Reklamı Kapat

Topluluktan topluma-II

İnsan topluluk ve toplumlarının varlıklarını, bu varlıkların benzeyen ve ayrılan farklarını kendilerine özgü değerlerine, amaçlarına, kurumlarına örgütlenmelerine ve kültürlerine bakarak belirlemek mümkündür. Bu belirleme sürecinde en belirgin olgunun örgütlenme faaliyetinde kendini gösterdiğini, ilk yazıda işaret etmiştik.

İlk bakışta insan topluluk ve toplumlarının örgütlenme biçimi bakımından bütünüyle birbirine benzediği, açık ve kesin farklılıklarının pek bulunamayacağı algısına varılacağı tasavvur edilebilir. Sözgelimi varlıklarını, hayatlarını sürdürebilmek için, gerek topluluk gerekse toplum içinde insanların gerçekleştirdikleri ve iktisadi veya ekonomik denilen faaliyetleri, faaliyet olarak öyle esaslı bir fark göstermezler. Genel olarak, belki, başvurulan araç-gereç, alet-edevat, sarf edilen emek ve çaba, bunlar ile ilgili bilgi, beceri, maharet, ölçü ve değer şeklinde tanımlanan olguların, değişkenlerin farklılıkları söz konusu edilebilir.

Fakat bir başka açıdan bakıp irdelemede bulunmak gerekir. Aslında, daha başlangıcından beri felsefi düşüncede zorunlu olarak kendini duyuran ve kısaca Öz ve Biçim sorunu olarak tanımlanan konudur bu. Bu konu, insanın salt birey olarak ele alınmasında İde  ve Madde, eş deyişle Ruh ve Beden kavramlaştırmasına başvurularak tartışmanın temelini oluşturmuştur. Buna karşılık insanın, varlık olarak bir başka insan ile ele alınması suretiyle ortaya çıkan çevre olgusunun söz konusu edilmesi halinde, konunun mahiyeti aynı olmakla birlikte, kavrama düzeyine getirmede, kaçınılmaz olarak başka kavramlara, değişkenlere başvurma zorunluluğu belirmektedir. İnsanın birey olarak bir başka insan bireyiyle ilişkiye geçmesi durumunu açıklayabilmek için, mesela, sosyoloji grup, zümre, topluluk, toplum gibi ek kavramlaştırmalara başvurma gereği duymuştur. Hukuk bakımından bu durumun açıklanmasında hak ve menfaat, özgürlük ve ödev, yetki ve sorumluluk kavramlarıyla karşılaşılmaktadır. Sözgelimi, hukuk açısından salt insan bireyi ele alındığında, söz konusu kavramların birçoğunun oluşum neden ve gerekçesini temellendirmek bir hayli güçtür. Gerçi insan bireyinin varlığı, hayatı, içinde bulunduğu ortamla ilişkisi üzerinde birtakım kurgulamalara dayalı betimlemeler edebiyat ve sanat alanında söz konusu edilmiştir. Ancak edebiyat ve sanat alanındaki bu betimlemelerin, dolayısıyla insan bireyinin açıklanma girişimlerinin gerisinde daima, açık veya örtük bir başka insan bireyi figürü daima göz önünde tutulmuştur. Çünkü soyutlama düzeyinde bile olsa, tek başına insan bireyinin varlığını tanımlamak, açıklamak, anlamlandırmak ve irdelemek mümkün değildir. Bu yolla tanımlanan, açıklanan, anlamlandırılan ve irdelenen insan bireyi, diğer insan bireylerine bir örnek olarak sunulabilir, buna ihtiyaç duyulduğu söylenebilir ve bizzat insan bireyinin kendi varlığı üzerinde düşünüp değerlendirmede bulunması bu yönde özendirilebilir de. Ancak burada bir örnek olan ile örnek alan birbirinden bütünüyle farklı konum ve işleve sahip iki insan bireyi vardır.

Özetle insan bireylerinin meydana getirdiği topluluk halinde örgütlenmeler ile toplum halindeki örgütlenmeler, aynı inanca, ilkelere, düşüncelere, amaçlara ve kurumlara şeklen sahip gözükseler de, bunların algılanması, kavranması, tanımlanması, açıklanması ve değerlendirmesi farklı niteliklerde, boyutlarda, işlevlerde ve etkilerde kendilerini gösterirler. Topluluklarda söz konusu fark, daha fazla benzer özellikler sergileyebilir, yani farklılıklar birbirine tam karşıtlık içinde, birbirini ortadan kaldırıcı özelliklerde gerçekleşmeyebilir. Ya da ortaya çıkan veya çıkacak olan farklılıklar kolay yoldan giderilebilir, bunların doğuracağı sonuçlar, aksaklıklar veya tehlikeler topluluğun varlık bütünlüğüne tehdit oluşturamadan ortadan kaldırılabilir. Çünkü topluluk örgütlenmesinde, dolayısıyla ilişkilerde, belli ölçüde etkisi göz ardı edilemeyecek bir öznellik (mesela aynı gruba, kabileye, mesleğe, bölge veya şehre mensubiyet gibi) vardır; bunlara karşı oluşmuş algılayış, kavrayış, saygı da benzer niteliktedir. Nitekim topluluk örgütlenmesinde bunların önemli ölçüde temel oluşturduğu, kurucu nitelikte olduğu, işlev bakımından topluluğun varlığını, bütünlüğünü, güvenliğini vb. korumada göz ardı edilemez özelliklere sahip bulunduğu bile söylenebilir.

Aynı durum toplum bakımından nasıl etkide bulunur ve ne türden sonuçlar doğurur?

Her halde irdelenmeye değer bir konudur bu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?