İslâm’a göre kabir azabı var mı?

Yazımızın başlığını “İslâm’a göre kabir azabı var mı?” şeklinde koymamızın sebebi, dinde reformistlerin sanki İslâm sadece Kur’an’dan ibaretmiş gibi “Kur’an’a göre kabir azabı var mı?” sorusunu sormasıdır. Batı’da Katolik geleneğe karşı başlatılan, Hıristiyan-Protestan gelenekte kendini bulan ve sadece teolojik değil, siyasi yönü de olan “Sola Scriptura” yani “yalnızca kutsal kitap (İncil)” söyleminin etkisiyle İngilizlerin Hindistan’ı işgali hengâmında ortaya çıkan ve “İslâm sadece Kur’an’dan ibarettir” fikriyle başlayan “Kur’an İslam’ı/Kur’an Müslümanlığı” söylemini benimsemiş kişiler, hadis-i şerifleri delil kabul etmediği için söze “Kur’an’a göre” diye başlar.

Kur’an-ı Kerim’i açıklayan hadis-i şerifleri ve Hz. Peygamber’in Kur’an-ı Kerim’i açıklama yetkisini inkâr eden ve bu yetkiye kendilerini layık görenler söze “Kur’an’a göre” diye başlarlar ve ayetleri istedikleri gibi yorumlarlar; bundan dolayı işleri kolaydır. Bu adamlara hadis-i şeriflerden ve geçmiş ulemanın görüşlerinden delil getirseniz fayda etmez. Zira bu beyler, kendilerini Kur’an’ı açıklama yetkisine sahip görmekte, istedikleri gibi yorumlamaktadır. Kendi yorumlarını güvenli, hadisleri de güvensiz bulmaktadırlar.

Hadis inkârcılığı hastalığına mübtela olmuş bu kişiler “Kur’an’a göre” diye söze başlar ve görüşlerini sunabilir. Kendileri İslâm hakkında söz sahibidir ama âlemde dinin yegâne temsilcisi Rasulullah’ın aynı yetkisi yok öyle mi? Kendilerini Kur’an tefsircisi zanneden bu adamlara “Kur’an’dan delil” getirseniz de nafile. Artık hanginizin Kur’an yorumu doğru buna karar verecek merci olan “hadisler” devre dışıdır. Kur’an’da “Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem tayin edip, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar” (Nisa, 59) ayetinde Rasulullah aleyhisselam’ı aramızdaki anlaşmazlıklarda karar verici ve hakem tayin etmemiz emredildiği halde.

Bu kişilere Kur’an-ı Kerim’den “Peygamber size neyi emrederse onu alın, size neyi yasaklarsa ondan sakının” (Haşr, 7), “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygamber’e ve sizden olan ulu’l-emre itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve Resulü’ne götürün (onların talimatına göre halledin). Bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir” (Nisa, 59), “Andolsun ki, sizin için, sizden Allah’a ve Ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın resulünde güzel örnekler vardır” (Ahzab, 21) ayetleri gibi onlarca ayeti delil getirseniz de nafile. Çünkü, Allah’ın dinini tebliğle görevlendirdiği Resulü’nü devreden çıkartmayı, yok saymayı göze alan kimse, senin Kur’an’ı tefsirini mi kabul edecek?

Mesele, “kabir azabını inkâr” meselesi değil. Mesele, 1400 yıllık Kur’an, Sünnet ve sonraki dönemdeki İcma-ı Ümmet’i inkâr ederek yeni bir din inşası. Hadis-i şerifleri senet zinciri bahanesiyle inkâr eden bu kişiler, Kur’an’daki ayetleri hevâ ve heveslerine göre yorumlamakta ve ayetlere istedikleri gibi mânâ vermektedir.

Kur’an’ı açıklama yetkileri kendinden menkul bu adamların yeni bir din inşasına müsaade edilmemeli, İslâm’a göre “kabir azabı”nın var olduğunu delillendirmeye gayret gösterilmelidir. Biz de sonraki yazımızda bunu yapacağız, inşallah…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?