Reklamı Kapat

Devrin münevveri…

Kimselere nasip olmayan uzunca bir tek başına iktidar döneminin ardından yükselmeye başlayan “biz nerede yanlış yaptık?” serzenişleri ve “beklediğimiz neticeleri alamadık” sitemleri, belki de yaşananların bir özeti niteliğinde. Eldeki tüm imkanlara rağmen, nasıl olup da istenen sonuçlara ulaşılamadığına dair sesler yeni yeni yükseliyor ama hala çok cılız seviyelerde.

Çünkü iktidarın güdümündeki medya, Türk medyasının büyük bir bölümünü oluşturuyor ve haliyle bu çatlak sesler de kitlelere yansıtılmıyor. Kitlelere pompalanan algılar, ne kadar da müthiş başarılar kazanıldığı, herkesin bizi kıskandığı ve tuzaklar kurduğu, siyasi iktidarın hiç görülmemiş derecede parlak bir karnesinin olduğu gibi “üretilmiş gerçekler”den ibaret.

Halbuki, güç ve iktidarla imtihan edilmeden önce Türkiye’deki İslami kesimin bu ülkeye ve sorunlarına dair birtakım çözüm önerileri ve idealleri mevcut idi. Ekonomik ve siyasi bağımsızlık, küresel kapitalizme ve emperyalist yamyamlara karşı bir başkaldırı, hayatın her alanında adaletin gözetilmesi, herkese adil yaklaşılması, işin ehline verilmesi, torpil ve adam kayırma yerine ehil olmanın ve liyakatin gözetilmesi, ihaleler dağıtarak kendi yandaşlarının ihya edilmemesi, israf ve her türlü gösterişten bilhassa kaçınılması, insanlara hor gören, küçümseyen, aşağılayan ve terbiyeden yoksun bir ekabirlikle değil de nezaket ve saygıyla yaklaşılması vs vs..

Bugün gelinen noktada, ayan beyan ortada olan marazlara, yanlışlara, hatalara rağmen hala “kol kırılır, yen içinde kalır” tuhaflığıyla meseleye yaklaşan bir kitlenin varlığı, en başta savunmak zorunda hissedip her durumda sahiplendikleri iktidar sahiplerine zara veriyor. Ancak daha da önemlisi, bu anlamsız tutum, bu ülke insanına zarar veriyor.

Yapılan yanlışları ne elle, ne de dille düzeltmeye çalışmayıp, her seferinde “kalben buğz” ederek durumu geçiştirince, bu yanlışlar büyüyor büyüyor ve içinden çıkılmaz hale geliyor. Böyle olunca da, anlamsız bir sahiplenmeyle “bu iktidar düşerse, din elden gider” cinsinden ilkelce önermeler üretmeye girişiyorlar.

Geçen gün bir tartışma programında, siyasi iktidarın münevverlerinden sayılan birisi, zımnen ortadaki başarısızlık manzarasını kabul edip, sorumluluğunu “350 aileden mürekkep bir tarikat” diye kast ettiği TÜSİAD’a atıverdi. Daha birkaç sene öncesine kadar siyasi iktidar güzellemelerinden geri durmayan, iktidarın Amerikancı ve AB’ci tutumunu sonuna kadar desteklemiş olan TÜSİAD! Tek başına iktidarı giderek “mutlak iktidar” seviyesine getirmiş ve yeni sistemle de iktidar gücü üzerindeki denetim mekanizmasını da rafa kaldırmış olan siyasi iktidarın, 17 senelik sürede istenen neticeye ulaşamamasının sorumlusu meğer TÜSİAD’mış!

Daha önceki dönemlerdeki bir iktidar bunu söylese, gerçeklik payından bahsedilebilirdi belki. Ancak içinde yaşadığımız dönemde böylesi bir gerekçeyi ciddi ciddi ortaya koyabilmek gerçekten de komik kaçıyor. Münevver veya aydın edasıyla cümleler kurup da, gerçek bir aydının göstermesi gereken fikir namusundan en ufak bir iz bile sunamamaktır asıl mesele.

Asıl mesele, ayan beyan ortada duran ve gün geçtikçe derinleşen toplumsal kutuplaşmayla da başarısızlığı belgelenen “siyaset tarzı”nın eleştiri konusu bile yapılamamasıdır. Adeta bir kutsiyet atfedilen siyaset tarzını bu derece içselleştirenler için her eleştiri “hainlikle”, “bozgunculukla”, “ümmeti bölmekle” değerlendiriliyor haliyle. Yanlışları, hataları görüp de hala “zaman lazım” diye bahane üretmeye devam ediliyor.

Gerçeği görüp de görmemezlikten gelmek de anca bu devrin münevverlerine(!) yakışır herhalde.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?