Yoldaki dikenler

Çok oyaladı bizi çok, hem de çok kanattı ayaklarımızı!

Yolumuza dikilen bu dikenler.

Erbakan Hocamız önümüzde olduğu halde, dokuz yılımızı yediler. Hep diken ayıklamakla geçirdik o dokuz yılı!

Ne Hocamızın hırsızlığı kaldı, ne yaşlılığı! Ne fikirlerimizin köhneliği kaldı, ne siyaset bilmezliğimiz! Ne ataletimiz kaldı, ne dünya tanımazlığımız! Ne koltuk hevesliliğimiz kaldı, ne çete reisliğimiz! Ne ümmeti bunca yıl oyalamışlığımız kaldı, ne gençlerin önünü kesmişliğimiz, ne kıskançlık krizlerimiz!

Ele geçirdikleri medya gücünü kullanarak, yalanla, dolanla, iftira ile ve uyduruk senaryolar ile yollarımıza hep diken diktiler. Bu dikenleri ayıklamakla geçti potansiyel gücümüz.

Bu arada bu dikenleri dikip, bizim gücümüzü harcattıranlar da ABD, AB ve İsrail’e adeta teslimiyet politikaları ile İslam dünyasının canına okunması senaryolarında destekçilik ve figüranlık rolü oynadılar. Borç, faiz, döviz üçgeni içine ekonomimizi hapsettiler.

Ama maalesef o yıllarda Türkiye ve İslam dünyası için hangi tehlikelere karşı alarm zilleri çalmışsak, hepsi bir bir gerçekleşti.

Dokuz yıl da Erbakan Hoca’sız devir yaşadık.

Yollarımıza daha sivri, daha keskin, daha uzun ve yoğun dikenler dikmeye devam ettiler.

Medyaları daha da güçlenmişti.

Yollarımıza, yalan, dolan, iftira, saptırmaca, içten bölmece, parçalamaca, aşağılamaca, alay etme, küçümseme, suç isnat etme ve mali kaynakları kurutma dikenleri dikiliyordu.

Çete ortaklığımız, terör seviciliğimiz, FETÖ himayeciliğimiz, Esetçiliğimiz, cuntacılarla işbirliğimiz, bölücülüğümüz, Türkiye’nin kazanımlarını kaybettiriciliğimiz, İslam düşmanları ile ittifak kuruculuğumuz, Erbakan’ın kemiklerini sızım sızım sızlatıcılığımız, particik durumuna gelmişliğimiz, binamızın bile olmaması gibi akla hayale gelmeyen suçlamalar şeklideki diken tomarları yolumuza serildi. Hatta Avrupa ve Amerikan seviciliğimiz bile söz konusu edildi.

Hep diken ayıklamakla, zaman harcattırıldık. Onların yalan ve iftira metotlarını kullanmayı “haram” bildiğimizden, yeterli medya gücümüz de bulunmadığından, iğne ile kuyu kazmaya mahkûm bırakıldık.

Bu arada Türkiye’nin ekonomisi mahvedildi. Ahlaki bağlarımız zayıflatıldı. Aile bağlarımıza sabotajlar yapıldı. Eğitimimize ETCEP bombaları bırakıldı. Sanayimiz, tarımımız, hayvancılığımız çökertildi. Anadolu boşaltılarak büyük şehirlere yığdırıldı. Dış politikada çıkmazlara girildi. İslam dünyası işgal, sömürü, parçalanma ve boşaltılma işlemlerine tabi tutuldu. Yargı mekanizmaları kontrol altına alınıp silah olarak kullanmaya müsait hale getirildi. Hapishaneler dolduruldu, dolduruldu boşaltıldı. Borç betonları ile arzın merkezine ve göğün katlarına çıkıldı.

Millet sonunda gerçekleri görmeye başladı. Gül bahçesinden kaçıp, ellerinde incir ve diken ağaçları ile icra-i faaliyet yapanları teşhis etmeye başladı.

Şimdi biz Milli Görüşçüler, ayaklarımız kan revan içinde olmasına aldırmaksızın atağa geçiyoruz. Çünkü ülkemizin ve İslam dünyasının geleceği varlık yokluk kıskacında. Sızlanmaya ve oyalanmaya vaktimiz yok. Yaralıyız, bereliyiz diye bahane ileri sürecek pozisyonumuz yok. İstiklal Harbi şartlarındayız. Kendimizle uğraşmaya ne zamanımız ne hakkımız var.

Şimdi yeni yalanlar, yeni iftiralar ve ithamlar ile önümüzü kesmek isteyecekler.

Muhtemelen önümüze dikilip bizi oyalayacakları dikenler şunlar olacak:

“Siz Milli Görüşçüler, 18 yıldır tek başınıza ülkeyi yönettiniz. Mahv-u perişan ettiniz. Faiz hem haram hem baş belası dediniz, iliklerimize kadar faizi soktunuz. Borçla değil kendi gücümüzle kalkınacağız dediniz, iç ve dış borcu bilmem şu kadar kat arttırdınız! Herkese iş, aş dediniz, işsizliği üç katına çıkardınız. Önce ahlak ve maneviyat dediniz, ne ahlak kaldı, ne de maneviyatın şekillendirdiği halk. İslam Birliği dediniz, AB’ye esir ettiniz. D-8 dediniz, Amerika ile stratejik ortaklığı en üst seviyeye çıkardınız, ülkemizi kıskaca soktunuz. Şahsiyetli dış politika dediniz, dış politika diye bir ilke bırakmadınız. İsraf haramdır dediniz, tarihin en büyük israfını siz yaptınız. Dindar gençlik dediniz, gençliği ne hale getirdiniz? Velhasıl sizin ne mal olduğunuzu gördük. 18 yılımızı heba ettiniz. Daha hala söz söylemeye hakkınız var mı?”

İnşallah yanılıyoruzdur. Ama bu dikenlerin, bundan sonra yolumuza dikilmesi için hazırlandığını seziyoruz. Belirtilerini görüyoruz.

Biz bunları yapanların bizim gül bahçesinden kaçıp, diken yetiştiricilerle ortak olanlar olduğunu anlatmakla vaktimizi harcarken, ülkemizin ve İslam dünyasının bir daha ayağa kalkamamacasına maceralara sürüklenmek isteneceğinden korkarız.

Ey Milli Görüşçüler!

İmtihanın çetinliğini görüyor musunuz? Gül bahçemizden kaçanların ülkemize, İslam dünyasına ve Milli Görüşçülere ettiklerini görüyor musunuz?

Peki, ne yapmalıyız?

Elbette atağa geçerken medyamızı güçlendirmeliyiz. Yolumuza dikilmesi muhtemel bu yeni dikenler ile medyamız mücadele edecek. Biz yolda bu yeni dikenlerle uğraşacak olursak ne yol alabiliriz, ne de başarı yakalayabiliriz.

Teşkilatlarımızı, gazetelerimizi, TV kanallarımızı, internet sitelerimizi, sosyal medya ağlarımızı güçlendirmekten başka çıkışımız yok. Allah’ın yardımını istiyorsak bu konularda atağa geçmemiz gerekiyor.

Ağlamaya, sızlamaya, diken ayıklamaya ne vaktimiz var, ne de hakkımız!

Fi sebilillah cihat!

Kolay bir amel değil.

Bu yol da geri dönüşü olan bir yol değil!

DİKEN DİKENLER!

Bizi bıraktı kan revan içinde,

Yolumuza dikilen dikenler;

Gül bahçesinden kaçanlar hem de,

Dikenleri yolumuza dikenler!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ekrem Şama - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?