Reklamı Kapat

Siyasi kamplaşmanın serüveni-ııı

Sağ-sol ayrımının keskin bir şekilde görülmesi 1970’li yıllara dayanıyor. Siyasetin kutuplaştırıcı tavrı sağ-sol ayrımını geniş kitlelerin kullanımına sunmuştur. Mevcut iktisadi sisteme itiraz eden sosyalist ideolojinin taşıyıcısı olan gençlerin karşısına mevcudun muhafazasına dönük ülkücü gençler yerleştirilmiştir.

Siyasi ayağında ise sosyalist değerlere sahip olmasa da Ecevit’le birlikte kendini ortanın solunda konumlandıran CHP sosyalist gençleri, milliyetçi muhafazakâr değerleri öne sürerek popülist söylemi tercih eden AP ülkücü gençleri destekler mahiyette bir konum belirlemişlerdir. Bu şekilde sağ-sol çatışmasının ana ekseni bu iki siyasi partinin karşıtlığında belirlenmiştir.

Sağ ve sol kavramlarının halk karşılığındaki anlamı da bu çerçevede oluşmuştur. Ülkemizdeki sol hem sosyalist söylemde hem de CHP’nin tek parti uygulamalarında halkın değerleriyle kavgalı bir noktada algılanmıştır. Bunun için halk nezdinde sol demek dine mesafeli ve hatta din karşıtı olmakla eş değer gibi görülmüştür. Bu, solun söylemlerinden kaynaklandığı kadar sağın bu şekildeki propagandasından da kaynaklandığı söylenebilir. Çünkü sol halkın değerlerine mesafe koyarken sağ partiler de halkın değerlerini hoyratça kullanmaktan geri durmamışlardır.

Komünizm tehlikesine dönük yoğun propagandalar ve CHP’nin solda konumlandığını düşündüğümüzde tek parti dönemi uygulamaları halkı sağı destekleme noktasına itmiştir. CHP’nin temsil ettiği sol, Türkçülüğü ulus devletin inşasında merkezi bir konuma yerleştirmiş ve bunun üzerinden muasır uygarlığa ulaşmayı kurgulamıştır. Sağ ise Cumhuriyet’in kurucu değeri Türkçülük anlayışına yüklediği muhafazakâr içerikle milliyetçi muhafazakâr bir çizgiyi benimsemiştir.

Nihai sonuç solla aynı olmasına karşın halkın değerleriyle barışık görüntüsü sağın geniş kitleler nezdinde karşılık bulmasını sağlamıştır. Sol ideallerini halka rağmen gerçekleştirmeye çalışırken sağ ise halkın değerlerine atıf yaparak gerçekleştirme çalışmıştır/çalışmaktadır. Aslında burada önemsenen halkın değerleri değildir. Asıl amaç, halkın değerlerinin istismarıyla siyasi yelpazede geniş bir alan kapabilmektir.

Tam bu dönemde kendini solda ve sağda konumlandırmayan MSP’nin varlığından da bahsetmek gerekecektir. Kendini itidal üzere orta bir yol olarak konumlandıran Milli Görüş hareketini siyasi yelpazede nereye koyacağımız önemli bir sorudur. Milli Görüş’ün İslamcı bir amaçla yola koyulan, manevi boyutunu da dikkate alarak kalkınmayı gündemine alan, ileriki yıllarda da sosyal meselelere dikkat çeken bir çizgiyi benimsediğini görüyoruz.

Ne solun halkın değerleriyle sorunlu, halkına tepeden bakan ve dayatmacı anlayışına meyletmiştir ne de sağın ikiyüzlü, halka rehavet yükleyen ve işbirlikçi tutumuna yönelmiştir. Tam sağ-sol çatışmasının filizlendiği dönemde hem solla hem de sağla yaptığı işbirlikleriyle toplumsal barışa büyük katkısı olmuştur. Tüm bu çabaya rağmen kendilerini sağın ya da solun temsilcisi konumunda gören siyasi partiler, görüş farklılıklarını istismar ederek sağ-sol çatışmasını körüklemiştir.

Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki, 1970’li yıllarda beliren sağ-sol ayrımı asli içeriğinin siyasi partiler tarafından benimsenmesiyle değil, siyasi karşıtlığın sağ ve sol üzerinden kendini ifade etmesiyle ortaya çıkmıştır.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?