İslamcılığın seyir defteri-II

(Kurucu Olarak İslamcılık)

Geçen haftaki yazımızda Müslüman egemen toplumların içerisinde gelişen İslamcı anlayışları izah etmeye çalıştık. Bu hafta ise İslamcılığın ulus devlet içerisindeki seyrine bakmaya çalışacağız. Ulus devletlerin temeli seküler bir zihni arka plana dayanır. İslam ülkelerinin ekseriyeti Batılı devletlerin hâkimiyeti altında kurulmuştur. Türkiye gibi bağımsızlık mücadelesiyle kurulan devletler ise Batılı değerler üzerine bir ulus devlet inşa etmişlerdir.

Bu noktada İslamcılık, İslam’ın siyasi, iktisadi ve hukuki alanda varlığının yeniden inşa sürecini amaçlar. Bunun için Müslüman halkların yaşadığı toplumların İslami bir devlet modeli ile yönetilmesi için mücadele ederken; nihayetinde bir İslam birliği idealini de hep zinde tutar. Süreci özelimizden değerlendirmek gerekirse Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesi ile birlikte kurulan, sınırları Batılılarca tesis edilmiş ulus devletlerin siyasi ve hukuki mekanizmasında, İslam’ın yeniden söz sahibi olması için çalışan iki farklı İslamcı modeli vardır.

İlki, ulus devletlerin kurulması aşamasında geri plana itilen Müslümanların mevcut sistemi sorgulamaları şeklinde kendini gösteren “muhalif İslamcı” modeldir. Muhalif İslamcılığın temel özelliği sistemi sorgularken ve sistemin İslamileşmesi için mücadele verirken, bu mücadelesini el verdiğince sistem içerisinde yürütmesidir. Sistem içerisindeki hareket alanını kullanarak sisteme paradigma dışı bir öneri sunmaktadır. Burada kastedilen muhalif tutumu sistemin temel verilerine karşı muhalif olmasıdır yoksa siyaseten yönetime talip olmamayı ifade etmez.

Diğeri ise sistemin temel dinamiklerine itiraz etmeksizin egemen iktidar odakları ile uzlaşmacı bir tavır sergileyerek genel İslami değerlerin yaşanması önündeki engellerin bertaraf edilmesi yönünde gelişen “uzlaşmacı İslamcı” modeldir. Bu modele göre öncelik iktidardır. Muktedir olmanın yolunu güç odaklarıyla birlikte hareket etmekte görür. Bu amaçla hareket etmeye başladıktan sonra söylemini güç odaklarının çizgisinde belirlemek zorundadır. Bu tutum ne kadar gizli ajandayı gündeme getirse de çizilen bu yolun ideallerden uzaklaşmayla sonuçlanması kaçınılmaz olacaktır/olmuştur. 

Muhalif İslamcı modelde sistemin temel dinamikleri bizzat sorgulanırken ve yeni bir model sunularak mücadele verilirken, uzlaşmacı İslamcı modelde ise önce iktidar hedeflenmekte ve akabinde dini taleplere karşılık bulacağı hesap edilmektedir. Bu iki anlayış aynı hedefleri taşıyor gibi gözükse de temelde büyük farklılıkların olduğu aşikârdır. Birisinde adil yönetim tasavvuru egemenken diğerinde ise muktedir olma ve muktedir kalma gayesi egemendir.

Aslında pratiğe dökülen uzlaşmacı İslamcı modelin nasıl bir çıkmaza düştüğünü gördük. Gücün verdiği imkânla İslamcı amaçlardan uzaklaşıldığı, dinsel gündemin gücün muhafazasına dönük bir araç haline dönüştürüldüğü bir vakadır. Bu modelin netice itibariyle İslamcılık içerisinde değerlendirilmemesi doğru olandır. Çünkü amaç ve ideal bakımından çıkış noktasıyla varış noktası arasında ontolojik bir farklılık vardır. Ama algılanış biçimi bu kategoride değerlendirmeyi de zorunlu kılıyor.

Bu noktadan sonra İslamcılığın içerik olarak daha farklı bir dil ve söyleme ihtiyacı vardır. Çağın sunduğu imkânlardan istifade ederek çağa ilham vermesi gerekiyor. Üslup ve söylemde kucaklayıcı, program ve eylemlerde ise kuşatıcı olmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?