Gerçek dost karanlıkta fark edebilendir

Geçtiğimiz pazartesi günü İstanbul Valisi Sayın Ali Yerlikaya Millî Gazete’yi ziyaret etti.  Bu vesile ile bendeniz de Sefaköy’ün yolunu tuttum. Her zaman olduğu gibi hemen ilk selam yeri diyeceğimiz kapıdan sol tarafta Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Adnan Öksüz’ün odasına daldım. Adnan Bey’in bendeki karşılığı usta bir yazar olmanın ötesinde güler yüzlü ve mümin neşvesine sahip oluşudur. Çayımızı en güzel tarafından içtikten sonra Necati Tuncer’in Sinop Cezaevi üzerine naklettiği bir hatırayı da çayın damağımızda bıraktığı muhabbet çeşnisine katıverdik. Bir ara gazetede hareketlilik oldu. Vali beyin arabası gazeteye gelmek üzere imiş. Yazarlar hep birlikte toplantının yapılacağı salona doğru gidiyorduk ki hiç akla gelmeyen bir şey oldu: Tüm binanın elektrikleri kesildi! Şaka gibi gerçekten. Jeneratör devreye sokulmaya çalışıldıysa da aksilik bu ya, jeneratörün de kablosu arızalıymış. Allah’tan arkadaşlar durumun hemen çaresine bakıp aydınlık bir odayı yeniden düzenleyip hazır ettiler. Bu esnada Necati Tuncer ve Adnan Öksüz ile birlikte koridorun köşesinde bir masaya ilişip misafirleri beklemeye koyulduk. Karanlıkta birbirimizin yüzünü bile seçmekte zorlanıyorduk. İşin ilginç olan tarafı biz bir siluet gibi oracıkta içtiğimiz çay bardaklarını bile karıştırırken gazete ailesinden kişilerin bizi karanlıkta fark edip ismimizle hitap ederek hoşbeşe yönelmesiydi. Tam da o anda dostlarımızın cümlesini hakkıyla ifade edebilecek bir cümle dilimden dökülüverdi: “Gerçek dost karanlıkta fark edebilendir!” Bu söz elektrik etkisi yapmış olmalı ki karşımda oturan Adnan Öksüz, “Azizim elektrikler mi geldi, etraf birden aydınlandı sanki?” diye sormadan edemedi.

Gelelim Sayın Vali ile yazarlar buluşmasına. Dostane, samimi ve sıcak bir görüşme oldu. Sayın Yerlikaya mütevazı, enerjik ve birleştirici vasıflarıyla İstanbul için bir şans olduğu kanaatini pekiştirdi. Buluşmanın ana konusu Suriyeli sığınmacı nüfusun kentlerin nüfus dengesine uygun bir şekilde yeniden düzenlenme çalışmaları üzerineydi. Ülkemizdeki Suriyeli sığınmacıların bizim için muhacir konumunda olduğunun altı özellikle çizildi. Bu konudaki dezenformasyonlara dikkat çekilerek birçok noktada ülkemize göç eden Suriyeli kardeşlerimiz üzerinden yanlış bilgilerin yaygınlaştırılmak istendiği üzerinde duruldu. Valilik olarak Suriyeli mülteci işçilerin sigortasız çalıştırılmasına da göz yumulmayacağının vurgulandığı toplantıda yapılan düzenlemenin, “Suriyeli sığınmacılar ülkelerine geri gönderiliyor” şeklinde kasıtlı menfi propagandaya dönüşmesinin memlekete karşı haksızlık olacağı hatırlatıldı. Basının bu konuda daha duyarlı olması gerektiğinin altı çizildi. Vali beyin toplantı sonrası ayrılmadan önce memnuniyetini ifade ederken kurduğu şu cümle son derece muktezayı hale uygun bir cümle idi: “Işıkların kesik olduğu bir ortamda sizler düşünceleriniz ve yaklaşımınızla ışık olup ortamı aydınlattınız.”

Unutmadan şunu da eklemiş olalım, Millî Gazete yöneticilerinin ifadelerine göre, tarihinde ilk kez görev başında bir Vali Millî Gazete’yi ziyaret etmiş.

NE SOMURTUYORSUN, BU SENİN HİKÂYEN!

“Sol kaşını kaldırıp basına poz veren hâkim tokmağına uzandı. Fotoğraf çeken medya mensupları bunu kaçırır mı? Tıklım tıklım bir salon. Meraklı bakışlar. Davacının suratında gezinen kalem.”

Bu satırlar Betül Nurata’nın 1986 yılında çıkan “Yüzümü Tanı” isimli öykü kitabından. Kanaatimce Betül Nurata öyküye iyi bir başlangıç yapmış olmasını iyi bir okur olmasına borçlu. Birçok öyküsünü henüz dergilerle buluşmadan evvel okumuş biri olarak ondaki bu iyi okurdan yazar olmaya giden yolu görmüştüm. O şiir seven fakat öykü yazan biriydi. Şiirin yazma coşkusunu artırmada küçümsenmeyecek bir etkiye sahip olduğunu “Yüzümü Tanı” öykülerini okurken rahatlıkla fark edebiliyoruz. Betül Nurata ilk kitabıyla kendine özgü söyleme biçimi geliştirmek gibi bir yola çıktığını okuyucusuna hissettiriyor. Öyküden başını sağlı sollu çevirerek okuyucusuyla yüzgöz olmaya çalışması da yüzünün tanınırlığını artırıyor sanki. Zira yazarın yüzü biraz da herkesin müşterek yüzü gibi. Gökyüzüne benzer bir yüz. Gereksiz yazar triplerine bulaşmadan, yazıyı olup biten, hikâye edilen şeyin üzerine yerleştirmeden son derece doğal bir iklime taşımayı biliyor. Günlük hayatın hikâyeye sığmayan bir tarafı var. Bunu günlük hayatın dizgesine zarar vermeden yansıtabilmek tabi ki hünerdir. Klişe hikâye anlatımı “ne gülüyorsun bu senin hikâyen!” deyip posta koymaya ayarlanmıştır.  Betül Nurata bu klişeyi tersyüz ederek adeta “ne somurtuyorsun (Niye gülmüyorsun?) bu senin hikâyen!” demek istiyor.

Sevgili okur, yüzünü aynaya gerek duymadan tanımak istiyorsan Betül Nurata’nın “Yüzümü Tanı” öykü kitabını mutlaka oku! Nerede mi bulacaksın. Öyleyse bu iyiliğimi de unutma: (Yüzümü Tanı- Betül Nurata-Profil Yayınları-0216-365-70-91)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?