Reklamı Kapat

40 dakika koridoru

Aile bize okulun önemini anlatmaya çalışır ki okul hepimize ailenin gerekliliğini hakkıyla kavratabilsin. Okul sınıf adı verilen odalardan oluşur; içinde eğitim alan öğrencilere ev sıcaklığını her an hatırlatsın diye. “Sınıfta pencere de neyin nesi?” diye merak edenler olabilir, hemen söyleyelim: Eğitimin hayattan kopuk olmadığının en somut göstergesidir pencereler.

Öğrenci bakışlarını her ne kadar pür dikkat tahtaya yöneltse de pencereleri dikiz aynası veya kelebek camı gibi kullanmadan geçmez. Pencereden ders esnasında görünen dünya ile öğretmenin tahtada anlattığı dünya arasındaki mesafeyi göz ucuyla takip eder öğrenci. Öğretmen bulunduğu yerden gözleriyle bir sınıfı dolduran öğrencilerin müşterek fotoğrafını çeker. Bu hepsinin tek bir karede eşitliği simgelediğinin resmidir. Bir tür aile fotoğrafıdır bu.

Geç de gelse sabahleyin sınıf kapısından içeriyle mahcup bir süzülüşle giren çocuk, olmadığı zaman o fotoğrafın eksik kalan parçası gibidir. İdareden alınan “Geç Kâğıdı” öğrencinin geciktiğinin ifşası değil, geçebilirliğinin onayıdır. Zaten idare dediğimiz birim de öğreninceye kadar öğrenci hatalarını tolere edildiği yerdir.

Şu ifadeye bakın ne kadar sıcak ve anlamlı: Okul Aile Birliği! Okulla aile arasında eğitime dair iş birliğinin tabelasıdır bu. Makbuz kesme merci değil! Okul aileye, aile okula çimento vazifesi görürse “birlik” tesis olur. 40 dakikalık ders öğrenci zihninin vakte ait dolanım ve salınım alanıdır. Öğretmenin zihni de bu “kırk dakika koridoru”nda tur atar.

Hiç de az bir şey değildir bu vakit. Anneler babalar evde çocuklarına herhangi bir terbiyevi konuda kırk dakikalık bir zaman ayırabiliyorlar mı acaba? Hiç sanmıyorum. Üstelik bir öğrenci günde en az altı yedi kez bu “kırk dakika sahası”nı öğretmenleriyle birlikte dolaşıp turluyor. Anneler kızlarının aklına nereye kadar refakat edebiliyorlar acaba? Babalar oğullarının duygularına tercüman olabilecek vakti bulabiliyorlar mı?

Sınıfın kapısı ders esnasında kapalıdır; öğrencilere hayat boyu yeni yeni kapılar açmak için. Bir parantezi kapatır gibi kapatır sınıfın kapısını öğretmen. İstenmedik bir konuyu ya da yorgun bir göz kapağını kapatır gibi. Tahta karadır; Kâbe örtüsü gibi, hakikate ve istikamete işaret eder. Tahta yeşildir; sınıfı bir ilim ve irfan bahçesine dönüştürmeye çağrı olsun diye. Şimdilerde daha çok akıllıdır tahta, asıl marifetin akılda değil aklı kullanmada olduğunu hatırlatmak için.

Akıl bilgiyi kancasına takan bir olta gibidir. Marifet oltadaki bilgiyi zayi etmeden ve kendine de zarar vermeden alabilmektedir. Tahtadaki konunun ismi ne olursa olsun bütün konular insanın kendisi ile arasındaki sorunları çözmek için ortaya atılmış arabulucu ifadelerdir.

Sınav diye bir şey vardır, bu “40 Dakika Koridoru”nda hayatı hakkıyla yaşama provasını doğru oynayıp oynamadığımızı anlamak içindir. Her imtihanın neticesinde alınan not aslında adına kader denen akıbetimize düştüğümüz nottur. Kalmak yoktur, herkes bir şekilde geçer; fakat geçip gittiği yer farklıdır. Kimi kısa vadeli mutluluğu, kimi uzun vadeli mutsuzluğu seçer. Uzun vadeli mutluluk vaat eden bir yaşam koçu çıkmadı şu dünyada. Bilgelerin ve hakikat ehlinin söylediği şey üzerinde bir teşehhüt miktarı durmak lazım: “Sonsuz, ebedi mutluluk”.

“Öğretmenim, bana kaybetsem de kazansam da mutlu olacağım adresi hiç olmazsa haritada gösterir misin?”, “Şeker dedim, ama hiç şeker yemedim; yemediğim şekeri bana yemişim gibi anlatır mısın?”, “Elime bilgi adlı bir ip tutuşturdun, ama bu ipi nereye bağlayacağımı söylemedin, ipi bağlayacağım ucu, ipucu neresi gösterir misin?”…Bunlar öğrencilerin defterlerinden ya da yazılı kâğıtlarından değil, yüzlerinden okunan ifadelerdir. Başarı denilen şey bir öğrencinin yüzünü temize geçmesini sağlayamaz. Huzur bilgisi, mutluluk kültürü ve iç barış eğitimi gibi dersler olması gerekiyor.

Veli toplantısı ismini de değiştirmekte fayda var; öğrencilerin notlarına dair “veri toplantısı” demek daha isabetli olur. Öğrenci velileri adlarının çağrıştırdıkları “dost” sıcaklığını dışarıda bırakıp öğrencilerin rakamsal hâsılalarını en yüksek rayiçten toplayıp gitmeye odaklanmışlardır. Veliler öğretmenlere çocukları ile ilgili mizaçlarına yönelik zor durumları ve kör noktaları bildirip bilgilendirebilirler. Veli toplantıları öğretmenin velilere not dökümünden ibaret değildir, velilerin de öğretmenlere çocukları ile ilgili ev hallerinin ve ev dışı durumların notlarını sunmaları gerekir. Notlar zaten öğrencilere dönem içinde çeşitli şekillerde fazlasıyla duyurulmaktadır. Bunun için üstelik e-okul diye bir şey vardır.

Bu kadar veri akışına rağmen öyleyse ne diye hâlâ karne diye bir şey var diyebilirsiniz. Sayın ki o da bir amel defteridir. Karne yerine ne verilebilir öğrencilere? Pekâlâ, daha çok terbiye verilebilir, yaşadıkları ortam ve zamanla ilgili güven verilebilir. Diyelim ki bunları da verecek imkânımız yok, yaşadıkları talihsizlikler karşısında onlara moral verebilir o da olmazsa şayet “gelecek siz gençlerin olacak ve biz de yanınızda olacağız” deyip söz verebiliriz!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?