Reklamı Kapat

Hasat nerede?

Dünyanın hızla değiştiği ve değişimin daha da hızlandığı bir zamanda yaşamaktayız. Karşısında olunan ne varsa içine girilerek yaşanmaya başlandı. Her şey sadece meta’nın değişimi, onunla ilişkinin biçimi ile ilgili olmadı. Hatta birçok alışkanlıklar da değişti. Doğal olarak sadece tüketimin değil, tüketenin ve dolayısı ile toplumunda değişimi derinden etkilendi. Özellikle teknoloji ile entegre bir yaşam biçiminin yol açtığı bireysellik sadece gelişmiş ülkelerde değil, dünyanın geri kalan kısmında da bireyin yaşamında belirleyici bir rol üstlendi. Onun için tüketim sadece yaşamak için gerekli olanlara yönelik gerçekleşmedi. Birçok mal ve hizmeti sadece tüketmek için, denemek için tüketiriz. Bunda bir bilinç aramanın bir manası olmadığı gibi, somut bir neden de bulamayız. Üstelik bu tüketimleri yapmak için artık belirli bir yere gitmemize gerek olmayan bir zaman diliminde yaşıyoruz. İstediğimiz her şey belki isteklerimizin bir tık ötesi bile artık ayağımıza kadar gelmektedir. Sadece sipariş verebileceğiniz internete bağlı bir aracınız ve o aracı etkin kullandıracak bir karta sahip olmanız yeterli görülmektedir.

Bir de artık sadece bir yerden bir reklam yapılmasına gerek yok, her yerden çok sayıda araç üzerinden bu tüketime özendiriliyoruz. Belki de bu kadar çok mal ve hizmeti tüketmemizi sağlayan şey kurgulanmış reklam filmlerinin yerini her birimizin gönüllü olarak birçok mecrada paylaştığımız paylaşımların aldığını söyleyebiliriz. Sadece izleyen değil, aktif olarak içinde var olunan bu mecralar insanların beğenilerini, ilgilerini belli algoritmaların içerisinde toplayarak bu endüstriye katkı sağlıyor. İnsanlar bu işi yaparken farkında ya da değil ancak gönüllü bir şekilde, bila-bedel yapıyor. Bu şekilde geri bildirim vererek tüketimin daha etkin olmasını sağlıyor. Önceden olduğu gibi artık seyirci şeklinde olan bir toplumdan daha çok bütünleşilmiş bir toplumsal yapıya dönüldüğü için herkes müşteri, herkes bir veri olabiliyor. Her hareket bir ölçüme ve değerlendirmeye tabi tutulabiliyor. Sanallık artık gerçeğin yerini aldığı için sanal olan hakikat gibi algılanabiliyor. Bu yüzden de artık hiçbir toplum olup biteni köşesinden oturup seyretmiyor, aksine herkes oyunun içinde. İnsanlar artık seyirci değil, oyunun akışı ile bütünleşmiş birer oyuncuya dönüşmüş durumda. Artık bir set kurmaya gerek yok, elindeki aygıtı ne yöne çevirirse insan orası anında sete dönüşüyor.

Bütün bu hükümranlığı ile dünyanın bir gösteri alanına dönüşmesi ve bu gösterinin, bu öğütümün dışında kalan her şeyi gerçek dışı, uç ya da sanal ötesi ilan edebiliyor. Oluşturulan bu sanal kusursuzluk algısı karşısında bütün kadim değerler savunmasız kalıyor. Hakikat ise başka bir zamanın, başka bir boyutun içerisinden çıkıp gelmiş gibi hızla işlevsiz bir mite dönüştürülüyor. Din ise tüketimin emrine girip, bu sanallığın bir parçası olmayı başarabildiği müddetçe bir renk olarak algılanıyor ve kendine yer bulabiliyor. Bu yapılırken en üzücü boyut ise bunun yapılmasında kendini din adına yetkili gören kişiler eli ile gerçekleştiriliyor olmasıdır. Bugün neredeyse dünya düzenine dur diyebilecek hiçbir inanç, değer kendi ayakları üzerinde kendi olarak kalarak bir varlık sergileyemiyor. Zaten şekli olarak varlığına hangi inanç olursa olsun karşı çıkılmıyor. Sadece dünyaya dair söz söyleyebildiği, söylediği anlarda problem olarak görülüyor. Ve anında icabına bakılıyor.

Bugün bu belki birçok isim ile ayrı ayrı tarif edilecek hal yeni bir egemenlik biçimidir. Bu egemenlik biçiminin bir ortak veya bir ayrıksı duruma hiç tahammülü ve müsaadesi yoktur. Elbette bu durum sadece (happy  few) “mutlu azınlığa” yarıyor, çünkü bütün dünyanın yörüngesi onların konumunu pekiştirmek üzerine inşa edilmektedir. Zaten oluşturulan bu sanal dünyada sınırlar onlar için kalkarken geri kalanlar için hem hayatın kendisi hem de yaşam koşulları barikatlarla çevriliyor. Onun için bugün küresel ölçekte haksızlıklar, hukuksuzluklar ve ahlaksızlıklar başını almış gidiyor. Ve bu gidişat büyük bir eşitsizlik ve de adaletsizlik üretiyor. Bu durum karşısında ne siyasi olarak ne de düşünsel olarak tutunulamıyor çünkü entelektüel bilinç, entelektüel eylem güçten yana taraf olarak eleştirel bir sorumluluk yüklenmiyor. Bu yoksunluk hali, bu egemenliğin alternatifsiz olduğu imajını hakikate çevirerek ferden ferde herkesin beynine nakşediyor. Büyük bir çaresizlik duygusunun içerisine itilen insan zihninde büyük bir engel, barikat oluşturuyor ve hiçbir uyarıya yanıt vermiyor.

Nitekim bir “reality  show”un içerisinde ya da bir sanat galerisine “ready  made” olarak yerleştirilmiş gibi hem izlenen hem izleyen olarak hayatlarımıza devam ediyoruz. Müzenin veya sahnenin sağladığı konfordan rahatsız olunmadığı için ne bağımsız bir düşünce ortaya konabiliyor ne de sadra şifa olacak bir eylemi gerçekleştirebilecek irade ortaya çıkıyor. Bu yüzden bu veriler dâhilinde hareket eden bugünün egemenleri oyunun kartlarını çok güzel bir şekilde karıyor, dağıtıyor ve de toparlıyor. Bundan dolayı da hayatın her alanında otoriter görüntüler, idareler belirleyici olabiliyor. Bu bakımdan ekim yapılmamış bir tarladan hasat beklemek ham hayal olmaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Hasat için emek, emek için irade ve gayret tabii ki sabır gerekir. Değişmek ve değiştirmek için hangisine sahibiz? Ekin nerede? Hasadı kim yaptı? Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?