Reklamı Kapat

Kitap okumaya güzelleme yapmak

Okumak zihinsel bir sorundur. Zihninizi nasıl eğitmişseniz o minval üzere meyil gösterir. Konforuna düşkün bir zihin yapınız varsa ne işiniz var sahaflar çarşısında. Siz sanıyor musunuz ki kitap bulamamak, satın alamamakla kitap okumamak arasında bir ilgi var. O işin çeldiricisi. Bir tür yön saptırma. Şayet size bir yerlerden paket bilgi geldiğine kanaat getirip inanıyorsanız kitaba karşı istiğna duygunuzu yüceltme yoluna bile gidebilirsiniz. Bu hakikati görmezden gelenler beyhude yere kitap okuma üzerine sloganlar üretip mottolar geliştirirler. Sonuç yine de iç açıcı değildir. Kitap okumayan okumamaya, okuyan da okumaya devam eder. Katılır mısınız bilmem, ama kitap okuma kampanyalarının başarısız olmasının sebepleri hiç de yabana atılır cinsten değil. İşte onlardan zihnimde derlediklerim:

* Kitap okuma kampanyaları düzenleyenlerin birçoğu kendileri kitap okumayan kişilerden oluşuyor. İyi de sen tecrübe etmediğin bir şeyi hangi mantıkla başkalarına tavsiye ediyorsun o zaman?

* Kitap okuma seferberliğinin trend haline gelmesi. Lafının edilmesinin uygulamaya geçilmesinden daha çok prim yapması.

* Kitap okumanın uslu insan oluşturma ülküsüne yardım ettiği yönündeki yanlış kanaat. Evet, okumak sessizdir, lakin sessizliğin döküldüğü nehirlerin çağıltısı bambaşkadır.

* Kitap okuyan insan sayısının istatistiklerde yüzümüzü güldürmeye hizmet etmesi.

* Kitap seferberliği, okuma kampanyası yapanlar bu işin hep teknik tarafı üzerinde durup okuma eylemine doğru giden yolları kısaltma yoluna hiç gitmezler.

* Kitaba önem verip kitap okumayı yücelttikleri halde yazara kıymet vermezler. Sanırlar ki okunmasına methiyeler düzdükleri kitaplar gökyüzünden inmiştir. Yazara ve yazmaya saygısı olmayanın kitaba saygısı da inandırıcı değildir.

* Saygı duydukları yazarlar çok satan, çok görünen medyatik yazarlardan öteye geçmez. Onları işaret etmek sanki onların ünü ile ünlenmek gibi gelir.

* Okumaya müsait bir zihin inşa etmek gibi bir dertleri yoktur. Varsa yoksa tek dertleri “Okuyan İnsan Heykeli”nin önünde fotoğraf vermektir.

Sözümüz sözün, yazının, kalemin ve kâğıdın kıymetini bilenlere değildir elbette. Düşünceyi hayata kaim kılmadıkça yazının da direnci düşer okumanın da. “Okumak” piyasası olan kurumsal bir çabaya dönüşür. İnsanları kitapların çağırdığı, düşüncelerin ağırladığı bir dünya tesis etmek lazımdır.

OKUMAK GEREK: AKSAK ENGEREK

Mustafa Sarı’nın şiirlerini okuyorum birkaç gündür. Bana neler söylemiyor ki. Uzaklarda bakır tası yıkayan kadını bir şairin perspektifinden görebiliyorum. Bembeyaz elde tas tertemiz olmuş. Ta buradan görüyorum. Mustafa Sarı’da belli ki öykücülük de var. Resim çizer gibi yaklaşıyor şiirdeki insana, olaya ve manzaraya. İki bölümden oluşan şiirlerin birinci bölümü kır ve kent arasında kalmış bir şair yüzün aynaya bakışına tanık oluyor okuyucu. Aynaya bakmıyor özellikle, aynaya bakan adamın yüzüne bakıyor. Pastoral olana bulaşmadan ustaca geziniyor kırlara ait kelimeler arasında. Bunu öylesine söylemiyorum. Bilen bilir ki pastoral şiirlerde tabiatın görkemli ağırlığı şiire baskın durur. Okuyucunun dikkati şiirden ormanlara, denizlere, göllere, sürülere, ekinlere dalıp gider. Oysa Mustafa Sarı’nın şiirinde manzaraya yenik düşmemiş bir rikkat var. Diyor ki:

“Sersem örümcek sarhoş yürür dalda / uzaklarda bir kadın yıkar bakır tası / gerinir güneş / çıtırtılarla dallar arasında / gevrek esner alev / uykulu ilişir sabahın nemli çalısı / serin sadır kokar sabahları süt / ve uzun yazın ardından / hasadın e(k)mek tadı”. Bu dizelerde tabiatın titreşimlerine duyarlı bir insanın kendi iç sesiyle kulağına gelen ses arasındaki kucaklaşmasına şahit oluyoruz. Hem ayrıntının göze kendini cömertçe sunması hem de çıtırtı ve titreşimlerin kulağa sığınırcasına yaklaşması dingin bir şölen bahşediyor şaire. Hâlbuki kent imge ve tedaileri bambaşka ve soğuktur. Duyargalar kentte ağır bir yükün altında ezilmiş gibidir. Şu sözcük ve terkiplere dikkat: “caz tınısı”, “kuytu bahçe”, “antik koku”, “cam kırıkları”, “rutin bir gün”, “ikiyüzlü”, “şizofren”, “ihanetler”, “uyuşturucu”, “ter”, “sisli çatılar”, “tatlı tiksinti”… Birinci bölüm şiirleri “Ve Şehirde” başlığı altında toplanmış, ikinci bölüm şiirleri ise son derece yalın: “Ölüm” ikinci bölüm şiirleri mekân yerine zamanın sarkacında sallanan insanı anlatıyor. İnsanı ve insanlık hallerini. Başta ihtiyarlık ve ölüm gibi. İtiraf etmeliyim kitaptaki bütün şiirler okunası ve iyi. Fakat ben en çok “İhtiyarlık” şiirini sevdim. Sevgim sebepsizdir. Sevgili okur, sen de bu kitaba uğra, sen de oku sen de sev. Bunu yapmak hiç zor değil. (aksak engerek-Mustafa Sarı-Şule Yayınları)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?