Reklamı Kapat

Bölmek, bölünmek…

Son dönemde toplumu sürekli olarak gerginlik ve polemiğe dayalı kimlik siyasetiyle oyalayan, ülkenin köklü meselelerine elindeki sınırsız imkanlara rağmen kalıcı olarak eğilmeyip “günü kurtaracak”, “seçim kazandıracak” şekilde yaklaşan iktidar partisi, artık kendi içindeki isimleri bile iknadan uzak bir görüntü çiziyor. Son birkaç yıldır halihazırda içten içe kaynayan, bir yandan devlet kademelerinde kendi statükosunu inşa ederken bir yandan da parti içinde gücü mutlaklaştıran AKP, daha şimdiden ANAP benzeri bir sürece göz kırpıyor.

Son birkaç yıllık dönemde yaşanan zemin kaybını “metal yorgunluğu” şeklinde formüle etmeye çalışan AKP yönetimi, belediye başkanlarını “sebepsiz” görevden alarak güya bir yenilenmeye gitmiş oldu. İl ve ilçe teşkilatları belki baştan aşağıya yenilendi ama giderek “tek bir iradeye” bağımlı hale gelmiş olan bu yapıda, bir zamanlar partinin kurucusu olmuş olan kişilerin bile hiçbir ağırlığı ve hükmünün olmadığı ayan beyan görülüyor.

Fazilet Partisi’ni bölerek AKP’yi kuranlar, bugün benzer bir bölünmenin endişesini yaşıyorlar ki, parti için çekişmelerin dozajı daha şimdiden pek bir çetin olacağa benziyor.

Daha önceden de belki AKP içinde görüş ayrılıkları yaşanıyordu, ancak iktidar ortak paydası nedeniyle bu ihtilaflar “kol kırılır, yen içinde kalır” şeklinde değerlendiriliyordu. Ancak partinin tamamen “tek kişiye endeksli” hale gelmesi ve hem devletin hem de devletin yönetim biçiminin de “tek kişinin iradesine” bağlanması hali, iktidarın elden gitme olasılığının da belirmesiyle birlikte “çatlak seslerin” giderek “güçlü tepkilere” dönüşmesine neden oluyor. Daha önceden her şeye sessiz kalan, tepki göstermeyen, hakkı yense bile ses etmeyenlerin sesleri duyuldukça, iç hesaplaşma da şiddetleniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yeni parti kurma girişiminde olan Davutoğlu, Gül ve Babacan’a yönelik sarf ettiği “Bedel ödeyecekler” ifadesi kılıçların çekildiğinin bir göstergesi. Davutoğlu’nun, “Allahım, ‘bedel ödeyecekler’ diyenlerin önünde bize boyun eğdirme” karşılığı ise siyasetin önümüzdeki dönemde her türlü olasılığa açık olduğunu ve çok sıcak geçeceğini gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hafıza kayıtlarımızın içinde olanları da vakti geldiğinde milletimizle paylaşacağımızı şimdiden burada söylüyorum. Bu kayıtların içerisinde çok şeyler var” sözleriyle gözdağı vermek isterken; Davutoğlu da tabir-i caize “reste rest”le karşılık veriyor. 7 Haziran-1 Kasım arasındaki dönemde yaşananları açıklaması halinde kendisini terörle mücadele konusunda eleştirenlerin insan içine çıkamayacağını söylüyor. Bir bakıma üstü kapalı bir tehdittir bu.

AKP’nin 18’inci kuruluş yıldönümü programına davet edilmeyen ve programın yapıldığı saatlerde bir başka yerde konuşan Davutoğlu’nun “Bir hareket kendi tarihini reddetmeye başlamışsa kendi kendini tasfiye etmeye başlamıştır” ifadesi de hayli manidar. Tabii, kendisine şunu da sormak lazım: “7 Haziran-1 Kasım arasında yaşananlar madem bu kadar vahimse neden bu zamana kadar sustu? Yoksa parti menfaati daha mı önemliydi?”

AKP’nin 18’inci kuruluş yıldönümü programına beklendiği üzere Abdullah Gül ve Ali Babacan da davet edilmiyor. Bu arada, birkaç gün önce AKP’nin ağır toplarından Beşir Atalay’ın, Nihat Ergün’ün, Hüseyin Çelik’in partiden istifa ettikleri haberleri geliyor. Elbette ki, Türk medyasının büyük bölümü “iktidarın sesi”ne dönüştürüldüğünden kamuoyuna adamakıllı yansımayan bir önemli gelişme bu.

Davutoğlu, Erdoğan’ın “ümmeti bölüyorsunuz” sözlerine “Kimse bu ümmet benim partimin tekelindedir diyemez. Ümmetten kastedilen yalılarda oturup Türkiye’yi dizayn etmeye çalışanlarsa biz o topluluktan değiliz” şeklinde karşılık veriyor. Ancak, yıllarca, bugün eleştirdiği anlayışta olduğunu da hatırlatmak lazım.

Son olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Lafla tehdit olmaz, bagajlarında ne varsa ortaya dökmelerinde fayda var” açıklaması var ki, AKP’deki çatlağın “metal yorgunluğu” söylemiyle, “kadroları yenilemekle” onarılamayacağı, iç hesaplaşmaya doğru gittiği anlaşılıyor. Asıl noktanın “zihniyette” olduğu da işin cabası.

Belki de, “böldükleri bölündüler” sözünün doğrulandığı bir sürece doğru gidiyor bu iş.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?