Reklamı Kapat

Pazardan mezara bir kefen gider

Milyonlarca insanımız, emekliliğin tadını çıkaracağı günleri bekledi, bir gün geldi emekli oldu, maaşıyla zor geçinirken emekli olunca mevcut maaşı biraz daha azalarak devam etmeye başladı.

Emeklilikte tek kâr gibi görünen, her gün aynı saatte işe gitmek, işbaşı yapmak, fırça yemek gibi hoş olmayan şeylerden kurtuldu ama çocuklar, şekerle kandırılma yaşını geçmişler, kucakta taşınamaz haldeler ve istekleri hep pahalı şeyler.

Gönlünce yiyecek para olmadığından çocuklara yardım edememenin ızdırabını yaşamaya başlar.

Maaşı yüksek olanın derdi maaşı az olanınkinden beş beter.

Maaşı az olanla çok olanın ve sınırsız paraya sahip olanın ortak derdi; hepsinin istediğini yiyip içememesi.

Gençliğinde biriktirmek için yemiyordu, emekli oldu, istediğini yiyecek duruma gelenlere doktoru, “Tatlı yeme şekerin var, yağlı ve etli yeme kolesterolün var, heyecan yapacak işler yapma kalbin duruverir” diyor.

Bütün bunları bildiğimiz halde yine işveren olmaya, işçi olmaya, memur veya amir olmaya devam ediyoruz.

Hayat bu.

Herkes bilir ki bu hayat gelip geçicidir.

Ama herkes sıranın başkasında olduğu kanaatindedir ve birazdan ölüvereceği inancında değildir.

Bilgi olarak, “Nerede ne zaman geleceği bilinmez” der ama bilmezden gelir.

İlk nefesten son nefese kadar bu hayat devam ettikçe biz de bu hayatı devam ettirecekleri temin etmeye çalışacağız.

Ancak birçoğumuz, bu hayatın bir de öbür tarafındaki hayatı var olduğunu bildiğimiz, inandığımız halde bu dünyaya hazırlık yaptığımız kadar hazırlanmada kusurluyuz.

Dünyada ne kadar kalacaksak o kadar çalışalım, ahirette ne kadar kalacaksak o kadar çalışalım demeyeceğim. Çünkü ahiretin sonsuzluğunu haber verir Rabbimiz ve buna da bizim gücümüz yetmez.

Biz, gücümüz oranında bu dünyadan iman, ibadet, cihat, ahlak, adalet nasibimizi alacağız, bunları yapabilmemiz için yiyecek, içecek, barınacak nasibimizi de Rabbimizin koyduğu kurallara göre helâlinden kazanacağız ve bu kazandıklarımızdan çevremize de vermeye dikkat edeceğiz.

Rabbimiz buyurur:

“Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu iste. Dünyadan nasibini de unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sende ihsan et yer­yüzünde bozgunculuk isteme. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez."

Gece karanlığında kandille evimizi, malımızı aradığımız gibi, bu dünya hayatında elimiz, gözümüz kulağımız, eşimiz, çocuğumuz, ma­lımız ve makamımızla da ahiret yurdunu arayacağız.

Dünyadaki nasibimizi unutmayacağız. Bülbülün kafeste oluşu gibi, can kuşumuzda ten kafesindedir. 

Tenimiz yeryüzü toprağından yaratıl­dığı için yeme, içme, giyme, binme, yerleşim yeri gibi ihtiyaçlarını te­nimize vereceğiz. 

Allah'ın kitabını okuyup emir ve yasaklarına göre ha­reket ederek canımızın gıdasını vereceğiz. "Dünya ahiretin tarlası" ol­duğuna göre bu tarladan payımızı almadan gitmeyeceğiz.

Hepimizin bildiği bir meşhur hadis vardır. 

 “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyanızı ıslah ediniz. Yarın ölecekmiş gibi ahiretiniz için çalışınız” (Beyhaki Süneni kübra 3/19, Abdullah b. Mübarek Zühd 2/218, İbn Hacer Muhtasar üd-Deylemi İ/1/27, İbn Kuteybe Ğaribül Hadis 1/46/2, Metalibül Aliye 3/172, Suyuti Camiussağır, Aslihu dünyakün Maddesi).

Nasıruddin Elbani "Silsilet-ül ehadis- iz Zaife vel Mevzua isimli eserinin 8 no’lu hadisi ile, 874 no’lu hadisinde uzun araştırmalardan sonra kendince zayıf olduğuna hükmediyor.

Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi ise, Levamiul ukul 1/488’de çok gü­zel bir açıklama getiriyor ve; “Sonsuza kadar yaşayacağına inanan in­sanın dünyaya hırsı olmaz. Bu gün elde etmezsem yarın elde ederim, nasıl olsa ölüm yok der” diyor.

Ayetin devamında; “Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun” diyor. İhsanda bulunmak için Allah'ın ihsanına layık olmayı kazanmak la­zım. 

İhsanda bulunulmazsa fesat/bozgunculuk çıkar. Günümüzde çok yiyen kapita­listlerin geğirtisi ile yiyecek bulamayan sosyalistlerin karın gürültüsü, dünyayı kan ve gözyaşıyla suluyor.

Allah’ın bize verdiği güzel nimete karşılık ona güzel ibadet etmeli. Allah bize nimetlerini çiçek arasından, kabuk ambalajında güzel bir şekilde sunduğu ve de başımıza kakmadığı gibi biz de birilerine yardım ederken güzel bir şekilde sunalım ve yaptığımız iyiliği unutmuş gibi olalım.

Yunus, bu ayet ve hadislerden ilham alarak:

“Ana rahminden geldik pazara

Bir kefen aldık döndük mezara” diyor.

Bir başka şairimiz de:

“Çeşmi ibretle bakın dünya misafirhanedir

Bir mukim adem bulunmaz ne acep kaşanedir

Bir kefendir akıbet sermaye-i şah u geda

Pes buna mağrur olan mecnun değil de ya nedir?” diye feryat ediyor.

Ben de:

Pazardan mezara bir kefen gider.

Bir kefen uğruna ne canlar gider diyor, aklımızı başımıza alalım diyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?