Reklamı Kapat

Suriyeli kim, Suriye neresi?..

Nasıl bir zihin daralması yaşadık anlatması imkânsız… Yazması mümkün değil. Nasıl da zihnimiz daraldı. Zihin ve gönül coğrafyamızı kaybettik. Ne vatan kaldı ne vatan toprağı… Ne bir cihan mefkûresi ne nizam-ı âlem fikri… Düşünün tam yüzyıl önce yirmili yaşlardasınız, askerlik vaktiniz gelmiş. Yastığınıza başınızı koyup neresi düşer acaba diye düşünüyorsunuz? Aklınızdan Şam, Bağdat, Halep, Trablus, Filistin, Kudüs, Medine ve Mekke geçiyor. Biraz daha geri gidelim, yüz yirmi yüz kırk yıl önceye gidelim. Bizim meçhul asker bu sefer şehirler kısmına; Kosova, Selanik, Sofya ve bütün Balkan coğrafyasını eklemek zorunda.

Şimdilerde ise askerlik çağına gelmiş gençler “Suriyeliler kim, neden buradalar” deme şuursuzluğuna alet oluyorlar. Ne yazık ki iktidarın da yönlendirmesi ile Suriyeli tartışmaları aldı başını gidiyor. Efendim dönsünler, savaşsınlar, neden kaçtılar, neden ülkelerinde durup direnmediler vs. Yok gençleri gitsin yaşlı ve kadınları kalsın. Yok çalışmasınlar. Yok şu kadar doğum yaptılar, bu kadar mezar yerleri oldu… Ne kadar da kibir kokan yaklaşımlar ne kadar da vicdandan uzak yaklaşımlar ne kadar da zavallı açıklamalar. Ne kadar da alçakça bir tavır.

 Neresi imiş Suriye? Suriye diye bir devlet mi varmış tarihte? Ya da Irak diye bir devlet. Kim çizmiş bu haritaları? Bağdat ne kadar uzak bize? Ya da Şam ne kadar uzak? Başkent İstanbul ise Trabzon mu daha yakındır Halep mi bir bakın bakalım haritalara… Ya da Kosova, Selanik, Sofya bir ölçün bakalım neresi daha yakın bize ve neresi daha önce vatan toprağı olmuş?

Başkenti taşıma tartışmaları yaşandığında teklif edilen ve tartışılan dört şehir ismi sayın bakalım. Kaç tanesi şu anki sınırlarımız içerisinde kalmış. Gezin şehirlerin şehitliklerini, şehitlerin ait olduğu kaç şehir sınırlarımız içerisinde kalmayı başarmış?

Şimdilerde Suriyeliler diyen zavallılar aslında müstemleke olmayı kabul etmiş zihinlere sahipler. Suriye diye bir yer yok olmadı, olmayacak. Diyar-ı Şam’dır orası…  Antep, Urfa daha yakındır Halep’e Ankara’dan. Hatay’la Humus arasında bir fark var mıdır? Milliyetçi geçinen bi-haberlere sormak gerekiyor. Eğer sizin mantığınız ile devam eder isek tamamına yakını Arapça konuşan ve Arap ağırlıklı olan Hatay’ın vatan toprağı olmasının anlamı nedir? Nedir Mustafa Kemal’i hasta yatağında Hatay meselesine koşturan şey. Mesela bırakın Suriye’yi Libya, Trablus, Tunus, Cezayir bir vatan toprağıdır bizim için. Cumhuriyeti kuran kadronun hemen hemen tamamı bu coğrafyada savaşmış, kan dökmüş, kanını akıtmıştır. Şimdi kalkıp orası şu, burası bu demek hakkına kimse sahip değil. Binlerce yıldır öyle ya da böyle etkileşim halinde olduğumuz bu toprakları düşünmek, düşlemek ve bu toprakları vatan toprağı bilmek hepimiz için bir vazifedir.

İslam coğrafyası kan ağlıyor. Bir bahar havası estirdiler, bütün coğrafya kana bulandı. Yemen… Hani şu uğruna her evden bir ağıtın yakıldığı Yemen… Hani şu adına onlarca türkü yaktığımız Yemen… Sudan kara coğrafyanın kara kaderini aşmaya çalışan kara delikanlıların memleketi Sudan. Libya… Ne kadar da yakın geliyor ismi… Sürgünlerin yahut kaçışların şehri Libya…

Anadolu yavaş yavaş bu coğrafyaları hatırlıyor. Ancak her hatırlama kanlı sancılı süreçlerin ardından oluyor. Mesela doksanlı yıllarda Balkan katliamları sonrasında Balkanları hatırladık. Baktık ki orada bir Balkan dünyası var ve Trabzon’dan yüzlerce yıl önce İslam toprağı olmuş Balkanlar. Sonra Afganistan… Bir baktık ki ilk Afgan ordusunu Osmanlı paşaları kurmuş. Bizim izimiz var orada. Sonra Irak, sonra Suriye, sonra Libya, Tunus ve Cezayir baktık ki hâlâ bizden bir şeyler var oralarda. Hatırlamamız gereken birkaç yer daha kaldı. Mesela Sofya, Selanik, yani yakın balkan coğrafyası. Buralarda hatırlanmalı, buralarda yeniden vatan toprağı olarak idrak edilmeli.

Suriyeliler gitsin diyen arkadaşlar bu ülkeyi terk etsinler. Bu kadar açık ve net… Mazluma verecek ekmeği olmayan, mazlumla paylaşacak işi olmayan kişi zaten bu topraklardan zihnen gitmiş demektir...

Geçenlerde bir tanıdığımın babasının cenazesine katıldım. Baktım ki yaşı ileri olanlar benim anlamadığım bir dil konuşuyorlar. Şaşırmadım, zira göçmenler çünkü Çerkezler. Suriyeliler hakkında tahkire varan açıklamalar yapan yahut yazılar yazan zevat şunu unutuyor ki, bu topraklar bila kaydı şart bütün mazlumların gönül rahatlığı ile geldiği, geleceği yerler olmuştur olmaya da devam edecektir.

Hani demiş ya Şair:

Ben Şam’ı bin yıl öncesinden bilirim

Annemin sütü kadar yakın bana

Babamın uğradığı son antik çarşı

Dedemin kılıcını dayadığı surlarına

Ey kalbimin içinde uyuyan şehir

Hiçbir uçak hiçbir tren hiçbir otomobil

Hiçbir muştu hiçbir belge hiçbir kanıt hiçbir

Seni alıp bana getirmemiştir

(Beni alıp sana gelememiştir)

Niçin göçtün benden ve nereye

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?