Reklamı Kapat

Belki de…

Belki kimse anlamadığını kabul etmek istemiyordur. Belki anlıyordur da kabul etmek istemiyordur. Anlamak bile gerekmiyordur belki, kabul etmek gerekiyordur. İnanmak ve yapmak gerekiyordur.

Sanrılar vardır ardında bir ömür... Bir ömür sancılı... Belki bir ömür anlayışların, anlamayışların, inanışların, kılışların; sancıların hancısıyız.

Belki Allah insana bu kadar hoyrat olması için hitap etmemiştir. Gerçekten anlamak, anlamaya çalışmak, insanca bakmak, insanı kabul edebilmek gereklidir belki.

Belki ayetler sadece bize, bizzat bize hitap ediyordur. Belki içinde bulunduğumuz duruma işaret ediyordur. Belki o ayetler birbirimize laf atıp durmamız için gönderilmemiştir. İçinde bulunduğumuz durumu meşrulaştırmak, içinde bulundukları durumu yermek, düşman kabul edilene sıfat bulmak için gönderilmemiştir belki. Ayetlerin kastettiği sıfatlar bizimdir belki. Yediremiyoruzdur.

Belki kişisel ve kitlesel ihtirasları hep bir başkasına yakıştırıyorsunuzdur. Elinizde olsa Amerika’yı fethedecek ve oraya elinizde olmayan adaleti götürmeyi deneyeceksinizdir. Belki aynı Amerika göstermiştir; olmayan adalet götürülmüyor başka topraklara. Ama kişisel ve kitlesel ihtiraslarınız...

Belki adalete olan kininiz sizi bir topluluktan ayırmıyordur. Öylesine uzak düşmüşsünüzdür insanlıktan ve öylesine bağlısınızdır topluluğunuza. Belki asli deliliniz ayrılmadığınız o topluluğun lideridir. Hüküm ve adaleti insandan bekliyorsunuzdur belki.

Belki toplulukların doğrusu bireylerin doğrusu olmak zorunda değildir. Belki yanlış bir tarihe mal olmuştur. Yanlışla bezeli bir tarihin izinden gidiliyordur belki. Doğrudan müteşekkil bir tarihin istisna yanlışları şiar ediniliyordur belki de.

Belki sistemin bir parçası olarak sistemi alt etmek mümkün değildir. Belki bunun sistem içinde bulunup bulunmamakla alakası yoktur. Sistemin suyunu içmekle, havasını solumakla da alakası yoktur belki. Suyunu solumak, havasını içmekle alakası olabilir.

Belki o sistem denen şeyin içerisinde anlamsız bir bürokrasiye kurban gidiyoruzdur. Konulduğu kabın şeklini alabilen varlıklar gibi. Belki ben Kürt gibi düşünüp Türkçe konuşuyorumdur da siz memleket soruyorsunuzdur. Oysa görmek için yokluğa sarılmak yahut kurşun yemek yahut yasaklanmak yahut dili tutulmak gerekmez. Belki siz de din adına konuştuğunuzda en baba dindar olmuyorsunuzdur.

Belki kervan yolda düzülür diye diye yakmışızdır bütün kervanları. Örnekler, örneklikler kısır kalmıştır. Belki gerçekten sevmemişizdir birbirimizi. Kardeş bile olamamışızdır belki. Bir umut idiyse kardeş olmak, mafyaya bırakmışlardır yaşamakla birlikte.

Belki gerçeğin mümkün bile olmadığı zamanları yaşıyoruzdur. Gerçek kilitli kapılar ardında kalmıştır belki. İnsan ruhunun, insan zihninin çok uzağında. Belki adı bile anılmak istenmiyordur. Adı akla bile gelmiyordur ve ihtimal dâhilinde değildir belki de gerçek. Belki gerçeği gündüzcesine örten bir iblis güzelliği her cihetiyle saldırmıştır üzerimize.

Belki hayatını iğfal ettiğiniz bir genç adam Edirnekapı'da temsili olarak diktiğiniz her bir taşın başında durup, ellerini kaldırıp dua okuyordur.

Belki hayattaki tek sızınız, varsa vicdanınız onu teskin etmek için diktiğiniz anıtlardır.

Belki hayat adına neye maruz kaldığının farkında bile olmayan bir Şenol usta, kış aylarına denk düşen her hafta sonu lokantalardan artık ekmek toplayıp Kadıköy rıhtımından Sirkeci rıhtımına kadar tutam tutam martılara atıyordur.

Belki birkaç Kemalist’ten gayrı ülkeyi dert eden yoktur. Belki birkaç sosyalistten başka kendini dert eden yoktur. Belki birkaç Müslüman’dan başka insanları yahut insanlığı dert eden yoktur. Belki yanlışı hayat felsefesi eyleyenlere karşı ses çıkaran birkaç insandır. Belki doğrusunu onlar da bilmiyordur. Ama en azından yanlışı fark ediyorlardır ve yanlış olduğunu söylüyorlardır özgürlükleri pahasına belki.

Belki kemikler ve molozlar arasından çıkıp güneye doğru uzanan uçsuz bucaksız yolda ağır aksak, hatta topallayarak yürüyoruzdur. Ve üstelik çıktığımız da değil düştüğümüz yoldur burası. Yanan bir memleketi terk etmiyoruzdur da yokluğumuz bir memleketi yok etmeye yetiyordur. Çünkü surlarla yani betonlarla ve insanlarla kuşatılmış şehirler, özgürlükten başka, çok başka şeyler anlatıyordur. Belki insan, canından da kurtulunca özgürleşiverir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Fuat - MUHASEBE METODU OLARAK DEĞERLENDİRİYORUM. BÜTÜN KULAKLARA DEĞMESİ TEMENNİSİYLE. EY NEFSİM BELKİ DE...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Eylül 11:52

İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?