Reklamı Kapat

Gelenekten Yerleşikliğe

İstanbul’da bir ‘İstanbul geleneği’ vardır. Gelenek derken ‘zorunlu’ gelenek. Herkesin bildiği gibi İstanbul’da İstanbullu yok. Bu anlamda dünyanın en büyük ‘toplama’ şehridir İstanbul. Böyle olunca da zorunlu gelenek devreye giriyor. Yetmişli yıllardan bu yana hızla göç alan İstanbul, anormal bir şekilde büyümeye devam etmiş, ediyor. Bu mega kentte insanlar adeta yazın gelmesini iple çekiyor. Neden? Yaz gelsin ki zorunlu gelenek devreye girsin! Nedir bu zorunlu gelenek?

Yaz geldi miydi adeta İstanbul boşalıyor. Tatil beldelerine akın edenlerden çok kendi memleketlerine gidenler var. Mega metropolün stresinden bunalan insanlar bir nefes almak için kendi memleketlerinin yolunu tutuyor. Her yaz, yazı memleketinde geçirmek için yollara düşüyor insanlar. Emekli veya serbest meslek erbapları üç ayılığına gidiyor. Çalışanlar ise yıllık izinlerini memleketinde geçiriyor. Bu nedenle İstanbul’da yaz demek memlekete gitmek demektir. Yıllık izin demek memlekete gitmek demektir. Yıllardır süren bu iç göç veya iç dalgalanma adeta bir İstanbul geleneği meydana getirmiş durumda. Yazın herkes mutlaka ‘bir yerlere’ gitmek istiyor. Doğduğu şehirle irtibatı devam edenler mutlaka kendi memleketine gidiyor. Eğer doğduğu şehirle irtibatı kalmamışsa İstanbul’da ‘bir yerlere’ gidiyor. Çoğunluğun memleketiyle irtibatı sürdüğü için memlekete gitme geleneği oluşmuş durumda. Bu ‘zorunlu gelenek’ aslında insanları ikiye bölüyor. İnsanların iç dünyaları bölünmüş şekildedir. Yarısı İstanbul’da yarısı memleketinde. Tabi sadece iç dünyaları değil fiziksel dünya olarak da ‘bir orada bir burada’ durumu ortaya çıkıyor. Bu sebeple İstanbul’da yerleşik hayat yoktur, göçebe hayat vardır. İstanbul’da yaşayanlar göçebedir. Yazın memlekete taşınır güzün İstanbul’a!

Her şeyde geleneğe karşı olan bendeniz, bu yaz bu ‘İstanbul geleneği’ne de karşı çıkarak ilk defa memlekete gitmedim. Yaz tatilini İstanbul’da geçirdim. Bir nebze olsun göçebe hayattan yerleşik hayata geçmeyi denedim. İyi ki de denemişim! Ne memlekete gitmek için hazırlık telaşı ne de yol yorgunluğu. Hiçbiri olmadı. Ne rahat! Sürekliliğe önem veren bendeniz, yaşamak konusunda da sürekliliği önemserim. Sürekli aynı şehirde yaşamak insanı hem içsel hem de fiziksel bölünmeden kurtarıyor. Hayatın bütünlüğü devam ediyor. Bütünlük önemli. Hayatta ne konuda olursa olsun bütünlük güçlü bir değer meydana getirir. Bu bakımdan hayatın bütünlüğünün sürdürülmesi önemli bir mesele. Hayat bütün ve süreğen olmalıdır. Ki bir yerleşik düzen meydana gelsin. Bu cümleler yaşanmış deneyin sonucudur. Deney başarılı olmuştur.

İstanbul’da yaz tatili geçirmek insana bir süreklilik ve bütünlük duygusu veriyor. Mega metropolün istediğin yerine istediğin şekilde gitme imkânı doğuruyor. Zamanın bol olduğu için gitmek isteyip de zamansızlıktan gidemediğin yerlere gidiyorsun. (Çünkü her yıl zamanının bol olduğu zamanları yani yazları memleketinde geçiriyorsun.) Her yaz denize girme geleneğini şehrin biraz dışına taşıyarak devam ettiriyorsun. Yaz gelir de denizde yüzmeden olur mu, olmaz. Yüzmek önemli. Yazı yüzmeden geçirmek hiç yaz yaşamamak demektir. Memlekette de olsa İstanbul’da da olsa mutlaka yüzmeye gitmek şart. İnsan kendini bazen yaz günlerinde denizin (nehrin, ırmağın) serin sularına bırakmalıdır. Her yaz tatilinde memleketine gitmektense bir yazı İstanbul’da geçirmek yerleşik hayat yaşamaya, mahalleli olmaya önemli katkı sağlıyor.

Geleneğe karşı çıkmayı denemek lazım!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cafer Keklikçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Andersin - Bu yazıyı hiç okumadım sayıyorum. Sona zor geldim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Eylül 02:39

İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?