Şehir makasıdı: Sosyal denge

Şehirler aklımızın düzeni, aynası, izdüşümüdür. Bu inşada aklın kemalde ve cemalde en ulvi dayanağı “adalet”tir. Adalet, insan için hayatta kalmaktan fazlasıdır. Adalet, hukuki bir terim olmaktan ötedir, aşkındır. Devleti daim kılmak, toplumları yaşatmak, sosyal dengeyi sağlamak ve insanlığımızı sürdürmek istiyorsak kâinatın doğasında saklı olan ilahi adaleti bütün ilişkilerimize taşımak zorundayız. “Devlet küfür ile ayakta kalır ama zulüm ile ayakta kalmaz.”

İnsanlık tarihi âleme, âdeme ve bunların makasıdına dair muhtelif anlam argümanlarıyla dolu olmasına rağmen savaştan, çatışmadan, çifte standarttan, tekebbürden, sömürüden, baskı ve tahakkümden velhâsıl düzeni ve dengeyi bozmaktan hacimlice muzdarip oldu. Aslolan, doğal olan kimilerince barış iken kimilerince de savaş ve kaostu. Bundan dolayı gördüğümüz onca binanın, yolun, sokağın, köprünün ötesinde bir medeniyet tasavvuru var.

Kapitalizmin, sanayi devriminin medeniyetimizce geç muhatap olunması biraz da bundandır. Hayvana ve nebatata olan muamele bir kenarda dursun insana yapılan merhametsizlik ve oluşturulan statüko öyle bir hâl aldı ki sosyal dengeyi korumanın imkanı ortadan kalktı. Şehir makasında insanı ve çevreyi hakkıyla muhatap alan doku, sosyal denge bozuldu. Dün şehirlerin maruz kaldığı “güçlünün mutlak egemenliği” bugün küreselleşerek insanlık için amansız bir hastalığa, virüse dönüştü.

Şehir makasıdındaki sosyal denge, şehir elitlerinin oluşmasıyla daha bir sınıfsal şekil aldı. Şehrin temel mantalitesi irfandan ihtirasa dönüştü. Bu sadece ekonomik bir ayrım değil, insana dair insanca olanda bir çeşit görgüsüzlüktü. İnsanın insanı beğenmemesi, manasız burnu havada bir üstün görmecilik adaletin üstü kapalı dinamitlenmesiydi. Haliyle sosyal denge zamanla bir tür toptan irfani kalkınma yerine imtiyazlı bir toleransa dönüştü.

Hz. Ömer’in sosyal dengenin korunması adına verdiği beş büyük şehir içtihadı neden adaletin Hz. Ömer’le özdeşleştiğini gözler önüne sermektedir. Adalet bu yönleri ile kadılığın değil; medeniyetin, ufkiliğin ve makasıdın sembolüdür. Peki, nedir bu içtihatlar: Birincisi, kalbi İslam’a ısınanlar için verilen zekâtı kesti. İkincisi, ehli kitap kadınlarıyla evlenmeyi kaldırdı. Üçüncüsü, kıtlık sebebi ile hırsızlık cezasını askıya aldı. Dördüncüsü, askerlere fethedilen yerlerle ilgili arazi taksimatı yapmadı. Beşincisi de zimmî ve azınlıkların hukukunu koruyucu önlemler aldı.

Her bir meselenin ekonomik, sosyolojik, psikolojik, siyasal vb. sebepleri sosyal dengenin sağlanması hususunda atılan bu adımların adaleti tesis etmede ne derece önemli olduklarını göstermiştir. Günümüz çıkmazlarından biri de bu değil midir? Batı adaleti kendisine has kılarken bizler ise bir bakanlığa tahsis ettik. Asgari ücretliden emekliye, cesaretten ahlaka, kuştan ağaca, siyasetten şehre her sahada adaletin düşünülmemesi, zihinlerde ona dair bir tasavvur oluşmaması insanlık için büyük bir yitim olarak kayda geçti.

Sosyal dengenin bozulması bu minvalde temelde “adalet” mefhumunun zayıflaması, kaybolması yahut da yozlaşmasıyla ortaya çıkar. Bundan dolayı adalet, münferit, kişisel ya da zümresel bir ihtirastan öte müşterek bir ölçünün, dokunulmazlığın ihdası ile sağlanmalıdır. O da İmam-ı Azam tarafından evrensel bir ilke olarak belirtilmiştir: “İnsanın dokunulmazlığı âdem olmasındandır.” İnsanı insan olarak kabul edersek birçok meseleyi aşacağız sanki ancak zihinler buna ne kadar müsait büyük bir muamma.

Bugün maalesef toplumlarımız insanı, insan olmaktan uzaklaştıran küresel sorunlarla da karşı karşıyadır. Irkçılık, kavmiyetçilik, mezhepçilik ve özellikle de cinsiyetçilik bu hastalıklı düşüncelerden önde gelenleridir. Unutulmamalıdır ki sosyal dengenin sağlanmasında sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için vitamine, proteine, karbonhidrata olan ihtiyaç kadar virüslere, mikroplara, salgınlara karşı olan direnç ve korunma da ihmal edilmemelidir.

Şehir makasıdında sosyal denge, adaletin yanında farklı unsurları da barındırmaktadır. Önemli bir kaynak olarak Farabi’nin “Medine’t-ul-Fazıla” eseri bu noktada bir dizi makasıd sunar. Ancak sosyal dengeye yansıması bakımından “aklın kanaat getirdiğine ahlakın, ahlakın kanaat getirdiğine aklın müsait olması”   temel bir umde olarak belirmiştir.

Bu dünya Batı’nın dağı ama bizim şehrimiz!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?