Reklamı Kapat

Mesele, sorun, problem

İnsanın kelimeleri, kavramları, terimleri doğru kullanma gibi önemli bir mevzusu var. Bazen bir söz, bağlamından koparılıp kullanıldığında spekülasyona ya da büyük bir hengameye sebebiyet verebilir. Bundan dolayı ilmi çalışma yapanlar yahut bir konuda vukufiyeti gözetenler farklı dillerde değerli buldukları eserleri incelerken ya o eseri orijinal kaynağından okurlar ya da çevirileri muhtelif metotlarına inceleyerek verilmek istenilen düşüncenin anlaşılması noktasında “olası isabet düzeyini” artırırlar.

Kelimelerin kültürel değeri, felsefi düzeyi, anlam derinliği ve ilişiği diller arası gerçekleşen kelime transferlerinde sekteye uğradığında kaosa kapı aralanmış olunur. Dolayısıyla etimoloji, filoloji, linguistik, fonetik, semantik gibi dil faaliyetleri ya da bilim kategorileri ihtiyaçtan öte bir zarureti kapsar. Gelişigüzellik ise bu noktada bayağılık, yerine göre de komik bir hava estirir.

Yaşadığımız coğrafya itibarıyla birçok kültürel değeri, anlam skalasını ve derinliğini bir arada ihtiva eden tarihi müktesebatı bağrımızda barındırmaktayız. Ana çizgide bulunan Türkçenin yanı sıra Arapça ve Farsça baskın olarak yerini almış, bu yönleri ile sadece kelimenin yazılışı değil, bir dil kompoziti meydana gelmiştir. Hem de dillerin nevi şahsına münhasır özellikleri kaybolmadan. Meşhur ifadesi ile, “Diplomasi geliştirmek istiyorsan Türkçe konuş, ilim öğrenmek istiyorsan Arapça konuş, aşktan pay almak istiyorsan Farsça konuş.” sözü meramımıza kâfidir.

Benzer şekilde bazı kelimeler farklı dil gruplarında hiçbir anlam çağrışımı yapmayarak idrak ikliminde gövde gösterisi yaparlar. Örneğin, “gönül” kelimesinin farklı dillere kolaylıkla çevrilemediği görülür. “Aşk” da bu sınıflamadadır. Çoğunlukla sevmek anlamıyla çevrilir ve hiçbir duygu inceliğine hitap etmez. Bir aktarım yaparken “müsamaha”, “medeniyet,” “heyecan” gibi sözcüklerin karşılığının olmadığı bir dille münasebet geliştirmek ne kadar zordur.

Kur’an-ı Kerim’in Arapça nazil olmasındaki hikmetlerden biri de budur. Arapçanın incelikli çeşitliliği “şarinin muradını”, kastı ortaya koyanın amacını en iyi şekilde açığa çıkarabilmektedir. Misalen; düşüncenin kategorileri bakımından birbirlerinden hassas ayarlarla ayrılan yakın kelimeleri gözlemleyebiliriz. “Tefekkür”, “tahayyül”, “tezekkür”, “tedebbür”, “teakkul”, “teemmül”, “tefakkuh” gibi kavramlar insana düşünce ve eylem arasında bir ahlak kazandırmaktadır. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

Günlük hayatta çoğu kez birbirlerinin yerine kullandığımız “mesele”, “sorun” ve “problem” kelimeleri de yakın anlamları ihtiva etmektedir. Ancak kullanım koşulları, kültür antropolojisi, medeniyet algısı, psikolojik temellendirmesi ve anlam bilimsel özellikleri gibi durumlarına göre birbirlerinden incelikle ayrılırlar.

“Mesele”; Arapça kökenli olup ele alınan, sorgulanan olgu demektir. Konunun en geniş, en üst başlığı olarak kullanılır. Aynı zamanda üzerinde düşünülmesi gereken husus, konu, önemli iş, tetkik ile tahlil edilip hallolması beklenilen manalarını da ihtiva etmektedir.

“Sorun”; Türkçe kökenli olup sorarak çözüme ulaşması beklenilen olay demektir. Münferit hadiseler için kullanılır. Sıkıntı veren durum, dert, keder gibi anlamları da barındırır.

“Problem” ise Eski Yunancaya kadar uzanır. Öne atma, ortaya bir soru koyma kökenlidir. Alternatif durumları arasında tercihte bulunularak çözülmesi beklenilen anlamlarına gelmektedir.

Burada aslolan kastın, zihinde doğru bir çağrışım yapıp yapmadığıdır. Dolayısıyla herhangi bir dilin karşısında, hikmet köken bakımından uzlaşı sağlayacak bir altyapı yoksa anlaşmak kâmil manada sağlanmamış olur.

Galatı meşhur örneği ile; camide cemaatin sıcak suyla abdest alma ihtiyacına imam efendi, soğuk suyla abdest almanın daha makbul olduğunu söyleyerek ortadaki duruma kendince bir yaklaşım getirir. Doğal olarak cemaat hemen üçe bölünür. Birinci grup için “mesele” boyut değiştirmiştir. Onun için yönelinen sorun da, problem de itibarsızlaşmıştır. İkinci grup için “sorun” çözülmüştür. Ancak mesele ıskalanmış ve problem göz ardı edilmiştir. Üçüncü gurup için de “problem” çözülmemiştir. Sorun tüm vukufiyetiyle ortadadır ve mesele devam etmektedir.

Mevzu neyi, ne şekilde ele aldığımıza bağlıdır. Bu da en müşterek noktada hikmet ile görgülenmekle olur. Hikmet, yitik hale geldiğinde insan olduğu yere çakılmamalı; aramalı, anlamaya çalışmalı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?