Reklamı Kapat

Engelli belediyeler

Kendi içinden, partisi veya teşkilatı tarafından engellenen belediyeler sözümüzün dışındadır.

Biz bu yazımızda parti taassubu sebebiyle, merkezi hükümet tarafından engellenmeye çalışılan belediyeleri konu edineceğiz. Önce bir iki hatıramızı paylaşalım:

1989’da belediye seçimleri yapıldı. Bu seçim kampanyalarında, bir önceki dönemin kendi partisine sağladığı avantajları kullanarak kazanacağını uman ANAP, büyük bir hata yapmıştı. Bir sandalyeye oturtulmuş, eli, kolu, ayağı bağlı, ağzı bantlı bir belediye başkanı afişini kullanarak, “Böyle bir belediye başkanı ister miydiniz?” diye, kendi partisinden başka bir partili belediye başkanı seçilirse, merkezi hükümetteki gücünü kullanarak bunları çalıştırmayacaklarını ifade ediyorlardı. Halk bunu kendi iradesine bir müdahale ve haksızlık olarak değerlendirdi ve ANAP seçimleri kaybettiği gibi, parçalanma sürecine girdi.

1994 yılındaki belediye seçimleri, bugün “94 ruhu” diye anılan seçimler oldu. Milli Görüş belediyeciliği Türkiye’nin gündemine geldi. Mesela Refah Partisi’nin, İstanbul’da belediyeyi devralıp acil çözümleri devreye soktuğunda, zorlukları sadece belediye içinden kaynaklanmıyordu. Merkezi hükümette bulunan DYP-SHP koalisyon hükümeti olmadık engeller çıkarmaya başlamıştı. Başımıza müfettişler yığılmış, ödeneklerimiz kesilmiş, fısıltı yoluyla iftiralar atılmakta, yetkiler budanmakta, belediye meclisinde azınlık olmamızın bütün olumsuzlukları bize yaşatılmaktaydı. Başarı kolay gelmedi. Mesela İstanbul’da biriken dağlar gibi çöpün, RP teşkilatının yüzbinden fazla gönüllüsü tarafından bir gecede toplandığını herkes hatırlar. Temizliğin hemen arkasından yolların, caddelerin, kaldırımların yıkanarak, düzenlenerek, yeniden şehir görünümü verilip esnafın ve halkın rahatlatılmasına sıra geldiğinde, merkezi hükümetin eften püften sebeplerle engeller koymaya başladığını hatırlıyoruz. Hiç unutmayacağımız bir acayip hatıradır:

Esnafla el ele vererek kaldırım çalışması yapmaktayız. Malzeme esnaftan, işçilik de belediyeden olmak üzere arı gibi çalışmaya girişmiştik. Esnafın, çoğu hibe olarak verdikleri boyalarla, düzenlemesi biten kaldırım taşlarını boyamaya çalışıyoruz. Ertesi günü hükümet yetkilileri, vali ve basında müthiş bir karalama kampanyası başladı.

“Vay! Bunlar kaldırım taşlarını yeşil-beyaza boyayarak şeriatı getirmek için ilk adımı attılar! İşte bunların içyüzü!”

Meğer esnafın birinin elinde fazlaca yeşil boya varmış, bunu hibe etmiş. Arkadaşlar da gece sabaha kadar çalışarak, başka bir esnafın verdiği beyaz boya ile bu boyayı kullanmışlar. Bir linç kampanyası ki, sormayın. Rahmetli Erbakan Hocamıza ayrı, ithamlar, belediye başkanımıza ve her birimize ayrı ithamlar ve baskılar. Kendimizi ifade edemiyoruz, çünkü elimizde yeterli medya gücü yok. Böyle uyduruk ve tahrik edici manşetlerle çıkmış bulunan o günkü gazeteler, dergiler, arşivlerde duruyordur. Hele Süper Bölge valiliğinden kalma alışkanlıkla İstanbul Valisi müteveffa Hayri Kozakçıoğlu'nun bizi bir “falakaya” yatırmadığı kaldı.

Yılmadık, pes etmedik. Bizim medya gücümüz yoktu ama teşkilat gücümüz vardı. Halkın hücrelerine kadar girerek bize yapılan haksızları anlatıyorduk. Halkta muazzam bir infial dalgalanmasına şahit olmaktaydık. Ödeneklerimizin kesilmesi, yetkilerimizin budanması, meclisteki muhalefet, valinin haksız sıkıştırmaları bizi yolumuzdan çeviremedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin o zamanki toplam kadrosu 30 bin civarında idi. İstismar kapılarını kapatmak ve musluk başlarına emin insanlar koymak adına ancak 150-200 kişi değiştirerek, aynı kadroyla, Genel Başkanımız Erbakan Hocamızın talimatları ile, halkımızın ve teşkilatımızın dua ve desteğini ve Allah’ın yardımını alarak, bugün bir efsane olarak kabul edilen “94 ruhunu” diriltmeye muvaffak olduk.

Peki, bizi engellemeye çalışanlar ne oldu?

İlk genel seçim olan 1995’te, belediyelerde bizim ümüğümüzü sıkmaya kalkışan DYP ve SHP'nin (CHP miydi yoksa?) erimesine, Refah Partisi’nin oy patlamasına şahit olduk.

Dememiz o ki, halkın seçimle iş başına getirdiği belediyelerin, elini kolunu bağlayıp, yetilerini budamaya kalkmak, merkezi hükümeti elinde bulunduran partilere asla hayır getirmiyor. Halk ilk seçimlerde onları alaşağı etmesini beceriyor.

Bugünlerde konu yine gündemde. AKP’li olmayan belediyelerin imkânları budanacak, yetkileri kısılacak, denetim kılıcı ile kıpırdamaları önlenecek deniliyor. Bunu yapmalarını şahsen biz hiç beklemiyoruz. Çünkü yakın tarihin bu yöndeki uygulamalarını, AKP’li yöneticiler bizzat yaşayarak gördüler. Böyle bir garabete imza attıklarında, bu onların parçalanma süreçlerini hızlandırır. Bunu hesap etmeyecek kadar düşüncesiz olmaları mümkün değildir. Üstelik bugün belediyelerdeki bütün işler ve işlemler şeffaflaşmış, meclis müzakereleri bile naklen yayınlanır duruma gelmiştir. Halkın, neyin olup bittiğini öğrenerek gereğini yapma imkânı her dönemden daha fazladır. Belediyeyi devralan kadrolar da halkın tasvip etmeyeceği işlere tevessül etmeye kalkışırlarsa, aynı akıbete onlar da maruz kalırlar.

Aslolan halkın tercihlerini kabul edip, belediyelere engeller çıkarmak asla değil, kolaylıklar sağlayarak, ama olumsuzlukların da takipçisi olarak, hizmetlerin kesintisiz olarak halka yansıtılmasını sağlamaktır.

AKP’den beklenen budur.

Belediyeleri devralan kadrolardan da beklenen budur.

ŞER MAYE

Ey vurguncu, sanıyor musun ki;

Belediyeler sana sermaye?

Art niyetlerinizi kusun ki,

Çıksın içerideki şer maye!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ekrem Şama - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?