Reklamı Kapat

Mesafenin Nedenleri ve Etkileri

Modern dünyanın bütün her şeyi dönüştürdüğü bir nokta da elbette Müslümanlara da müdahale etmemesi düşünülemezdi. Nitekim bu müdahale ilk başta pek etkisini göstermedi ancak milenyum ile birlikte bu müdahalenin giderek etkisi arttı ve değişimin ağır faturası da yavaş yavaş ortaya çıktı. Gerçekleşen müdahalenin en önemli boyutu hayat tarzına ve Müslüman kimliğe doğrudan etki edecek bir şekilde onun kılcal damarlarına doğru yapılmış olmasıydı. Burada Müslümanların bu müdahaleye nasıl bir karşılık verecekleri ve varoluşlarını nasıl gerçekleştirecekleri önemli sorular olarak duruyordu. Ancak bugün görünen o ki bu soruların cevap bulmuş hali hiç de iç açıcı değil ve meselelerin ele alınış biçimi, sorunu algılama biçimi de gelecek adına umut verici değil.

Çatışma bölgelerinde yaşayan Müslümanların durumu ve azınlık konumunda bulunan Müslümanların geçirdikleri sarsıntıların boyutu daha yıkıcı olurken, bu atmosferin dışında yer alan coğrafyalarda ise tamamen bir yozlaşma ve kokuşmanın izlerini sürebiliriz. Bu iki süreçten ilkinde çatışma ve şiddetin sarstığı Müslümanların hızla bu sarsıntıdan kurtulmak için kimliklerinden vazgeçebilecek bir konuma gelmiş olmaları; ikincil olarak da yöneticilerin eliyle, ya da toplumsal etkiye sahip kurumların yanlış uygulamaları ile ortaya çıkan travmanın Müslüman kimliği etkilemesinden bahsedebiliriz. Bu iki durum yaygın olarak İslam toplumlarında ağır travmalara neden olmuştur.

Özellikle bu travma hali, Müslüman kimliğin temsil problemini de ortaya çıkarmıştır. Burada kurumsal temsillerin ferdi temsillerin önüne geçmiş olması problemi daha karmaşık hale getirmektedir. Bu durumu şöyle örneklendirebiliriz. İbadet ile faaliyetin iç içe girmiş olması, kurumsallaşan ekonomik bir ağırlığa evrilmesi neticesinde bu yapıların her birinde açığa çıkan olumsuzlukların kurumlar ve o kurumların temsilcileri ile ilişkilendirilmeyip direkt olarak dine yansıtılması bu faaliyetlerin bir nevi dinin kendisiymiş gibi algılanmasından kaynaklanıyor. Bu nokta da ibadetlerin ferdi ve toplumsal boyutları kurumların faaliyet alanları içerisine yedirildiğinden dolayı ibadetin hayata etkisinden ziyade toplumun diğer katmanlarına veya bir takım kamusal çevreye mesaj olarak verilmesine neden oluyor. Binaenaleyh bu durum din ile irtibat kurmada fertlerin güven algısının zedelenmesine de neden olabilmektedir.

Kurumsal yapıların zamanla değişen yazılı olmayan misyonlarının yol açtığı problemlerde bu noktada önemli bir yer işgal etmektedir. Cemaatler öncelikli olarak topluma faydalı ve toplum menfaati gözeterek iyi, güzel, dürüst, vatanı ve milleti için hayırlı fertler yetiştirip bunları topluma armağan ederken, son süreçte daha çok kendisine insan kaynağı oluşturmakta ve oluşan bu kaynağın kendi mensubiyeti için kaynak artırma ve geliştirme rolü üstlenmesi istenmektedir.

Toplumun değil cemaatin menfaatlerini öncelemesi beklenmekte, haliyle değişen bu durum fertlerin cemaat ve misyon algısında da gayeden uzak farklı bir sonuç doğurmaktadır. Özellikle bu nokta da ferdin yapacağı bir ibadetin teşviki değil de kurumun bir etkinliği, faaliyeti öncelenmiş oluyor. Bu yapılan davetlerin, organizasyonların fertlerin ibadetlerinde sürekliliğe ya da fertlerin hayatlarında içsel bir etkiye dönüşecek ruhtan yoksun ve sürdürülebilir olmadığından kırılgan bir ilişkiye dönüşüyor. Bu dönüşümün bir boyutunu ise davet, tebliğ, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırma girişimi yerine müntesip olma, destek verme ve problem çıkarmadan bu kurumsal hâsıladan payına düşen ne ise onunla iktifa etmek oluşturuyor.

Bir yönüyle de maddi bir bağımlılık ve karşılıklı bir beklentinin oluşması gönüllülüğü, manevi zenginliği öldürüyor. Kurumların renkli sosyal medya hesapları, güzel ve özlü sözleri ya da etkili vaizlerinin konuşmaları artık fertlerin inanç dünyalarına direkt bir etkiye sahip olmuyor. Bir çikolata reklamı ile bir kurumun faaliyet reklamı arasında benzerlik olarak bir fark yok. Sonuçta pazarlanan bir ürüne dönüştürülmüş bir faaliyet, hizmetin bir materyalden farkı kalmıyor. Burada bir diğer önemli husus ise insana bakış ve insanı ele alış biçiminde yaşanan değişimdir.

Oluşturulan şablon kurumsal kimlikler ile ezber söylemler, ezber pratikler ile sığ bir kitle oluşturuluyor. Kurumsallık açısından böyle bir kitlenin sevk ve idaresi kolay olduğu için bağımlı, üretmesi gerekmeyen, kendisini ve kendisine sunulan hakkında muhasebe yapması istenmeyen bir topluluk üretiliyor. Kendi aidiyet grubunun dışında nasıl yaşayacağını ve nasıl davranacağını bile doğru düzgün kestirmeyen bir topluluğun inanç ilişkisi elbette sorunludur. Ve bu sorun dış etkilerden çok içerdeki zihinsel daralmanın ürünüdür.

Bunda eskiden yapıldığı gibi bir usul verme ve bu usul ile toplumun içinde toplum ile birlikte yaşayarak gelişerek kendini taşıdığı kimlikle var edecek şekilde sürdürülebilirlikten kopuşun etkisi oldukça fazladır. Bir usul üzere gelişimine katkıda bulunulmuş insan ikna olmak ister bu da onu kuvvetli kılar. Ancak bugün kolay inanan fakat çok zor ikna olan toplumsal bir kriz yaşanmaktadır. Kurumların kişinin hayatının birçok noktasında belirleyici olduğunu gözden kaçırmazsak yaşanan süreçte Müslümanların İslam’ı temsil noktasında ne kadar mesafe kaybettiğini daha açık görebiliriz. Bununla birlikte kimi zaman yaşanan sosyolojik, kimi zaman daha derinlerden çıkıp gelen ontolojik kimlik problemlerinin Müslümanların bugünkü dünyaya bir cevap üretebilmesini zorlaştırıyor.

Hepsinin üzerine dinin hayatın merkezinden belirleyici olarak el çektirilmiş olmasında bu kurumsal ilişiklilerin ve asli dinsel yaşamın şekli teamüllere indirgenmiş olmasının etkili olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu etkiyi televizyonlarda cereyan eden din adına yapılan tartışma konularının bile hayata ne kadar etkisi olmayacak konular etrafında döndüğünü hatırlarsak bu şekli durumu daha iyi kavrayabiliriz. Hatta çoğu zaman konuşulan konuların, farklı uygulamaların dinden kaynaklı mı yoksa kurumsal farklılık üzerinden mi olduğu sorusuna vereceğimiz cevap açık bir şekilde gösteriyor ki olup biten dinden ziyade, din gibi görünen bir takım konular ve kurumsal farklılıklar üzerinden yapılıyor. Bugünün dünyasında var olabilmek için öncelikle, Müslüman kimliğin yaşadığı tahribatı önleyici adımları atarak, kurumsal bağnazlıklardan sıyrılarak, İslam’ı Müslümanların tam da hayatının merkezine yerleştirmek gerekiyor. Yaşanan bütün süreçleri tahlil ederek, bugünün dünyasına bir cevap ve umut olarak ancak o zaman “var”ız diyebiliriz. Hoşça bakın zatınıza…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?