Reklamı Kapat

Ulusalcı ırkçı köklenme

Büyük İslâm medeniyet geleneğinden gelinen ve bugün için artık onun çok uzağında bulunulan bir süreçteyiz. Irkçı, ulusalcı dar alanlı bir oluş giderek kitlelerce de kurumsal bir duruma bürünüyor. İslâm düşünce geleneğinden gelenlerin öz düşünceden kopuşun bir sonucu. Tanzimat sonrası başlayan ırkçı ve ulusalcı yapılanma ve oluş büyük devletin dağılmasına neden oldu. Kimi ırk eksenli, kimi kabile, aşiret eksenli bir kölelik sürecine girildi. Kendilerini bağımsız sayanlar bağımsız olamadıkları gibi, büyük ya da egemen güçlerin tutsağı oldular.

Büyük medeniyetimizin düşüncesinden kopuşlar sıradan ve ırkçı yapılanmalarla şekillenme çabasındadırlar hâlâ. Özde Müslüman olma birlikte yaşama, her kavmin ya da topluluğun kültürünü yaşama özgürlüğü ortadan kalkınca zorunlu arayışlar ve sığınmalar bir zorunluluk oldu. Ortada belli ırkların üstünlüğünün dayatması ve diğerlerini kendine bağlı bir unsur gibi görme düşüncesi ile diğerlerini asimile etme temel bir unsura dönüştü. Irkçıların Osmanlı devletine olan tepkileri, diğerlerini neden asimile etmediler, neden Türk ırk ve diline bağımlı kılmadılar suçlamasıyla töhmet altında tuttular, geçmişi suçladılar. Yeni dönemde yapılanma bu düşünce ve ruh üzerine kurgulandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ırkçı kurgusu kişi eksenli bir mite dönüştürüldü. Dokunulamayan bu mit tam bir put. Tartışılması bile tehlikeli.

Kültürleri yok sayma insan doğasına aykırı. Tarihin hiçbir döneminde hiçbir zaman olması mümkün olmayan bir durum. Büyük asimilasyonlarla etkisiz kılma gibi bir sonuç oluştu. Bunda en büyük zararı tarihte Kızılderililer gördü. Emperyalizmin özgün ruhu da budur.

Irkçılığa karşı bilinçli mücadeleler zamanla etkisiz kılındı. Millet bütünlüğü, birlikteliği gibi hamlelerin önü kesildi. Ruh emici emperyalizmin uzantıları farklılıklara bürünerek ve giderek kökleşerek yaygınlaştı. Bunda en büyük zararı Müslümanlar gördü. Müslümanlar İslâm medeniyet bütünlüğünde bütün yönleriyle özgürdürler. İslâm medeniyeti dairesinde bulunan Müslüman olmayan topluluklar da özgürdü. Dillerini, kültürlerini, folklorlarını yaşadılar. İslâm medeniyet coğrafyasında, Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler, Sabiiler dinlerini yaşadılar, dillerini konuştular, kültürlerini yaşadılar.

Ulusalcı ırkçı bir oluştan sonra, ulusalcılar ve ırkçılar mücadelelerini en çok dindaşlarına yaptılar. Gayrimüslimlere olan hoşgörülerini onlardan esirgediler. Gerçi, Cumhuriyet ideolojisi ile birlikte onlara da yaşama hakkı pek tanınmadı. Bunun birçok nedeni var. Emperyalizmden güç ve destek alan Ermenilerin ayaklanmaları ya da ayrılıklara sürüklenmeleri onların da zararına oldu. Fakat onların eğitim kurumları ve gazeteleri yayımını sürdürdü, dillerini de kültürlerini de yaşadılar.

Latin alfabesine geçiş ile Müslümanlar öz alfabelerinden ve medeniyet dillerinden uzaklaştırıldılar. Medeniyet dilinden uzaklaşış Müslümanların başlıca sorunu. Asimilasyon ile Müslüman bir millet ırk eksenli bir dinî oluşa zorlandı. Laiklik sadece bir gerekçe.

Müslümanlar öz değerlerinden uzaklaştıkça yabancı kavramlara kendilerini tanımlama çabasına girdiler. Tam anlamıyla ulusalcı, ırkçı, Misak-ı Milli sınırları içine sıkışmış dar bir alana mahkûm oldular. Bununla yetinilmedi, şimdi daha katı ve daha acımasız bir tutumla ırk eksenli bir bakış ile kendilerinden olmayanları neredeyse din dışı gibi göstermeye başladılar. Belli ve egemen bir ırk ile din özdeşliği, hatta üstünlüğü tam anlamıyla baskınlaştırıldı. Irk duygusu ve düşüncesi dinin önünde yer aldı. Aynı ırktan değilseniz Müslüman bile değilsiniz. Bu dindar kesimleri de çok etkiledi. Genç, örtülü bir bayan bir Kürt gencini seviyor. O da Müslüman ve dindar. Ama babası kızını vermiyor. Bu, tanık olduğumuz durumlar. Kendi ırkından olmayanı kabullenemiyor. Yani nasıl ki bir gayrimüslim ile evlenilmesine hoş bakılmıyorsa, kendi ırkından olmayana da hoş bakılmıyor ve kabullenilmiyor. Çünkü onun ırkı farklı, dolayısıyla Müslüman dindarlığının bir karşılığı yok.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?