Reklamı Kapat

Adalet ve şahsiyetçi nizam (İslâm devleti)

Gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadis-i şeriflerde “adalet” emredilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de “Andolsun, biz Peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler…” (Hadid, 25) buyrulmaktadır. Her Cuma günü minberde imam efendilerin hutbede okuduğu ayet-i kerimede adalet hatırlatılmakta ve şöyle buyrulmaktadır: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl, 90)

Tevhid mücadelesinin temeli adaletin ayakta tutulabilmesi, adaletten kastın da Allah’ın indirdiği hükümlerle amel edilmesidir. Zira insanların heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlar, kuvvetli olanın galibiyetini de beraberinde getirir.

Hem insanlar, kendisi gibi bir beşerin yaptığı kanunlarla mutlu olamazlar ve kendi aralarında da adaleti sağlayamazlar. Gücü elinde bulunduranlar kendi konumunu gözetecek anayasa ve kanun yapar. Sonuçta anayasa ve kanunların yapıcıları da beşerdir ve zaafları vardır ve yaptıkları asla mükemmel olmaz. Bu da insanlar arasında adaleti sağlamaz.

İslâm’ın insanlığa geliş gayesinin en başının “adalet”i tesis etmek olduğunu savunan rahmetli Ali Nar Hocamız, adaletin tesisi için de “Şahsiyetçi Nizam” dediği İslâm devletinin gerekli olduğunu ısrarla vurgulamaktaydı.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in “Bu din temenni değildir” mübarek düsturlarında belirttiği gibi İslâm temenni değil, yaşamak için indirilmiştir. Bu yaşayışın da tebliğ ve vaazla bir yere kadar mümkün olduğunu; gerçek İslâm’ın, devlet otoritesiyle birlikte yaşanabileceği izahtan varestedir. Bu konuda Ali Nar Hocamızın şu sözleri önemlidir: “Peygamber ve ümmeti, insanlığa birçok şeyler öğrete gelmiş. Birikimler, Asr-ı Muhammediye insanına olgun olarak ulaştırmış. Teknik, sosyal, dini ve ahlâki bazı kurallar, insanı bir yeni ve daha olgun tebliğe hazır hâle getirmiş. Bütün eski din uluları da yeni bir dünya görüşüyle insanlığı sapkınlıklarından kurtaracak İsmet ve İzzet sahibi bir rehberin gelmesini müjdeliyordu. Bütün bunların özü “adalet”ti; zulmün, haksızlığın, ehliyetsizliğin ilgası, ehliyeti olanın işe el koyması demekti. Hadid Sûresi 25’inci âyetinde bu ilke en geçerli yan destekleriyle ortaya konuyordu. “…Peygamber -mucize- otorite ve hakkın korunması…”

Adaletin tesisi için mutlak gücü yani Allah (cc)’ın kanunlarını tanımak gerektiğine vurgu yapan Ali Nar Hoca şöyle der: “Bütün varlıkları yaratan ‘İrade’ ve ‘Kudret’ Allah’ındır. O, varlığında da, hükmünde de tektir. Kanun koyucu O’dur. Bütün iradeler ve işler O’nun birliği her yönde tek ve yegâneliği çevresinde dengelenir ve varlığını sürdürür.”

İslâm devleti hakkında ise “İslâm Devleti vardır. Hicret bu istiklâl ve hâkimiyet için olmuştur. Ve ilk yılında kurulmuştur. O devlet, mahut tabiriyle çoğulcu görünümdedir. Çeşitli eğilimlerin bir yönetime razı olması tarzındadır. Ama yetki Peygamber’e, hâkimiyet adalete, yönetim hâkim unsur olan Müslümanlara teslim edilmiştir. Bu teslimiyet, hem güven sonucu hem de ister istemezdir. Ama iş ve sorumluluk paylaşılmıştır. Öbür inanıştakiler, itaat karşılığı korunma hakkını korurken, mâli sorumluluklara da katılmayı kabul etmişlerdir” demektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?