Reklamı Kapat

Erdem ve yönetim

Bana verdiğin vazifeyi yerine getirebilmek için, aşırı soyut akıl yürütmelere başvurmayı gerekli görmüyorum. Bazı hakikatler vardır ki sadece ikna etmek yetmez, bunları hissettirmek de gerekir. Ahlakla ilgili hakikatler de böyledir.”

Özbek’in İsfahan’daki Mirza’ya yazdığı “XI. Mektup”un girişinin ikinci paragrafındaki cümlelerdir bunlar. Ancak küçük bir hikâyenin anlatılması “mahir bir felsefeden” daha çok etkileyeceğini de belirtir.

Temsili hikâyenin geçtiği yer Arabistan ve burada Trogloditler adındaki soydan gelen küçük bir halk yaşarmış. Bunlar o kadar kötü, o kadar vahşilermiş ki, aralarında hakkaniyet ilkesi olmadığı için adalet de yokmuş. Doğalarından kaynaklanan kötülüklerini düzeltmek isteyen yabancı menşeli bir hükümdar onlara çok sert davrandığı için ona tuzak kurup öldürmüşler, bütün ailesini de yok etmişler. Sonra kendi aralarında, tartışarak bir yönetim belirleyip yüksek görevliler seçmişler, ama dayanamayıp onları da katletmişler. Bu yönetim boyunduruğundan kurtulunca, artık doğal vahşiliklerinden başka bir şeye bağlanmamaya, hiç kimseye itaat etmemeye, herkesin başkalarının menfaatlerini gözetmeden sadece kendi menfaatlerini kollama konusunda anlaşmaya varmışlar. Hayatlarının bütün alanlarında vardıkları anlaşmanın gereğine göre yaşamaya başlamışlar. Ne var ki, bu kötülüklerinin, bu adaletsizliklerinin sonucunda yok olurlar.

Fakat bunların maruz kaldığı akıbetten, çok farklı yaşayan iki kişi kurtulur. Bu iki kişide “insanlık” olduğu için, hem kalplerinin doğruluğu hem de öteki insanların yozlaştıklarını gördüklerinden genel yıkıma üzülmüşler. Bu durum onların yeni bir tür birlik oluşturmalarının gerekçesi olmuş. Ortak menfaati gözeterek hareket ediyorlarmış. Aralarında huzurlu, sevgiye dayanan bir “dostluğun neden olabileceği anlaşmazlıklardan başka anlaşmazlık” söz konusu olmuyormuş. Bu erdemli ellerin işlediği toprak adeta kendiliğinden bitek bir hale gelmiş.

Aile bireyleri arasındaki sevginin yanında, tüm dikkat ve çabalarını çocuklarını erdemli yetiştirmeye hasretmişler. Çocuklarına, yurttaşlarının maruz kaldığı felaketleri ibret olarak anlatıyorlarmış. Özellikle onlara “bireyin menfaatinin asla genel menfaatten ayrı olmadığını, genel menfaatten kopmak istemenin felakete koşmak olduğunu, erdemin bizlere pahalıya mal olacak bir şey olması gerekmediğini, erdeme asla yorucu bir iş olarak bakmamak gerektiğini, başkalarına adaletli davranmanın kendimize merhamet göstermek olduğunu” hissettirip anlatıyorlarmış.

Kısa sürede erdemli babaların mutluluğuna, kendilerine benzer çocuklara sahip olma mutluluğu ya da tesellisi eklenmiş. Giderek bu minval üzere yetişen halkın sayısı, erdemli ve mutlu evlilikler sayesinde artmış, ama birlikleri, beraberlikleri asla sarsılmamış. Erdem de, zayıflamak şöyle dursun, aksine iyi örnekler çoğaldıkça güçlenmiş.

Böyle adaletli bir halk Tanrı’nın da sevdiği bir topluluk olmuş. Halk, Tanrı’nın varlığını gerçek anlamıyla kavradığı nispette, ondan korkmayı da içten kavramaya başlamış. “Din, doğanın fazla haşinleştirdiği gelenekleri yumuşatmış.”

“Adaletsizlik ile erdem arasındaki savaş böyle cereyan etmiş. Salt ganimet peşinde koşan korkak halklar kaçmaktan utanmamışlar.”

(Montesquieu, İran Mektupları, çev. Berna Günen, Türkiye İş Bankası Yayınları, II. Basım, 2017 İstanbul. s. 15-20.)

Yönetim ve erdem ilişkisini bir sonraki yazıda irdeleyeceğiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?