Reklamı Kapat

Hilafetin merkezi İstanbul!

Bilet ücretinin yüksekliğini zaman zaman eleştirsem de, zaman zaman rötarları ile bıktırıcı olsa da, uçuşlar arada sırada işkence haline gelse de, ikramları bölgeden bölgeye değişiklik gösterse de… Yine de, yine de Türk Hava Yolları (THY) diyorum…

Bana çekici gelen, koltuğuma oturduğumda elimi attığım ilk yer; her ay farklı dosyaları ile yolcuların merakla beklediği aylık dergi ‘Skylife’.  Ağustos sayısı yine farklı dosyalarla dolu, Skylife’ın.  Hac mevsimi olması dolayısı ile dergi önemli sayfalarını bu konuya ayırmış; ‘İstanbul’dan Hicaz’a Hac Yolculuğu’.

İbrahim Ethem Gören ve Fatih Dalgalı’nın hazırladığı dosyada, Osmanlı döneminde İstanbul’dan Hicaz’a, Hac farizasının nasıl yerine getirildiği anlatılıyor.

Bazı bölümlerini paylaşmak istiyorum;

* “Osmanlı coğrafyasının tüm bölgelerinde olduğu gibi İstanbul’da da Hicaz’a, Mekke-i Mükerreme’ye, Medine-i Münevvere’ye gidenlere hürmet edildi; hacca gidenler için uğurlama, hacdan dönenler için karşılama merasimleri düzenlendi.”

* “Sadece payitaht halkını değil, imparatorluğun farklı coğrafyalarından gelip İstanbul’da toplanan hacı adaylarını XIX. yüzyıla kadar gemilerle, XX. yüzyılın başında da trenle kutsal topraklara ulaştırdı.”

* “Balkanlarda, Kuzey Afrika’da, Orta Asya ve Kafkasya’da; Afganistan, Hindistan ve Çin’de mukim Müslümanlar, yollarını epey uzatma pahasına, hac yolculuğu öncesinde hilafetin yeni merkezi İstanbul’a gelir; Eyüp Sultan Hazretleri’ni ve sahabe kabirlerini ziyaret ederdi. İstanbullularla ünsiyet kesbeder, kendi hac ihtiyaçlarını şehrin esnafından karşılardı.”

* “Hâdimü’l-Haremeyn” unvanını taşıyan Osmanlı padişahları ise hacı adaylarının can ve mal güvenliğinin temin edilmesinden Mekke ve Medine’de mukaddes mekânların imarına; konaklama, yeme gibi ihtiyaçların organizasyonundan temizlik işlerine kadar hacılar ve hacla ilgili tüm işlerden sorumluydu.”

* “Para kesesi” anlamına gelen “sürre” Osmanlı’da her yıl hac döneminde, Mekke ve Medine halkına ve hacılara hizmet edenlere dağıtılmak üzere saray ve zenginler tarafından gönderilen para, altın ve diğer kıymetli eşyaları ve hediyeleri ifade eder. Osmanlılar, ilk olarak Yıldırım Bayezid tarafından  yollandığı rivayet edilen sürre gönderimini imparatorluk yıkılıncaya kadar sürdürdü.”

* Sürre Alayı, padişahın hediyelerini ve sürre torbalarını yüklenmiş develeriyle Bâb-ı Hümâyun’dan çıkıp Beşiktaş’a, oradan da büyük yelkenlilerle Üsküdar, Harem’e geçerdi. Burası İstanbul’dan hacca gidenlerin ilk buluşma noktasıydı ve “Harem” ismini Haremeyn-i Şerifeyn’de sona erecek büyük yolculuğun başlangıç noktası olması hasebiyle alıyordu.”

HAC YOLCULUĞU 1 SENEDEN FAZLA SÜRÜYORDU

* “Buharlı gemilerin icadından ve Süveyş Kanalı’nın açılmasından önce, 1869 yılına kadar İstanbul’dan hacca kervanlarla gidiliyordu. Hâli vakti yerinde olanlar binekleriyle, bütçesi buna yetmeyenler ise yaya olarak hac yoluna revan oluyordu. O tarihlerde hac yolculuğu 12 aydan fazla sürebilen, oldukça meşakkatli bir süreçti. Hac yolculuğuna çıkanların bir kısmı henüz kutlu beldelere ulaşamadan yollarda bulaşıcı hastalık veya yağmacıların saldırıları sonucu, bir kısmı da Hicaz şartlarına ayak uyduramayarak hac ibadeti esnasında Rahmet-i Rahman’a kavuşurdu.”

* “Hacca gidenlerin İstanbul’da son uğurlanma noktası Kadıköy’deki Ayrılık Çeşmesi’ydi. Ordu sefere; hacılar da hacca Ayrılık Çeşmesi’nden dualarla yolcu edilirdi. Hacı adayları buradan kaplarını doldururdu. Uğurlayanlar da su gibi gidip gelmeleri niyazıyla kafilelerin arkasından su döküp dualar ederdi. Ayrılık Çeşmesi’nden sonra kafile yeni katılımlarla büyüyerek Konya’ya ulaşır, bu şehirde üç gün istirahat ettikten sonra Adana’ya varırdı. Adana’da yine üç gün dinlenir, yeni katılımlar aldıktan sonra Şam’a geçerdi. Şam, bir nevi emniyet demekti ve burada kafileye İran, Irak, Azerbaycan ve civar vilayet ve sancaklardan hacca gidecekler dâhil olurdu.”

HACI TEHNİYE CEMİYETLERİ

* “İstanbullular Seyâhatü’l-Kübrâ, Sefer-i Saâdet ve Rıhle-i Kebîr şeklinde adlandırdıkları hac yolculuğundan dönenleri “hacı tehniye cemiyetleri” ile karşılardı.

Hicaz’a varanlar ailelerine mektup göndererek muhtemel dönüş günlerini bildirir, böylece aileleri ve dostları hacının yolunu gözlemeye başlardı.

Dönüş vakti gelince uzaktan yakından tebrik için gelenlerin kolayca bulabilmesi için evin kapısı yeşile boyanır, odaların biri tehniye cemiyeti için hazırlanır, hacı için yeni kıyafetler alınırdı.”

* “Hacıların İstanbul’a adımlarını attığı gün şehir âdeta bayram yerine dönerdi. Dua ve tekbirlerle karşılanan, elleri öpülen, elbiseleri koklanan hacılar, tekbirler eşliğinde evine kadar götürülürdü. Hacının evine varıldığında imam efendi, hacı ve ailesine dualar eder, gidemeyenlere haccın nasip olması için içten niyazlarda bulunur, bu esnada hacının yakınları ziyarete gelenlere şerbet ikram ederdi. Akranları hacı ile musâfaha eder, küçükler sağ elinin avuç içini öperdi.”

***

Kendi adıma çok bilgilendim Skylife’deki Hac dosyasından…

Emeği geçenlere teşekkürler…

İMANIN İKTİDAR OLMADIĞI KALPTE, ŞEYTAN İHTİLAL YAPAR…

Şehirlerarası çalışan kamyonların ve minibüslerin yazılarına bayılıyorum… Bazen öyle cümleler yer alıyor ki “vay be!” demekten kendimi alamıyorum!

Bu yazıların kimi orijinal kimi de alıntı. Ama ne olursa olsun fevkalade dikkat çeken yazılar.  Bakar mısınız şu kamyon yazısına;  “İmanın iktidar olmadığı kalpte, şeytan ihtilal yapar…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?