“Kurban olam toprağına, taşına”

Dinlediğimde içimin ısındığı hocalardandı. Lalezar apartmanındaydı çalıştığım işyeri. Cumaları Nimet Abla camiine giderdim. Namaz öncesi vaazlarının can kulağıyla dinlendiği bir hocaydı Emin Işık Hoca. Cemaatinin tahsil durumlarını tek tek biliyor ve dersini, herkese anlayacağı kelimelerle anlatıyordu sanki. Mesai arkadaşlarımın o günlerde ilanvari daveti yapılan Kasımpaşa’daki bir camii tercihleri, illa ünlendirilen hatibi dolayısıylaydı. Bir Cuma beni de götürdüler. Cuma namazı sonrası şirket arabasının içinde itirazım alevli idi. Yayınlatacağı bir cinsellik kitabından hutbede sayfalar okuyan o hatibe isyanıma, ki sonraları çuvalla para kazandım diyecekti bir röportajında, yüzlerindeki mahcubiyet kızarıklığı hâlâ geçmemiş yaşça büyük arkadaşlarımdan katılanların olması veya olmamasını dert etmiyor, ünü olduğuna göre büyük hocadır, büyük hocalar da söylenmesi gerekeni söylerler gibi bir mantık yürütmelerinin yanlışlığıyla güçlendiriyordum tezimi.

Akıllarındaki, Nimet Abla camii acabalarına da bir vaazında cevap vermişti Emin Işık Hoca. “Allah nasip etiğine göre...” diyerek rahatlattığı çok insanın, o camiinin karşısındaki cadde boyunda sıra sıra işhanları olan bir numaralı zenginimizle (Nimet Abla) mukayesesi de bir gerçekti.

Hataylı Emin Işık Hoca, işgal yıllarındaki köyünde yaşanmış bir olayı anlatmıştı. Dinleyen herkesin hâlâ unutmadığını ve şahit oldukları başka olaylara bir kıyas bilgisi yaptıklarını sandığım bir kahramanlık vak’asıyda o. İşgal günleri... Vatan savunmasına giden köyün erkeklerinin oturduğu çardak denilen kahvehane boş kalınca köy civarında yaşayan azınlıkların hatır gönül bilmezleri, inkarcıları oraya dadanmışlar, artık ağalık bizde diyerek... Olayı, o köydeki o günlerin imamından çocukluğunda dinleyen Emin Işık Hoca, onun, sarıklı bir hocayım, beni iterlerse ve yere düşürürlerse endişesiyle camiye çıkamadığını söylediğini, yüreğinin kabartısını hissettirerek anlatmıştı. Sonra demişti, köyün sarhoşu Ali gelmiş çardak işgalini duyunca. Çekmiş kamasını, boşalttırmış çardak kahvesini. Siz kimsiniz ki kendinizi buralara layık görüyorsunuz. Herkes yerini bilecek...

Köyün hocasının rahatlamasını onun ağzından, bizim sarhoşumuz da dinimizin hizmetkarıdır cümlesiyle seslendirdiğinde Emin Işık Hoca, dinleyenler en olumlu soluk alışverişindeydiler. Emin Işık Hocayı rahmetle anmak için yazdığımız bu Ali hikayesinin bir benzerini de gazetemizin yazarı hocamız Mahmut Toptaş’tan dinlemiştim. Bu güzel arefe günümüzü siyasi havalardan biraz uzak kalmak niyetimize uygun düşer diye onu da yazıyorum. Tek başına bir kabadayı. Tek başına bir mafya gücü. Yasal olmayan işlerin icracısı tek başına bir adam. Yolu, kanun adamlarıyla kesiştiğinde ve devreye adliye kurumu girdiğinde, kendini ünlü Sinop cezaevinde bulur. Bugün müze olan o cezaevi üstüne bilhassa Sabahattin Ali güzel hikayeler yazmıştır. Sinoplu şairimiz Hüseyin Akın’ın tabutluklarına kadar inceledim ve mazlum canları duymaya çalıştım dediği o mahpushanede yaşanmış ve fakat yazılmamış hikayelerden biri, Mahmut Toptaş Hocamızın hemşehrisi o tek başına diye tanımladığımız yalnız insanımızındır.

O “yalnız”ın yattığı koğuşa başgardiyan girer bir gün. Gelenek yahut mapusane kuralı gereği mahkumlar ayağa kalkar ve ranzalarının yanında kıpırdamadan dururlarmış. O gün de öyle olmuş. Ama bir farkla. Koğuşun son geleni bir imamdır. Ve o en yeni mahkum, ranzasında oturmakta, kitabını okumaktadır, koğuşlarında bir başgardiyan olmasına rağmen... Geleneği yahut kuralı bilmediğinden mi, yoksa bir başgardiyana o saygıyı göstermek, düşüncesine ya da karakterine uygun düşmediğinden mi kalkmamıştır, bilinmez.

Bilinen, başgardiyanın bu hali kendi lehine kullanacağıdır. Hem o mahkumu cezalandıracak, hem de aynı davranışı diğer mahkumların akıllarından dahi geçirmelerini engelleyecektir. Zulüm makinasına döndürülmüş, o iri yarı başgardiyan tutunacağı yeri ve tekme savuracağı noktayı iyi bildiğinden, kendini Firavunvari bir cümleyle adlandırarak uçar o mahkumun üstüne... Mahkum bir tarafa, okuduğu kitap, ki Kur’an’dır bu, başka bir yere savrulmuştur. İş artık o yalnız kabadayınındır. Zulasındaki şişini alır ve yakasından tuttuğu başgardiyanın akciğerine saplayıverir. Kemale erdiği bir yaşta, evinde istirahatteyken o yalnız adam, ziyaretine gelen arkadaşına yaşadığı bu hikayeyi anlattıktan sonra, af ümidimin gerekçesi olsun der.

Emin Işık Hoca merhumun anlattığı Ali kahramanlığından ve yalnız kabadayının, kitaba ve okuyana uyguladığı saygısızlık dolayısıyla bir başgardiyanın defterini dürmesi hikayesinden sonra, bir başka Ali’nin anlatıldığı bir Konya yaşanmışlığıyla bitirelim bu arefe günü sohbetimizi. Erken bir Konya sabahı. Tayyip ağa sabah namazının ardından hep yaptığı gibi dükkanını açmıştır. Çarşının o sokağında daha kimse yok. Derken bir gölge belirir Tayyip ağanın dükkanının kapısında. Gelen Ali’dir. O Tayyip ağayı tanır, Tayyip ağa da onu gecelerin alkollü adamı olarak bilir. Açık kapının pervazına yaslanan Ali, seslenir Tayyip ağasına.

“Tayyip ağa bana bak!” “Buyur Ali’m” der Tayyip ağa, göz ucuyla sokağı yoklamaya çalışarak... “Sana bir şey soracağım Tayyip ağa. Doğru söyleyeceksin...” “Sor Ali’m, ne istersen sor” cümlesine, sesinin en yumuşak halini ayarlayadursun Tayyip ağa, sokak hâlâ ıssız... “Ben iyi adam mıyım, kötü adam mıyım? Bana bunun cevabını ver Tayyip ağa.” Her sorunun bir cevabı vardır Tayyip ağada. Görünüşte kolay bu sorunun tek zorluğu, cevabın kelimelerinin ne olacağıdır. O günden sonra dillere düşen Tayyip ağa cevabı korkunun ve endişenin cesaret sınırındaki son halidir.

“Ali’m, sana iyi adamsın desem, Allah’tan korkarım. Kötü adamsın desem, senden korkarım.”

Bayramınız mübarek olsun efendim...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?