Reklamı Kapat

Güvenli Bölge, Irak’taki 36. Paralel mi?

Uzun zamandır gündemi meşgul eden Güvenli Bölge tartışmalarında ABD ile birçok konuda uzlaşma sağlandığı ifade ediliyor. Müşterek Harekât Merkezi kurulması, hava sahasının kontrolü gibi başlıklardan anlaşıldığı ve bunlarla ilgili altyapının oluşturulması için çalışmalara başlandığı belirtiliyor. Ayrıca Amerika’nın Suriye’de kurulacak Güvenli Bölge için Türkiye’nin endişelerinin giderilmesi yönünde adımlar attığı iddia ediliyor. Bütün bunlar olurken akıllara gelen en büyük soru, 1991’de 1. Körfez Savaşı’nda Irak’ın kuzeyinde oluşan fiili durum gibi bir oldubittiyi mi yaşayacağız endişesi oldu. Malumunuz ortada bir gerçekler var, bir de gerçek olmalarına rağmen meşru kabul edilemeyecek durumlar. Gerçek olan Amerika ve diğer yabancı güçlerin Suriye’deki varlıklarıdır. Bu sonuç gerçektir ama meşru değildir. Yani her gerçek meşru olmayabilir. Ne önemi var, sonucu mu değiştirir diye düşünebilirsiniz. Ancak zihinlerinizi 3-5 yıl sonraya taşıyınız ve ABD bu anlaşma ile kendisine oluşturduğu meşru zemini nasıl kullanabilir diye kendinize sorunuz. Aldığınız cevap aslında ifade etmeye çalıştığımız şeydir. Merak edilen soru, ABD acaba gelecekte bu anlaşmayı gerekçe göstererek tahmin edilen ama istenmeyen adımları atar mı sorusudur. Kanaatimizce uzlaştık denilen her bir madde mutlaka bu bakış ile birlikte değerlendirilmelidir.

Peki, Güvenli Bölge ihtiyacı neden doğdu? Türkiye’nin talepleri nelerdi?

- Türkiye en başta 30-40 kilometre derinlik istiyor. Trump’ın ifade ettiği 20 mil sözü üzerinden de bunu sağlamaya çalışıyor. Buradaki amaç bu derinlikteki bütün PYD/YPG’lilerin bölgeden uzaklaştırılmaları.

- Diğer talep ise YPG’nin elindeki ağır silahların tamamının toplanması ve hepsinin bölge dışına çıkarılması.

- Bir de teröristler tarafından yapılan, aslında ABD’nin kurumsal aklıyla geçmişte inşa edilmiş olan tünel ve mevzilerin tahrip edilmesi.

Bu talepler aslında ABD’nin bu zamana kadar yaptıklarından vazgeçmesi anlamına geliyor. Peki, bu mümkün mü? Çok zor. Neden? Çünkü ABD, binlerce TIR ağır silahlar dahil, her türlü yardımı PYD/YPG’ye yaptı. Onları kendisine yerel güç olarak tanımladı. Zaten Münbiç’te uyguladığı oyalama stratejisiyle de, kendince koruma kalkanı uygulayarak bunu gösterdi.

Şimdi şu sorunun yanıtı aranıyor; Müşterek Harekât Merkezi Türkiye’nin hareket planını kontrol altında tutabilmek için ABD tarafından kullanılan bir yapı halini mi alacak?

Bir başkası ise Türkiye Astana Süreci’ni birlikte yürüttüğü Rusya ve İran’la bundan sonra nasıl yol alabilecek? Yoksa ABD bu merkez ile birlikte İdlib’deki krizi de kullanarak Astana Süreci’ni tamamen sonlandırmak mı istiyor?

Ayrıca başta da ifade ettiğimiz gibi Müşterek Harekât Merkezi eliyle kurulacak olan bu Güvenli Bölge acaba Irak’ın kuzeyinde, 36. Paralel’de konuşlandırılan Çekiç Güç’ün şimdi de Suriye’de hayata geçirilmesi anlamını mı taşıyor? Yani Güvenli Bölge, Amerika’nın uzun yıllar Suriye’de kalmasını temin edecek bir oyuna mı dönüşecek?

Müzakerelerde farklı konuşan, arazide ise masada altına imza koyduğu şartları dikkate almayan Amerika, bu mutabakat ile sorunu zamana yayarak Türkiye’yi oyalamak mı istiyor? Hal böyleyken Türkiye tarafından yapılan kimi açıklamalarda ise ABD’ye Münbiç’teki taktiklerinin bu sefer tutmayacağına dair ifadelerin kullanıldığını da belirtmekte fayda var.

Şu gerçek Suriye krizi başladığından beri önemini hiç kaybetmedi. O da coğrafyamızın küresel güçlerin oyun alanından çıkarılması için bölge ülkelerinin birlikte hareket etmelerinin zorunlu olduğudur.

Dış politikada bazen günü kurtarmak adına kararlar alınabilir. İşin doğasında bu var. Ancak S-400’leri ABD ile aramızda sorun olmaktan çıkarmak da gerekçelerden biriyse buradan sağlıklı bir sonuç çıkmaz. Suriye’de günü kurtarayım derken geleceği tamamen kaybetmek gibi bir riskli sürecin içinde olduğumuz gerçeği asla unutulmamalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?