Reklamı Kapat

Ömer’leri Mekke mi Medine düzeninde mi arayalım?

Bundan önceki “Balkanlar, Avrupa’da Adil Düzen ve bir soru…” başlıklı yazım üç bölümden oluşuyordu ve üçüncü bölüme şöyle başlamıştım: “Recep Tayyip Erdoğan AK Parti Eskişehir il teşkilatıyla bir araya geldiği toplantıda, ‘İlçelerimizin, ilimizin Ömer’lerini bulacağız. Ne demek; kanaat önderlerini bulacağız ve onlarla yönetimlerimizi oluşturacağız’ dedi. Halife Ömer denince ADALET (bize göre ayrıca ADİL DÜZEN de) akla geliyor. Bu konuda yazılacak o kadar çok şey var ki…” Evet, yazılacak çok şey var…

‘O halde yaz’ diyenlerden iseniz ve yarım yüzyıldan beri yazdıklarımızdan haberdar değilseniz, bilmem kaç bininci defa bir kere daha yazıp hatırlatmış olalım; Kur’an düzenini…

Bugünkü yazımızın başlığında sorduğumuz sorunun cevabı üzerinden yol alırsak, tüm sorunların çare ve çözümlerine daha kolay ulaşırız diye düşünüyorum…

Şöyle başlayalım ve soralım:

-Ömer’leri bulsak ve ilçelerimizde, illerimizde, ülkemizdeki “Mekke dönemi faizli zalim düzeninde” görev versek, onlar Halife Ömer’in “Medine dönemi faizsiz adil düzeninde” gerçekleştirdiği ADALETİ VE ADİL YÖNETİMİ gerçekleştirebilirler mi?

Yani…

-Bu zalim düzende Ömer’ler adaleti ve adil yönetimi gerçekleştirebilirler mi?

-Mekke düzeninde Ömer’ler adaleti ve adil yönetimi gerçekleştirebilirler mi?

-Medine olmadan Ömer’ler adaleti ve adil yönetimi gerçekleştirebilirler mi?

-Kur’an olmadan Ömer’ler adaleti ve adil yönetimi gerçekleştirebilirler mi?

Sebep…

Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Karar’da bugün (11 Eylül) yazdığı “Kur’an boşluğa sesleniş değil” başlıklı yazısında bu sebebe kendince teşhis koymuş: “Asıl soru şu: Müslümanlar uzun zamandan beri Kur’an’ın geliştirici-dönüştürücü öğretisinden neden koptular? Cevap gayet açık ve kesin: Çünkü kendi çağlarından koptular. Başından beri Kur’an, söylediklerini yaşanan gerçekler, olgular üzerinden söylüyordu. Şu hâlde o sözün, sesin bize ne dediğini anlamak için yaşadığımız çağı doğru okumamız, kavramamız gerekiyordu. İşte epeyce bir zamandan beri Müslümanlar kendi çağlarının gerçeklerini doğru okuyup analiz edemediler, edemiyorlar. Onun için de Kur’an ile geliştirici-dönüştürücü bir ilişki kuramadılar; hep lafızlarıyla, cümlelerinin gramatik yapılarıyla, literal anlamlarıyla uğraştılar. Bütün medrese öğretimi böyleydi. Bunun ötesine geçip, Kur’an’daki asıl geliştirici-dönüştürücü mana ve maksatları kavrama çabası göstermediler. Bugün de Kur’an’ı sanki 7. yüzyılda yaşıyorlarmış gibi okuyor ve öyle anlıyorlar. Ama 7. yüzyıldan buyana on dört asır geçti ve dünyada birçok şey inanılmaz derecede değişti. Kur’an olgular ve gerçekler üzerinden seslendiğine göre, bu değişimi göremeyenler Kur’an’ın kendilerine ne dediğini anlayabilirler mi?” Yazımızın başında ne dedik? “Kur’an düzeni…” Kur’an düzeni olmadan olur mu?

Mustafa Kutlu, Yeni Şafak’ta bugün (11 Eylül) yazdığı “Zoka” başlıklı yazısına şöyle başlamış: “Prof. Dr. İsmail Kara şöyle diyor: ‘Ülkemizin hiçbir meselesi yoktur ki İslâm ile münasebeti kurulmadan anlaşılabilsin ve çözülebilsin.’ Bu madalyonun bir yüzüdür.” Bu yazının tamamı üzerinde durulmalı; belki bunu da yaparız…

Ahmet Taşgetiren ve Yıldıray Oğur, bugünkü (11 Eylül) Karar’da, Ali Babacan ile görüşmelerini yazdılar. Bu bölüm Yıldıray Oğur’un yazısından: “1967’de Ankara İlahiyat Fakültesi’ne başörtüsüyle giren ve bu yüzden ihraç edilen ilk başörtülü üniversite öğrencisi olan halası Hatice Babacan’ın mağduriyeti üzerine de çok konuşmak istemedi. Onun bir hak ve özgürlük mücadelesi verdiğini söylemekle yetindikten sonra konuyu, kurulu düzene karşı çıkmak için yola çıkmış olan AK Parti’nin bugün kurulu düzen haline gelmesine ve bu kez başka kesimlerin hak ve özgürlük sorunları olduğuna bağladığı bölüm röportajdaki en dikkat çekici ve cesur analizlerden biriydi.”

Doğru Haber gazetesi yazarı Mehmet Göktaş, “Sevgili Reis, gelin bizzat siz kendiniz Ömer olun!” başlıklı bir yazı yazdı; belki bu yazı üzerinde de durabiliriz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?