirmek amacıyla 100 milyon Euro’nun ayrılacağı duyurulmuştu.

Acaba İstanbul, kentsel yaşam kalitesinin geliştirilmesi hususunda Singapur, Stockholm, Helsinki, Reykjavik kadar çevre bilincine sahip mi diye durup düşünmekteyim elbet.

Gel vatandaş, haydi birlikte yapalım şu kentsel dönüşümü dense, o tecimsel esinlenme ile adım gibi eminim ki.

Değil bahçeli evler, apartmanları bile elinin tersi ile itip arsalarına dikmek isteyeceklerdir elli katlı gökdelenleri.

Ya da haydi arkadaş burada ticari nokta kur dense, acaba milyonda bir kişi çıkar mı, geleneksel çarşı yapmaya.

Klasik AVM’ye bile tenezzül etmeyip, azman AVM’lerin pis para kokan cazibelerine kapılacaklardır.

İş merkezlerinin, konutlarının büyüklüğünden insanların nefes almasına, yeşil hayatlara asla izin vermeyeceklerdir.

Şehir, mahalle, sokak can çekişmekte aldırmayacaktır.

O halde yerel yönetimler acilen bir çevre bilinci oluşturarak, şark toplumlarında da katılıma davet çıkarmalıdırlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?