Reklamı Kapat

Son kâse aşure

Bir sembol bir şeye işaret eder ya da başka bir şeyi temsil eder. Dolayısıyla aslolan belirli imgeleme dayanarak anlam aktarımını sağlamak, ortak bir hafızaya dikkat çekmek, düşünsel bir ayrıcalığa hitap etmektir. Retorikten matematiğe, sanattan felsefeye insan her dönem sembollerle bir çeşit kültür biçimi ortaya koyarak kendine has bir iklim oluşturur.

Ancak bir sembol bireysel ve toplumsal farklılıklar sebebi ile farklı çağrışımlar yapabileceği gibi kaynağından koparak anlam kargaşasına da sebebiyet verebilir. Özellikle toplumsal bağların üzerine bina edildiği ritüeller, gelenekler, adetler “zamanın ruhu” karşısında bozuma uğrayabilir. Bundan dolayı bazen sembolün yapmış olduğu çağrışım bütünüyle kaybolabilirken bazen de çağrışım gücü zayıflayarak toplumsal bütünlük adına “klişe” olarak muhafaza edilir. Sembol, aslına uygun olmasa bile paylaşma, yardımlaşma, başkasını gözetme, iyilik yapma, hayır dua alma gibi argümanlarla taklit edilir.

Diğer taraftan birtakım selefi düşüncelerle zayıflatılmaya çalışılan sembolik kompozisyonda “asla dönüş” gerekçesi ile dini-toplumsal, dini-kültürel, dini-geleneksel yapılar hunharca katledilmeye çalışılmaktadır. Dinde o yok, bu yok, şu yok derken, bir ihya çabasına girerken(!) yüzyılları alan ince işçilikler, ince düşünceler tek çırpıda yok sayılabilmektedir. En basitinden camiler için kullandığımız Selçuklu, Osmanlı gibi mimari motifleri, türlü tesettür örgülerini, müzikal dinletileri, folkloru, şehir tasarımlarını, dil faaliyetlerini, şiiri, aşkı alelade bir remzi olarak görmek tam anlamı ile insan ruhunu ıskalamaktır.

Başka bir yönü ile de sembolik düşünceye darbe vuran sebep olarak “görgüsüzlüğü” işaret edebiliriz. İnsanları bir araya getiren amil sebeplerin yerini prestij, sosyal statü, gösteriş gibi egosantrik eksen kaymaları aldığında sembol tüm benliğiyle ile anlam dağarcığından sıyrılır. Örneğin, bir aile kurmak için ortaya çıkarılan prosedür, mali külfet, moda yahut haz biçimleri nikah ve düğünün maksatlarını fütursuzca aşarak sembolizmi yıkmaktadır.

Bu minvalde orta yolda olmak, itidali sağlamak sembolik düşüncenin de temelini oluşturur. Yeni Hicri yıla girdiğimiz, Muharrem ayını idrak ettiğimiz bu zaman diliminde Aşure Günü’nün, 10 Muharrem’in tılsımına ilişkin bir vasatın oluşmasının gerekliliğine ilişkin bir yaklaşım herkesi rahatlatacak, bir nefes aldıracaktır.

Efdali teneffüs edile dursun, 10 Muharrem bir bilinç olarak önemli bir semboldür. 10 Muharrem muhtelif peygamberlere atfedilen nezih ve ihsan hallerden, Hz. Hüseyin’in şahadetine varan hüznün nişanesidir. İnsan kokuludur 10 Muharrem, bir yandan heyecan ve coşku yaşarken diğer yandan gözyaşlarını akıtır. Bir yandan aklıselimliği çabalarken diğer yandan kalbi selimliğin peşine takılır. Her yıl faklı bir şemsi güne serper 10 Muharrem, dört mevsimini de yaşatır. Bazen sıcak yüzünü gösterir, bazen de serin.

Dolayısıyla Aşure Günü denilince sadece aşurenin içine katılan buğdaydan, nohuttan, fındıktan, elma kurusundan dem vurmak sembolizmi yakalayamamaktır. Görsel idrakin egemenliğinde zamane kuruntuların esaretinde “dolaylamanın hikmetini” kavrayamamaktır.

Diğer yandan aşureyi bir çeşit lezzet hedonizmine çevirmek yahut salt alışılagelmiş bir kültür bayağılığına indirgemek sembolizm nazarında insana hakarettir. Bunun içindir ki itidal, insanın en büyük gücüdür. İtidal olmadan, düşüncede nezaketi sağlayamadan bir tür sembolik çağrışımın oluşturulmasının, onun bir hafızaya dönüştürülmesinin ve geleceğe aktarılmasının imkânı yoktur. İfrat ve tefrit çabalarıyla maalesef insan kendine yazık eder.

Bütün bu göstergeleri ile sembolizm insana bir edep, görgü biçimi sunar. Farklılığın farkına varmasını sağlar.

Lütfen, son kâse aşureye dikkat kesilebilir miyiz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?