Reklamı Kapat

70 yıl önce CHP’ye uyan, bu gün AKP’ye uyuyor

Memleketimizde, kökü yabancı iklimlerde sulanan ve yemişi içeride devşirilmek istenen garip bir tecelli olarak, bir o kadar garip (yeni parti) havası estirilmek istendi.

Bir kotranın güvertesine -vantilator- koyup onunla yelkenlerin şişmesini ve teknenin yürümesini beklemekten biraz daha hazin olan bu suni durum, karşı(mıza) sunilerin sunisi, sathilerin sathisi, ve sahtelerin sahtesi (iç muhalefeti) çıkardı.

(2019-2002=17) yıldan beri nasıl her gün muvafıklığı öldürmekten başka bir şeye yaramadıysa (AKP), (yeni particiler) de muhalifliği öldürmekten başka bir iş beceremediğini ve beceremeyeceğini gösterdi.

Eğer bu muzdarip ve her şeye küskün Türk halkı, (ve medya) (yeni particilere) küçük veya büyük bir alaka gösterdiyse, bunun iç yüzü, onlar hakkında her hangi müsbet bir telakkide değil, karşı tarafa ait bütün bir menfi görüştedir.

(Yeni particiler) cehdsiz ve emeksiz, kendi kendisine doğan en kolay ve en ucuz bir istismar vesilesi halinde, (17) yıllık suni ve mecburi alkışların, suni ve mecburi –eyvallah-ların gizli aksülamellerini –Armut piş, ağzıma düş- tarzında topla(mak); ve ruhlarda zıt tarafa doğru en kesif ihtibasla tıklım tıklım yatan hınçlı ıslıkları kendi lehinde bir el çırpması diye almakta zorluk çekme(yeceklerini sanmaktadırlar.)

İmdi!.. Güneş gibi zahir, yağmur suyu gibi berrak, billur gibi keskin hakikat:

Şu ismine (Adalet ve kalkınma partisi) denilen ve uğrunda en köksüz ve samimiyetsiz cinsiyle bunca edebiyat (ve bunca tv programları) köpürtülen hadise, bütün selahiyet ve hakimiyetini sadece madde planında (alternatifsizlikten) almış, sonra bu maddi (alternatifsizliği) ruh planında hergün biraz daha kaybettirmiş,

(mesuliyetindeki) yoğurduğu nesillere hiçbir vecd ve iman aşılayamamış, hiçbir ideologya ve dünya görüşü kuramamış, üstelik kendinden evvel ata mirası halinde ne kadar ruhi ve ahlaki kıymet varsa hepsinin birden temelini örselemiş, sayısız maddi inşaalarına rağmen harabelerin en müthişi halinde memleket sathına çökmüş ve yalnız olmayışın, yapılamayışın, tutturamayışın, ihtarcısı olmaktan başka işi kalmamış, mahzun ve muzdarip bir vakıadır!

O, artık bütün itibarını kaybetti ve öz nefislerini korumaktan başka gayret sahibi olmayan birkaç yüz kişilik –feodalite- kadrosunu sürükleye sürükleye son vade merhalesine ayak bastı.

 -II-

Yapılan herşey, en basit bir dürtüşle madde planında kendi kendisini kurtaran bir milletin zaferini, aynı millete karşı, en dar ve en sığ bir anlayış adına, korkunç bir istismardan ibaret kalıyor.

Hiçbir şey olmadı;

Oldu diye gösterilen herşey,

Gerçek oluşu

Hiç olmayıştan daha mahrum ve ümitsiz yaşatan bir uzaklığa kaçırdı.

Bir madde kurtuluşunu bütün bir ruh göçüşü takip etti.

Necip Fazıl Kısakürek 16 Mayıs 1947’de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ne Ce.He.Pe’sini anlatıyordu. (I-II)

O makalenin günümüzü ilgilendiren yerlerini aldığımızda ve (  ) parantez içi ilaveleri yaptığımızda, ortaya AKP’nin ızdıraplı halini anlatan bu yazı çıktı.

II. Kısımda haykıran ve feryad eden bir Üstad var. “Kendi kendisini kurtaran bir milletin zaferi” derken, bu ülke insanlarının aklına Temmuz’un ortasındaki bir günün tarihi gelmez mi?

“Aynı millete karşı,

En dar ve en sığ anlayış adına,

Korkunç bir istismar...”

Bu kelimeler de herkese, 16 Temmuz’da üretilen bir çarşaflı bayanı, Başbakan’ın kucakladığı kahraman kadın propagandasıyla “Milletin zaferini” gölgeletmeyi çağrıştırıyorsa...

“Gerçek oluşu”

Hangi “uzaklığa kaçırdı” sorusuna acilen cevap bulunmalıdır.

Söylenmeyenleri isyanıyla haykıran Necip Fazıl’ın ileri görüşlülüğüne kanıt sayarsak eğer bu tespitlerini...

“Kökü yabancı iklimlerde sulanan ve yemişi içerisinde devrişilmek istenen” partiler konusuna gelirsek (I), elbette bizim de var diyeceklerimiz ve tarihe önemli not olarak düşeceğimiz analizimiz...

AKP’nin kuruluşunda görev almış ve iktidarında sayılı makamlara oturmuş bazı saygın zevatın, bir yıldan fazla zamandır medya piyasasına sürdükleri “Yeni Parti” kurulacak havası ve iddiası, seçimlerde sarsılmış AKP’yi güçlendirmeye, güçlü sandırmaya yönelik bir siyasi harekettir.

Bu tezi seslendirenler şunları diyorlar: Yeni partiyle anılan ve adları “eski” olanlar, bizzat partilerinin içinde ve makam sahipleri iken, hangi muhalif cümleyi milletle paylaştılar ki, şimdi yeni bir alanda ortak olacaklar?

Bugün şikayetçi oldukları iktidar günlerine partileri adım adım gelirken, tarihi okuyamamış, tarihe mal olacak bir metni konuşamamış, sadece kazananı seyretmeyi marifet bilmiş olanlar, bugün ne olmuş olacaklar da milleti manifestolarıyla kurtaracaklar? AKP diyor ki: Benden vazgeçerseniz, bulacağınız bunlardır. Üstelik, aralarındaki ikiliği düzeltmek angaryasını da yükleneceksiniz!

Gerçek nedir?

Her oyunun bir perde arkası vardır. Gözlere medya gücüyle çekilen perdenin de arkası vardır.

AKP iktidarına en tutarlı, en belgeli ve en gerçek muhalefeti yapan Saadet Partisi’nin varlığını perdeleme girişiminden başka bir şey olmayan AKP’lilerin ve eski AKP’lilerin bu kayıkçı kavgasının varacağı son nokta, kurduklarının ve kuracaklarının yakın bir zamanda tabela olarak kalacağıdır.

İktidarı, sistem değiştirmesine rağmen hâlâ sorunlu olanların, beraber şarkı söyledikleri ve ıslandıklarının bir kısmını, Saadet Partisi’nin yoluna işte böyle taş olarak koymaya çalışmalarına, muhalefet üretmenin en geçersiz, en verimsiz  ve en sevimsiz hali denir.

BENZETTiKLERiMiZ BENZEŞENLERDiR

“Hezar gıpta o devr-i kadim beyefendisine

Ne kendisi kimseye benzer ne kimse kendisine”

18. Asrın son çeyreği zamanlarında doğmuş ve Cumhuriyet’ten sonra vefat etmiş kültür insanlarımızdan Süleyman Nazif ve Yahya Kemal, İlim Yayma Cemiyeti’nin banisi, nev’i şahsına münhasır ricalden İbnülemin Mahmut Kemal İnal için yukarıya aldığımız beyiti söylemişlerdir.

İbnülemin Mahmut Kemal gibi 86 yıl ömür süren ve onun için de nev’i şahsına münhasır bir yazar ve gazeteciydi diyebileceğimiz Mehmed Şevket Eygi ağabeye günümüzde benzer bir beyit yazacak şairlerimizin olmamasını da kültüre karşı rantı tercih eden iktidarın paralel kuraklığından bilmeliyiz.

Cumhurbaşkanı’nın tabutuna omuz verdiği bir Mehmed Şevket Eygi’ye, kiracı ve müfteri kalemcilerinin “Konuş Mehmed Bey” işkencesine durmaları, onların, Reis’lerine değil de, başkalarına paralellikler kurduklarını gösterir ancak.

Biraz daha benzetmek istersek o köşe kiracılarını, şunu söyleyebiliriz.

Kendisi paraleline benzer, paraleli benzer kendisine.

“Ölüm haberi duyulunca Cumhuriyet Gazetesi: ‘Gerici yazar Mehmet Şevket Eygi öldü’ haberini verdi. Cenaze namazının ardından da gene benzer bir yaklaşımda bulundu. Cumhuriyet ideolojisinin ve onun ardıllarının sahih müslümana yaklaşımı bu. ‘Gerici’ demek. Hala bu tutumlarını sürdürmeleri hiç de şaşırtıcı gelmiyor.”

18.07.2019 tarihli gazetemizde Mehmet Şevket Eygi’yi “Ehl-i dil” başlığında yazan Ali Haydar Haksal, dikkatimizi çeken bu Cumhuriyet vurgusunun devamında diyorki: Irkçı, ittihatcı, masonik bir ruh taşıyan Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucusu Yunus Nadi bu anlayıştan farklı düşünülemez.

Konu Cumhuriyet ve ipini tutan Yunus Nadi olunca, geçmişimizden bir cevap aradık biz de..

Rahmetli üstad Necip Fazıl’ın 16 Mayıs 1947 tarihli Büyük Doğu’sunda, merhum Eygi ağabeye gerici diyenlerin, o gericilikten –bir ara- nasiplendikleri, tarihin kaydına bakın nasıl alınmış. Baba Yunus Nadi iki yıl önce Cenevre’de öldüğünden, oğul Nadir Nadi’de zihniyeti devamdadır.

“Hadiselerin Muhasebe-si”nde bir Necip Fazıl tesbitidir bu.. Rahmet olsun ona..

YAĞMUR

Haftalardır yağmur sıkıntısı çekiyorduk. Mahsullerimiz, ana rahminde boğulan çocuklar gibi tohumlarını çatlatmadan kavrulmak tehlikesiyle burun buruna gelmişti. Kuraklık, o acı nefes, bir anda vatan sathını koskoca bir yanık halinde kaplayabilirdi.

Nihayet Allah halimize acıdı; merhameti gazabını aşkın olan Allah, bize rağmen acıdı ve göklerin hazinesi üzerimize serpilmeye başladı.

Başbakan, (meteoroloji) istasyonlarının teminatiyle iftihar eder ve bunu gazetecilere bildirirken, (Cumhuriyet) gazetesinde Nadir Nadi’nin (Yarabbi şükür!) yazısı bizi hayli güldürdü. Bir zamanlar Papa’dan “mukaddes peder” diye bahseden bu çocuğun, arada bir alafranga edalarla Rabbini hatırlamasına ne demeli bilmem.. Fakat o da olmasaydı, elinde gazete, makam ve beyan selahiyeti olanlar arasında “Şükür!” kelimesini duyacak mıydık?..

İstanbul’un orta yeri kebapçı arananı bulaşıkçı

Geçtiğimiz pazarların birinde, Mustafa Özdamar’la Eyüp Sultan Camii’nde buluştuk. Gel diyen ve gezdirecek olan o.

İki hafta önceki sayfamıza koyduğum iki kapı resmi vardı. Göz aşinalığı olsun, istemiştim. Bugün o resimleri yine koyuyor ve Mustafa Özdamar’ın “Bunları yaz!” dediklerinden haberdar ediyorum sizleri.

İstanbul’un Sultanahmet meydanı ve camii avlusu gibi Eyüp Sultan Camiinin  avlusu ve sokakları da AKP belediyelerinin gelenekselleştirdiği rant işgallerinden nasiplenmiş.

Eyüp Camii avlusuna kurulan Baraka kebapcıların, gelene geçene kebap kebap çığırtkanlıklarına üzülüyorsunuz. Osmanlı günlerinde oyuncakcılığın merkezi olması, çocukları oraya çekmek ve sevdirmek maksadından mı doğmuştu, yoksa ailelerin çocuklarını getirip Eyüp Sultan sevgisine açmaları mı orasını çocuklara hitap eden bir merkez yapmıştı? Bu soruya cevap aramak belediyelerimizin görev alanından çıkarıldığı günden beri kebapçılarımız koku salar olmuşlar namaz saflarına.

Çocukların cazibe alanından çoktan çıkarılan Eyüp Sultan Camii avlusu ve çarşılarının kebapçı insanlarımızın kazancına açılması, AKP belediyelerinin bakış açılarını ve hizmetten ne anladıklarını gösteren en canlı ve acı belgedir.

Zal Mahmut paşa camiine gidelim dedi Mustafa Özdamar. “Zal Mahmut Paşa külliyesi” yazılan kapının önüne gelindiğinde herkesin gördüğü zincirli bir kilit ve içerideki ıssızlıktı.

Zal Mahmut Paşa camiinin giriş kapısına varmak için daha yarım saat dolaşmamız gerek derken rehberim, ben durdum, o hali bir nükteyle dondurmak istedim..

Şimdi bir liseli çocuk yanaşsa yanımıza ve deseki bu zincirli kilidi göstererek: “İsmet paşa’nın kapısına kilit vurduğu camilerden biri de bu olmalı. Bunlar o camilerin bir kısmını açmışlardı. Bu camiyi açacak birini bekleyeceğiz artık”. Sen gülmez miydin Mustafa ağbi?

Yürü ülen diyerek iteleyip getirdiği kapının üstünde “Eski eserleri koruma derneği” yazıyordu. Bunu da çek ve bunlardan da eski eserlerimizi korumamız gerektiğini yaz, dedi.

Şimdi ben Eyüp Sultan hüznümüzü ve yöneticilere kırgınlığımızı burda böyle yazdım ama, yine Mustafa Ödamar’ın bunları da yaz dediği Laleli’yi de eklemeliyim.

Fen Fakültesi ve Edebiyat Fakültesinin bir cephesinin boydan boya kapladığı o Laleli caddesinde Edirnekapı-Eminönü troleybüsleri çalışırdı karşılıklı.

Bugün trafiğe kapatılarak yarısı kebapçı ve kafelere, yarısı da otoparkçılara işgal ettirilen o caddenin, Fakülte duvarları kaldırımlarının, çirkinlik anıtı reklam panoları arkasında bırakılarak kağıt toplayıcılara depo yapılmasının, beşyüz metre uzaklıktaki İstanbul Belediyesindeki o fakültelerden mezun olmuş hiç kimseyi rahatsız etmemesi, rant gelenekselli AKP belediyeciliğinin sadece İstanbul’a değil, insanına da ihanetinin vesikasıdır.

İstanbul’un orta yerindeki bu fakültelerin ve ünlü Beyazıd Meydanı’nın etrafından kitabı, defteri, kalemi, kağıdı, hocayı, talebeyi, kitapçıyı, kütüphaneyi kovarak; kebapçı çiğköfteci, nargileci rantına açan geçmiş belediyelerin yanlışlarını, hatalarını, rantçılıklarını, ihanetlerini durdurmaya, düzeltmeye, eskileştirmeye bilmeyiz 800 bin oy farkı atan Başkanın gücü yetecek mi?

İşte bunları yaz demişti Mustafa Özdamar. Ben de yazdım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Hayati Otyakmaz - Kaleminize ve yüreğinize sağlık üstadım. Çok güzel ve yerinde tespitlerle, muazzam bir üslup içerisinde kaleme aldığınız makalelerinizi itina ile okuyup arşivliyoruz.

Allah (c.c.), sizden ve tüm yazarlarımızdan razı olsun. Hayırlı ve uzun ömürler diliyor; başarılarınızın dâim olmasını Cenab-ı Hakk'tan niyaz ediyorum.

Selâm ve saygılarımla.

Hayati Otyakmaz

Şair-Yazar

Saadet Partisi Başakşehir İlçe Yön. Kur. Üyesi

ve Hatibi.

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 27 Temmuz 09:05

İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?