Reklamı Kapat

Gitmek mi zor kalmak mı?

Şehit eşi olmanın büyüklüğü, zorluğu, kimsesizliği...

Ve bizim o iflah olmaz bencilliğimiz, acılara sırt dönüşümüz.

Şehidin eşi Ayşe Kantarcı’nın mektubu ile utandım.

Hepimize hakkınızı helal ediniz, şehitlerin emanetlerine sahip çıkamadık, sadece edebiyat yaptık.

Rahman bizleri affetsin.

O mektup uzundu ancak bu kadar kısaltabildim;

“Fotoğraflarına bakıyorum zaman zaman... Sanki hiç gitmemişsin, böyle kanlı canlı karşımda duruyormuşsun gibi, bazen de hiç tanımadığım, hiç tanışmadığım bir yabancı sanki... Anlayacağın yar dediğim, sen bana bazen can oluyorsun bazen el gibi...

Çok şey değişti sen gittiğinden beri, bazı şeylerse inadına kaldı olduğu gibi... Çocuklar büyüdü, ben büyüdüm. Her geçen yıl başka şeyler öğretti, her geçen yıl bir şeyler aldı götürdü yerine başka başka güzellikler getirdi. Geçenlerde, “Mezarlığa gidelim mi Ömer?” dedim “Tamam gidelim, hem belki babam da oraya gelir” dedi. Mezarlığa gittik, “Anne, babam gelmemiş, babam nerede?” dedi, kabrini gösterdim. “Ama burada çiçekler var” dedi. “Baban onların altında uyuyor” dedim. “O zaman onu, çiçeklerin altından çıkaralım” dedi. Baktım verecek cevabım, anlatmaya da gücüm yok, “Haydi oğlum, sen biraz koş” dedim.

Ve ben... Sanki yüreğimde bir yanım volkan, bir yanım buzdağı...

İlk zamanlar... Algıda seçicilik oluyor sanırım, ne zaman çıksam dışarı el ele tutuşan çiftlere takılırdı gözlerim... Hele yaş almış çiftleri gördükçe bir an daha fazla acırdı yüreğim... Bazen sosyal medyada paylaşılan çift fotoğrafları kaybettiğim şeyi hatırlatır incecik bir sızı ile yakardı içimi... O zaman daha iyi anladım, çok masum görünen bir şeyin bilmeden, istemeden belki ne kadar çok kul hakkına girmemize sebebiyet verdiğini...

Eskiler ibadet de, muhabbet de, kabahat de gizli yapılır derlerdi. Böylece ibadette riya olmaz, kabahat de şahit tutulmaz ki günah da normalleşmezdi... Muhabbet ise hem nazara gelmez, hem kul hakkına girmezdi. Çok değil yakın geçmişte sahip olduklarımızı ilan etmezdik o sebeple yuvada huzur, muhabbette ve sofra da bereket olurdu ve yapılan her şeyde var olurdu muhakkak edep...

İlk bir kaç ay sürdü bendeki bu hal, bilirsin beni, her şeye verilecek mantıklı bir cevap bulur, avuturum kendimi... İlk zamanlardı... Çoktan geldi geçti...

Bir de öfke duyduklarım ve hayal kırıklıklarım var... Ne söylediğini nereye gideceğini bilmeden, ne yaptığını görmeden, bazen de yapması gerekeni yapmayıp söylemesi gerekeni söylemeden hayatına devam edenlere... Hep derdim ya sana, “Etrafın çok kalabalık, çok çabuk güveniyorsun insanlara, her seviyorum diyene aldanma” diye. Severlerdi seni biliyorum, senin gibi abiyi, dostu kim sevmez ki... Bir gün sana, “Keşke eşin olacağıma arkadaşın olsaydım” demiştim. İyi insanlara eş olmak, evlat olmak zordur zira sıra sana gelsin diye beklersin. Sevmek değil de sevginin tezahürü çok mühim mesele… Çok kalabalıktı etrafın sen hayattayken, oysa şimdi çocuklarının büyüdüğüne şahitlik edenleri toplasan bir elin parmakları kadar etmez. Herkesin canı çok yandı biliyorum çünkü sen herkese çok emek verdin. Herkes acısını farklı yaşar elbet, sadece seninle o kadar zaman geçirip seni hiç tanımamışlar ona sitemim. Bizden çaldıkları vakti hak etmeyişlerine öfkelendim.

Mezarına geliyorlar, ağlıyorlar, dertleşiyorlar seninle... Senin kaderin, iki âlemde dert dinlemek... Ev ile mezarlık arası 5 dakika bir kez merak etmediler emanetlerini... Yine bu benim gördüğüm, bildiğim. Hakikat Allah’ın katında malum. Elbet vardır herkesin kendince bir sebebi...

Ben ise, bazen bir Yasin okuyacak bazen de sadece bir Fatiha okuyacak kadar kalabiliyorum yanında. Gelmezsem eksik kalıyorum, geldiğimde ise sanki sen orada değilsin. Bir nefeslik uğrayabiliyorum yanına, nefes alıp dönüyorum zira yetişmem gereken yerler, yapmam gereken işler oluyor... Emanetlerine ve ismine sahip çıkmaya çalışıyorum elimden geldiğince, ismini kullanmak yerine, ismine layık olmaya... Yapabildiğim, olabildiğim kadar.

Her an seninleyim zaten, her an aklımda, dilimde ve kalbimdesin... Bazen muhabbet bazense sitemle... gerek yok uzun uzun anlatmaya, inanıyorum her şeye şahitsin...

...

Son bir kaç aydır hiç iyi değilim, içimde bir yangın, boğazımda bir düğüm. İnsanlar güçlü durmaya çalışanları duvar zannediyorlar, hâlbuki duvar olsa bile bir gün yıkılır. Kimseye yük olmamaya, dert olmamaya çalıştıkça hep daha fazlası beklenir oldu benden. Ben kimseye sitem etmedim, sabrettim de üstüne bir de sitem yedim. Hep doğru davrandım diyemem ama yanlış yapmamak için elimden geleni yaptım. En nihayetinde bende etten, kemikten, nefisten bir insanım. Benim için bunu söylemek, kendime bile itiraf etmek öyle zor oldu ki... Ben çok yoruldum, çok yorgunum Halil... Her şeye, her yere yetmeye çalışırken kendime geç kaldım ve hiç bir şey tam olmadı, her şey eksik her şey yarım…

15 Temmuz... Birilerinin hayatına hiç dokunmadı, birilerininkini tarumar edip geçti. Tüm bedel ödeyenlere ve yakınlarına dayanma gücü ver Allah’ım, yüklerimizi hafiflet... Bizleri imtihanını kazananlardan ve sevgine mazhar olanlardan eyle. Bizlere seni sevmeyi, senin sevdiklerinin sevgisini ve sadece sana yaklaştıracak şeylerin sevgisini nasip et.

Allah’ım bu hain gecenin mimarlarını, planı yapan, emri veren, emre itaat eden, gördüklerine kör, duyduklarına sağır kalan, hiç bir bedel ödemeden yaptığı hainlik yanına kâr kalan her kim varsa sence malum, sen onları her iki cihanda dilediğin gibi cezalandır. Ayrıca 15 Temmuz istismarcılarını ve içini boşaltanları, anlamsızlaştıranları, bunca yanan canı yok sayanları sana havale ediyorum…

Ayşe Kantarcı”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?