Biri yer, biri bakar…

Atanamadığı için bunalıma giren öğretmen adayları veya uzun süredir işsiz olduğu için 1.5 yaşındaki bebeğini kapıp da intihara kalkışan kimselerle ilgili haberlere alışmak bile başlı başına bir vahamet değil mi? Her kesimden insanların sergilediği yoksunluk ve çaresizlik manzaralarının, kendi hayatlarına son verme gibi bir “acı son”a kadar varması üzerine kafa yormak gerekmez mi? Kendisi fakr-u zaruret çekmiyor, hatta aliyyül ala bir hayata erişti diye herkesi böyle bellemek bencillik olmuyor mu?

Nedir bu insanların derdi, sıkıntısı, içindeki bulundukları çıkmaz ve çaresizlik? Şüphesiz ki cevabını herkes biliyor. Milyonlarca insanın içinde bulunduğu sıkıntıların bir benzeri çünkü… İşsizlik, geçim sıkıntısı, ekonomik zorluk vs vs… Bu ülke insanlarının hala bu gibi sorunlarla boğuşması, siyasetin ana gündem maddesi olmak zorundadır halbuki. Ancak siyasetin gündemi bambaşka bir ajandayı ortaya koyuyor maalesef. Gerçek gündem ve doğurduğu sıkıntılı tablo bir türlü önem arz etmiyor siyasiler için.

Artık herkesin kanıksamış olduğu “bal tutanın parmağını yalaması” realitesi, aslına bakılırsa büyük bir ahlaki yozluk ve insani zaaftır. “Biraz da bizimkiler yesinler” gibi ilkel ve iğrenç düşünceleri içine sindirebilmiş bir toplum, ahlaken bir erozyon içindedir ve her gün olan olaylar da bunu doğrulamaktadır. Böylesi bir yozlaşma içindeki toplumun içinden çıkan siyaset de, aynı ahlaksızlığın bir aynası olur haliyle.

Son dönemlerde gözler önüne serilen, ancak yıllardır süregelen bazı gerçekler hayrete şayandır. Kimi belediye başkanlarının eş, dost, hısım, akraba kim varsa belediye kadrolarına doldurması veya birtakım iktidara yakın kimselerin devlet kadrolarında üçer beşer maaşlar alması gibi meseleler, bu ülke insanının rahatsızlık duyması gereken bir durumdur. En başta da büyük bir adaletsizliğin resmidir.

KPSS’ye girip de çok yüksek puanlar alan, not ortalamaları çok yüksek olan kimselerin, “mülakat” marifetiyle elenmeleri ve yerlerine siyasetten “referanslı” isimlerin alınması türünden olaylar giderek normalleşmektedir. Aslına bunların normalleşmesi, hak ve adalet olgusunun da giderek ölmesine yol açmaktadır. Adaletin olmadığı yerde de ne huzur olur ne de bereket…

4 milyonu aşkın işsizin olduğu, milyonlarca insanın asgari ücret denen sefalet ücretine talim ettiği, “orta direk” diye adlandırılan milyonlarınsa geçim zorluğu içinde ve bankalara muhtaç şekilde ay sonunu getirdiği bir ülkede, “kaymak bir tabaka”nın üçer beşer maaşlar alması elbette ki büyük bir sorundur. En başta da bir hak ve adalet sorunudur.

Gücün tek elde toplanması ve mutlaklaşmasıyla birlikte giderek şımaran ve semiren bir kitle söz konusudur ve bunlar doymaz bir iştahla her geçen gün daha da zor doymaktadır. Milyonlarca insan 2 bin lira gibi komik bir paraya talim ederken, araştırmalara göre 4 kişilik bir aile 6 bin 900 liranın altında gelire sahipse yoksul sayılırken, “kaymak bir tabaka” emek harcanmadan, “atanarak” elde edilen makamlardan elde ettikleri bol sıfırlı banka hesaplarını kendilerine hak olarak görebilmektedir.

Türkiye, “her devrin zenginleri” gibi ilkel ve iğrenç bir realiteye alışıktır maalesef. Ancak son dönemdeki kadar “kör gözün parmağına” şekilde bir zenginleşme ve iktidar nimetlerinden faydalanma furyası da görülmemiştir. Güce yakın olmanın muhakkak ki bir maddi getirisi (makam veya para) şeklinde tezahür etmektedir. Bu şartlarda, bir kişinin 3-5 maaş alması iktidara yakın olan kimseleri rahatsız bile etmemektedir.

Bir yandan, ülkenin büyük çoğunluğu fakr-u zaruret ve sıkıntı çekerken, belli “bir kaymak tabaka”nın adeta “bir eli yağda bir eli balda” olması, en başta dinin hükümlerine aykırıdır halbuki.

Ehliyet, liyakatin giderek ortadan kalkmasıyla paralel olarak hak ve adaletin de zedelenmesi tesadüf olamaz elbette. Devrin özeti olarak, “biri yer, biri bakar” dense yeridir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?