Mücahit ve müteahhitlere

Merhum Turgut Özal döneminde, bulunduğu memurluktan bir üst makama çıkmak isteyen bir tanıdığım, “Müracaatımı yaptım, sözlü intihan günü, jürinin karşısına geçtim.

Jüri başkanı magazin ve müzik konularında çok ünlü ve bulunduğumuz yerde de çok etkili idi.

Beni görünce, ‘Sen, çok temiz bir insansın. Getirileceğin makam, çok pislik bir yer. Bozulmazsan başarmazsın. Sen, bozulmaya razı olsan da ben, senin bozulmana razı olmam. Bu kurumda bozulmadan kalan bir insanın olmasını istiyorum ve seni kazandırmıyorum’ dedi” demişti.

Bu dönemde, müteahhit olamayan mücahitlerimiz, kendinizi rahatlatmak için yazıyorum bu makalemi.

Siz, mücahitken müteahhit olmak ve bozulmak isteyebilirsiniz ama sizi seven biri, sizin bozulmanızı istememiş olabilir.

Size bu kirli imkânı vermeyen Allah’a hamd ediniz, vesile kıldığı ve size bu imkanı vermeyen insana da teşekkür ediniz.

Öyle veya böyle, biz, temiz kalmak ve Rabbimizin huzuruna en az günahla, sıfır şirkle varmak istiyorduk değil mi?

“Ben de müteahhit olsaydım, hak yemezdim, haram almazdım, çalmazdım, çaldırmazdım” demeyin.

Başa gelmeyince bilinmez.

Şeyh Sadi, Gülistan isimli eserinde, “Herkesin ‘Allah’ın velisi’ diye tanınan birine soruldu. Güzel bir kadınla baş başa kalsanız, o da size gönül verse, kimselerin görmediğinden de emin olsanız, el değmeden sabahı eder miydiniz?” diye sorulduğunda, “Allah beni böyle bir durumda bırakmasın” demiş, katiyen ben el değmem dememiş.

İslam Enstitüsü’nde okurken Nazif isimli bir arkadaş vardı. Dersleri çok iyiydi ama ağzını açıp tek kelime ettiğini görmedim, duymadım.

Ecevit’in Adalet Partisi’nden on kadar milletvekili satın aldığını, hatta kaça satıldıklarını bile gazeteler yazarken, Nazif’e sordum, “Sen olsan bu paraya satılır mıydın?” dedim, o hiç konuşmayan adam, “İmanımla o kadar parayı yan ayna hiç görmediğimden bir şey diyemem” dedi.

Dikkat ediniz, okulda çok konuşan birçok arkadaşımdan bir söz nakletmedim ama hiç konuşmayandan naklediyorum.

Asıl olan, çok konuşmak veya çok yazmak değil, yıllar boyu yaşayacak cümle bırakmak.

Mücahitliğe devam eden kardeşlerim, hiçbir şeyi kendimizden bilmeyelim, İslam yolundan bir derecelik değil bir derecesinin binde biri kadar bile sapmamaya dikkat edelim ve Rabbimizden devamlı yardım isteyelim.

Müteahhitliğe devam eden kardeşlerim, haramlarla haşir-neşirseniz, hemen bu günden itibaren helal mıntıkasına geçiniz.

Her şeyinizi helal yoldan kazanıyorsanız yolunuza devam ediniz.

Fetvalarla kendinizi rahatlatma tarafına gitmeyiniz. 

Kararmamış, kapanmamış gönüller, verilen yanlış fetvalardan rahatsızlık duyarlar. 

Siz, kalbinizin sesini dinleyiniz.

Rabbimiz, şu anda yaşayan sekiz milyar insan için “Basiret” denen bir teraziyi herkese vermiştir.

O terazinin ayarını, anne ve babamız, çevremiz ve eğitim kurumlarımız bozmazsa, Rabbin belirlediği haramlardan, biz de nefret ederiz.

Rabbimiz buyurur:

“Doğ­rusu, insan kendisine bir basirettir/şahittir. 

Özürler beyan etse de” (Kıyamet süresi ayet 75/14-15).

“Bira haram mı?” diye sorana, “Süt içmek haram mı diye sormadın ve içtin neden?” dedim.

“Süt içmek helal, neyini sorayım” dediğinde, “Bak iç terazin doğruyu söylüyor” demiştim.

“Hep onlar mı yesinler” sözü insanı cehennem götüren mazeretlerdendir. Onlara yedirmediğin gibi kendin de yeme haramı.

Sevgili peygamberimiz de:

“Fetva verenler ne derlerse sen, bir de kalbine danış” buyurmuş. (Ahmet, Müsned, Vabisa bin Ma’bed rivayeti, Ebu Ya’la, Müsned, Vabisa bin Ma’bed  rivayeti, Darami, Sünen, K. Büyu’, bab 2).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?