Reklamı Kapat

Bekleyelim bakalım ne olacak?

Ne kadar uzaklaştık birbirimizden. İlişkilerimizi üçüncü kişiler yönetiyor. Üçüncü kişi dedimse gölge kişiliklerden bahsediyorum. Laf getirip götüren, yalan haber taşıyan şom ağızlılar. Bir araya gelince küslük bitiyor. Ayrılınca yeniden başlıyor. Şirk gibi bir şey bu. Niyet okuyucular ara sokakları işgal etmiş. Birden önünüze çıkıp ansızın, “Biliyor musun filanca seninle ilgili şöyle şöyle bir oyun hazırlıyor, onun sen öyle gözüktüğüne bakma” mesajını adeta avucunuza sıkıştırıp uzaklaşıyor. Üzerinde daha çok yeşile çalan tonlar var. Eskiden bayram gelince İstanbul’un her iki yakasında STK bayramlaşmaları olurdu. Bir araya gelemeyen insanlar bu vesileyle selamlaşıp ayak üstü de olsa muhabbet ederlerdi. Ben mi uzak kaçtım, bana mı öyle geliyor bilmiyorum, ama bu bayramda böyle bir gayret göremedik. Belki de millet kendini şehir dışına atmıştır. Gittiğim yerlerde en çok dikkatimi çeken şey “dergi sergenleri”. İlgisizlikten periyodunu unutmuş, yaprakları sararmış, uçları kırışmış yaşlı dergiler nasıl da her şeyi özetleyiveriyor. Bir şeylerin devrinin geçtiğini ima ediyorlar sanki. Çay içme ortamlarında -hadi kafe diyelim- öyle dergileri masaya yatırarak edebiyat sohbetleri yapanlara da rastlamıyoruz. Buradan nereye mi varacağım? Sosyolojik açılımlar yapacak değilim. Telefonla bile bayramlaşmalar azaldı. “Hiç olmazsa” dediğimiz şeyler artık hiç olmuyor gibi. Dargınların barıştırılması söz gelimi. Ev oturmaları mesela. Birlikte kitap okuma grupları faraza. Biz yaşlanırken -hadi yaş alırken diyelim- çocuklarımız büyüdü, dostlar uzun ayrılıklardan sonra birbirinin çocuklarını bile tanıyacak durumda değil. Eskiden böyle şeyleri dert ederdik ya biraz o sokaklarda dolaşmak istedim. Merak etmeyin, biraz sonra geçer. Ne de olsa toplumsal konumu sağlamlaştırılmış beyler ve de bireyler olduk. Bekleyelim bakalım ne olacak?

BAYAT SÖYLEM

Herkes ve her şey doğal değişime uyum sağlıyor. Heraklitos’u haklı çıkarmak pahasına bir nehirde iki kere yıkanmıyoruz. Önceki ben ile sonraki ben neredeyse birbirini tanıyamıyor. Müzmin din takıntısına sahip kafalar ilginçtir, bu değişimden bir türlü nasip almıyorlar. Halbuki nasip ayaklarına kadar gidiyor, onlar nasibi kovuyorlar kapılarından. Toplumun kolektif duyarlık sergilediği dini alanlarda yine aynı kişiler çıkıyor sahneye ve aynı bayat söylemlerle. “Hayvanları acımasızca neden kesiyormuş Müslümanlar”. Ne kadar derinliksiz ve inceliksiz bir itiraz. Bir hayvanı usulüne göre kurban etmeyip kör bıçakla kesmeye çalışan adamın haline ne kadar benziyor bu tavır. Eleştiride bulunmuyor bu zatlar, gerçeği ve hakikati kör bıçakla kurban etmeye kalkıyor. Önce kendisiyle çelişiyor sonra toplumun değerleriyle. Vicdanları hep bu mevsimde harekete geçiyor. Kurban Bayramı biter bitmez sahil boyu et lokantalarının yolunu tutuyorlar. Varsın tutsunlar, hem bize ne? Fakat çocukluktan kalma ya da çarpık eğitim neticesi geliştirdikleri klişe itirazlarına bir format atsalar ne iyi olur. Aynı bulanık nehirde durmadan yıkanıp durmanın ne alemi var? Bu ne yaman muhafazakârlıktır!

EZBER İYİDİR

İki türlü ezberden bahsedebiliriz: Birincisi negatif ezber, ikincisi pozitif ezber.

Negatif ezber kof bir ağırlığa sahip olup da içi boş olan kelimeler ve kavramlardır. Dikte edilen her cümle negatif ezbere dahildir. Sloganlar da öyle. Kahrolsun ve yaşasın ile başlayan cümleler hazmedilme süresini beklemeden sokağa dökülmüş sözcük kalabalığıdır.

Pozitif ezber içi dolu bir kavramı veya içerisinde aydınlık bir dünyayı barındıran bir kelimeyi zihnin masa üstüne almaktır. Zihnimizin masa üstü denilen şey öyle uzun uzun aramadan bir çırpıda hafıza klasörümüzden bulup çıkardığımız şeydir. Hafızlık, dil eğitimi, değerler eğitimi ve de zihin eğitimi noktasında ezber tartışılmaz bir etkiye sahiptir. Ezberinde ya da dağarcığında bir şey olmayanın unutacağı şey de yok demektir. Bu durumda zihin ister istemez kendi kendisini kemirecektir. Ezberci eğitim logaritmayı işlem olarak öğretip logaritmayı matematiğe kazandıran kişiyi teğet geçmektir. Önündeki yemekten sadece sevdiği taneleri yemek için seçip yemeğin geri kalan kısmını tabakta bırakan çocuk gibidir negatif ezberci eğitim. Kur’an’ı okuyup ayetleri hıfzeden kişinin anlamını dikkate hiç almaması da negatif ezberciliktir. Oysa Kur’an’ı baştan sona ezberlemek anlamını öğrenmeye ve öğretmeye çok esaslı bir hazırlıktır. Çocuklarınızı ezberle korkutmayın, ezberle cezalandırmayın, çocuklarınızı ezberlemeyin; anlayın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?