Reklamı Kapat

Üretmeden tüketmek

Geçtiğimiz hafta S2000 Endüstriyel Mutfak ve Soğutma firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Aydın’la bir mülakat gerçekleştirdim. Aydın, söyleşimizin bir bölümünde dedi ki, “Türkiye’nin üretim kapasitesi yok ki. Üretmemiz gerekiyor. En büyük sorunumuz bu, çok üretmemiz gerekiyor. Üretmezsek dolar 1 liraya nasıl insin ki. Doları 1 liraya indirmek için çok üretmen lazım. Çok fabrika, çok fabrika, çok fabrika... Biz üretmeden lüks tüketmeye alışmış bir millet haline gelmişiz. Adamın cebinde 1 lirası yok, 10 bin liralık cep telefonu taşıyor. Bu ülke nasıl kalkınabilir ki? Çalışmayıp Almanya’dan daha lüks yaşayan bir ülkeyiz. Böyle bir şey var mı?”

"Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?" diye sorarsanız, ben de Aydın’ın “Üretmeden tüketmek” tezine sonuna kadar katılırım. Çağdaş dünya ve vahşi kapitalizm, insanlarımızın bünyelerini dönüştürdü, sosyolojik ve psikolojik olarak meydana gelen kırılmalarla, toplumumuz tamamen “tüketim” toplumu haline getirildi. Bu kırılmalarda kuşkusuz, sosyal medyanın ve televizyonun çok büyük etkileri var. Oturup kalkmalarını, kılık kıyafetlerini, hayatlarını biçimleme tarzlarını tamamen üzerlerine boca edilen medya kültüründen edinen insanlarımız, vahşi kapitalizmin “tüketim” hırsıyla bezeniyorlar. Özellikle büyükşehirlerde mantar gibi türeyen AVM’ler, bu hırsın körüklendiği ve alışverişin kutsallaştırıldığı mekânlar haline getirilmiş durumda. İnsanlarımızın cüzdanlarındaki paraya bakmadığı, maaşlarının yetip yetmeyeceğine aldırmadığı bu alışveriş hırsı, cebimizde olmayan paranın kendimizinmiş gibi harcandığı kredi kartlarının şişirilip toplumsal facialara dönüştüğü bir boyuta taşınmış durumda. Dikkatimizi çekiyor, televizyonlarda yayınlanan reklamların büyük ağırlığını banka reklamları ve kredi kartları oluşturuyor. Bunun elbette bir nedeni olmalı değil mi? Vahşi kapitalizmin, insanlarımızın cüzdanlarına sokuşturduğu kredi kartları, “harcama kültürü” olmayan insanlarımızın kendi üzerine doğrulttuğu her an patlayacak bir silah gibi…

Ne yapılsa olmuyor… Kredi kartlarının borç bataklığında debelenen insanlarımız, bu borçları ödeyebilmek için, bir başka bankanın kendisine “ödeme kapasitesi olup olmayacağına” bakmaksızın bol keseden sunduğu başka bir kredi kartıyla sıfırlamaya çalışıyorlar. Ne yazık ki, “asgari tutarını” bile ödeyemedikleri kredi kartlarının borç sarmalından kurtulamadıkları gibi, birkaç bankanın da haciz sarmalıyla yüz yüze geliveriyorlar.

Sedat Aydın, “Adamın cebinde 1 lirası yok, 10 bin liralık bir cep telefonu taşıyor” derken, insanlarımızın kanaat kültürünün yok olduğuna, üretmeden lüks tüketmeye alıştırılan bir toplum haline getirildiğimize vurgu yapıyor.

Vahşi kapitalizmin ahtapot kolları altında, tüm değerlerini medyanın kendilerine sunduğu kahramanların hayatlarına bakarak, hiçbir kaygısı olmayan dizilerdeki lüks yaşamların gölgesinde biçimleyen insanlarımızın bünyelerine zerk edilen bu tüketim hırsının toplumumuzun en ince kılcal damarlarına kadar yaptığı tahribat, muhakkak ki, sosyolojik nitelikte araştırılmalı, soruşturulmalı, teşhis ve tedavi yöntemleri ortaya konulmalıdır.

İki cihan serveri Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), “Kanaat en büyük hazinedir” buyuruyor. Yeniden kanaatkâr bir toplum olabilmenin formüllerini aramak zorundayız. İnsanlarımızın ruhunda açılan yaraları tedavi edebilecek yöntemleri bulmalıyız. Bu yöntem de sadece ve sadece “Ahlak ve maneviyatın” öncelenmesiyle mümkündür.

Bunu başaramazsak, egoist, hedonist, bencil, kanaatten uzak insan tipleri toplumumuzda türemeye devam edecek ve maalesef bu gidiş sosyal olarak geriye dönüşü olmayan bir çürümeyle neticelenecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?