Reklamı Kapat

Bu “günlük” bu kadar

Bir ay evvel İkindi Yazıları dergisi Genel Yayın Yönetmeni Nedim Ali’den kısa, samimi ve bir o kadar teşvik edici bir mektup geldi. İnsanın insana ulaşabilir olduğunu bir kez daha bu mektupla yakından yaşayarak gördüm. Karton kâğıt üzerine yazdığı satırlarda yazdıklarımı İkindi Yazıları dergisine göndermemi istiyordu. Mektubu “kalbinizden öpüyorum” diye bitirmişti. Bugün postacı İkindi Yazıları dergisini bir müjdeli haber gibi elime tutuşturduğunda nasıl sevindim bilemezsiniz. Kaç senedir yazdıklarım çeşitli yerlerde yayınlanıyordu; lakin hiçbiri bugün Kahramanmaraş’ın Andırın Postası kültür-sanat eki İkindi Yazıları dergisinde şiirimi gördüğüm kadar beni sevindirmemişti. “Gerisi Kadın” başlıklı şiirim bu sayıda yayımlanmış ve Nedim Ali yine birkaç satırlık samimi mektubunda şiirlerimin çok olumlu tepkiler aldığını söyleyerek beni teşvik ederken bir yandan da yazma konusunda önemli hatırlatmalar yapmayı da ihmal etmiyordu. Mektubunun sonundaki şu tavsiyede olduğu gibi: “Şiir mi öykü mü, kararınızı ikisinden biri üzerinde verin. Bir koltukta iki koltuk gitmez.” Nedim Ali’nin bu ikazının anlaşılır bir tarafı vardı. Çünkü ben şiirin yanında dergiye birkaç tane de öykü göndermiştim. Öykülerimle ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmamıştı. Bu tavsiyeyi dikkate almalıyım. Öykü biraz benim olmadığım yerlerde serazat dolaşsın. Hem “şiir kıskançtır” derler, başka bir edebi türle ilgili olmak şiiri aldatmak ve ona sadakatsizlik sayılabilir. İkindi Yazıları dergisinde yayınlanan bu ilk şiirimin adı “Gerisi Kadın”. Bu akşam mahalle arkadaşlarımla bu şiiri paylaşıp konuşabilirim. Bakalım Çetin Bulut ne diyecek?

3 Ağustos 2019 Cumartesi- Kireçburnu

Sinop-Türkeli günlerini geride bırakıp İstanbul’a döner dönmez ilk işim ben yokken eve gelen kargoları yoklamak oldu. Gelip de geriye gidenler olduğu gibi muhatabını bulan bir hayli kitap paketi de vardı. Her birini büyük bir itina ile açtım. İlk teşekkürü Osman Özbahçe hak ediyor. Neredeyse bir raflık yeni çıkan kitaplardan göndermiş. Ebabil dizisi şükür ki yaşıyor ve yoluna devam ediyor. Öncelikle Hayriye Ünal’ın “Hep Tabu” isimli söyleşi kitabını karıştırıyorum. Oldukça hacimli bir kitap olmuş. Dünden bugüne Hayriye Ünal ile çeşitli dergi ve gazetelerde yapılmış söyleşilerin bir araya getirilmesinden oluşuyor kitap. Kitabın editörlüğünü Osman Özbahçe üstlenmiş. Ebabil-Söyleşi serisinin bir önceki kitabı da “Osman Özbahçe” söyleşilerinden oluşuyordu. “Her şair bir poetikadır ve şiire dair bir inşadır” diyor Hayriye Ünal. Satırlar kadar satır araları da önemli söyleşi metinlerinde. Başladım okumaya, bakalım kitap beni nerelere götürecek. Usta şair Hakan Şarkdemir’in “fiten” isimli yeni şiir kitabını da alıp bağrıma bastım. “Her deccalefiten / Her kazibefiten / Her harice fiten / Verafizefiten” diyerek, temkinli ve tedbirli bir yürüyüşle. Bu kargoda bana piyango gibi çıkan kitaplardan biri de Mikail Söylemez’in “yer değiştiren” isimli kitabı oldu. “Nutkumuz tutulsun / Ve hafta sonları bazı yerlerden geçmeliyiz” derken şiirin okuyucu ile şairi arasındaki çözülmeye uzak duran sırrına işaret ediyor diye düşünüyorum. Bu şiirler belki de benim aklımdan uzak geçen şeyler. Bir gün bu kitapla buluşup birbirimizi anlamaya çalışacağız. Bünyamin Yıldız ismini doksanlı yıllardan hatırlıyorum. İlginç bir şekilde kendisi ile tanışamadığım bu isme uzun süredir edebiyat dergilerinde de rastlayamıyordum. Ta ki ben yokken eve gelen kargoyu açtığımda kayıp ismin “1865’te ben” isimli kitabıyla karşılaşıncaya kadar. Söylemenin mümkün olan bütün imkânlarını kelimeleri üzmeden başaran bir şairle artık tanışabiliriz. Üstelik söyleyecek çok şeyi olan bir kitap var ortada. Eray Sarıçam’ın ikinci şiir kitabının çıktığını kendi paylaşımından duymuştum. Ebabil Yayınları ondan erken davranıp kitabı bana yetiştirdi. Kitapta her şey tamam, sadece bir eksik var: Şairinin imzası. Onu da umarım kısa zamanda tamamlarız. “Ömrüm Yettiğince Savaş” tam da Eray Sarıçam kalemine uygun bir başlık. “Sen yalnızsın / Bu şiirde ve her şiirde” diye giriş yaptığı New Türkiye şiiri ile giriş yaptım kitaba. Kıyılardayım.

Bana ne gelirse şiirden geliyor sanmayın, zaman zaman da öyküden geliyor. Selim Erdoğan’ın “Sekarat” kitabı gibi mesela. Öykü desek şiirin hakkı kalır, şiir desek öykünün hakkı. İkindi Yazıları dergisinden beri yazan bir kalem Selim Erdoğan. Öyküyü şiirle birlikte aramaya çıkanlar için güzel bir sürpriz olmalı bu öyküler. “Mektebin Bacaları” Ömer Serdar imzasını taşıyor. Deneysel özellikli kendini kolay okutan hikâyelerden oluşuyor kitap. İlk bitireceğim kitaplardan olacak gibi duruyor. Haydi hayırlısı. Ah ya ne güzel bir buluşma oldu bu kapıdan odama girer girmez. Ben hep dışarıda olayım ve ben yokken bana hep kitap gelsin ve bana o kısacık mesafeden “ben buradayııım” diye seslensin!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?