Reklamı Kapat

Mehmet Emin Er Hoca, Vefatının 6. Sene-i Devriyesinde Rahmet, Güzel Şahitlikler ve Hayırla Yâd Edildi

Hacı Bayram Camiî’nde hafta sonu gerçekleşen programda eski Diyanet İşleri Başkanı Lütfi Doğan hatim duasını yaptı. Ardından Ankara Hacı Bayram Camiî Eşrefoğlu Rumî Konferans Salonu’nda Mehmet Sıddık Yıldırım’ın sunuculuğunda program gerçekleşti.  Kur’an tilaveti, oğlu Eğitimci/Yazar İbrahim Halil Er Hoca selamlama konuşması yaptı. Konuşmasında Seyda’nın yerine herhangi bir kimseyi bırakmadığını, bu davanın tüm Müslümanların davası olduğunu belirtti. Seyda’nın herhangi bir makam ve mevki bırakmadığını, kimsenin onun yerine geçmediğinin özellikle bilinmesini istedi. İslam davası tüm Müslümanların davasıdır ve her Müslüman bu davanın bir savunucusudur dedi. İslam’da yas olmadığını bu etkinliğin bir yas değil, büyüklerimizin hatıralarını yad edip kendimize ders çıkarmak amacıyla yapıldığını belirtti. Panelin icrası,  öğrencisi ve damadı Cemil Gül Hocanın duasıyla sona erdi.

Panel; merhum Mehmet Emin Er Hocamızın en büyük torunu Eğitimci-Yazar, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Mehmet Nezir Gül ağabeyin moderatörlüğünde, 17. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Prof. Dr. Halil Çiçek ve Prof. Dr. Tahir Ayar’ın katılımıyla geçekleşti.

Panelistlerin dile getirdiği kimi önemli hususlar:

Prof. Dr. Halil Çiçek:

-Rabbani bir âlimdi, bildikleriyle amel ederdi.

-Züht sahibiydi.

-”Sizin hayırlınız, ömrü uzun olan ve ameli güzel olandır” hadisine mazhar olmuştu.

-110 yıl yaşadı, son yıllara kadar Japonya’ya, Amerika’ya, Avrupa’ya giderek tebliğde bulundu.

-Dünya Müslümanlarının dertleriyle dertlendi. En zor günlerde Afgan cihadına destek olmak, orada mücahitler arasındaki anlaşmazlığı gidermek için Afganistan’a gitti.

-İslam’a bütüncül bakış açısıyla bakardı.

-İlim mücadelesinden kopmadı, en zor dersleri okuttu.

-İslami ilimleri risaleler şekilde özetledi.

-İslam davetini herkese, her kesime ulaştırmaya çalıştı.

-By pass ameliyatından sonra hastanede kitap yazmaya, tahsis yapmaya devam etti.

-Dünyaya meyl etmedi.

Prof. Dr. Mehmet Görmez:

-11 yaşında tanıma imkânı buldum, vefatına kadar birlikteliğimiz devam etti.

-Evi tam bir misafirhane idi.

-Kendisi için anma programı düzenlenmesini istemezdi. Bizler böyle bir araya gelerek anma değil, onu ve kendimizi anlamaya çalışıyoruz.

-Hz. İbrahim’in duasındaki gibi hayırla yad edilmeye mazhar oldu.

-Gazali 55 yaşına çok şey sığdırdı. “İşim çok, ömür kısa. Zaman içinde zaman yarat Allah’ım” diye dua etti. Hocamız 110 yıl yaşayarak Gazali’nin iki katı ömür yaşadı, hayatına çok büyük muvaffakiyetler sığdı.

-Babam 11 yaşında beni hafızlığa götürürken yol üzerinde kendisine uğradık. “Çocuğu hafızlığa götürüyorum” dedi cevap vermedi. Bir daha söyledi, yine cevap vermedi. 3. kez “Çocuğu hafızlığa götüreceğim, bir şey demiyorsun, hikmeti nedir Hocam?” deyince “Anlamadan ezberlemesini istemem!” dedi. Bu cümle, bütün hayatımı etkileyen bir milat oldu.

-Doktorlar ameliyat edeceklerdi. Kendileri  ameliyattan kaçınıyordu. Ameliyat olmak, sevgiliden kaçınmak anlamına gelir mi endişesi vardı. Ben de bunun üzerine onun lisanıyla “Tabipler ictima etmiş, ameliyat konusunda icma etmişler” dedim. “Sen ne düşünüyorsun?” diye sorunca “Ben de icmaya katılıyorum” dedim. “Peki, yatsıyı kıldıktan sonra ameliyat yapılsa sabah namazına kadar bilincim açılır da namaza yetişir miyim?” diye sordu. Evet cevabını alınca ameliyatı kabul etti.

-Azrail rüyasına girmiş, 3 kere Rabbinin sana verdiği nimetleri an diyor. O da uyanır uyanmaz Allah’ın kendisine verdiği nimetleri düşünmeye başlıyor; en baştan değil de en sondan başlıyor ve Yarabbi bana erzel-i ömürü yaşatmadığın için sana şükürler olsun diyor.

-Ameliyat sonrası doktor kendisini kontrol için gelince Davut Hoca geldi diyorlar. O da Davutoğlu anlıyor. Doktorun elini sıkıca tutarak “Suriye meselesini yeniden düşün” diyor.

-Çocukluğunda çobanlık yaparken kendi imkânlarıyla Kur’an harflerini öğrenmeye çalışıyor, bazen yoldan geçenlere harfleri soruyor.

-İlme müthiş bir susamışlığı vardı.

-Gençlik yıllarında ilim için gittiği Suriye’de hapis yatıyor.

-Bir seyr-i sülük sonucu kendisine Fırat’ı geçeceksin deniyor. O da bunun üzerine Fırat’ı geçiyor ve Nizip-Gaziantep yolundaki Kıratlı köyünde imamlık görevi ifa ediyor. Görev yaptığı köydeki bütün insanların kendisine saygı duymasını sağlıyor.

-Öğrenciyken Bursa-İstanbul’a ziyaretler gerçekleştiriyor.

-Bediüzzaman ile yazışmalar yapıyor.

-Kıratlı köyünde iken dünyanın çeşitli ülkelerine ziyaretler gerçekleştiriyor.

-Tayini Gaziantep’e çıkıyor, orada 3 ders halkası oluşturuyor.

-Ankara’ya geldiğinde yine ders halkaları oluşturuyor.

-Mücahitlerin bölündüğü, çok zor zamanlar yaşadığı bir dönemde tarafları barıştırmak için Afganistan’a gider.

-Amerika, Japonya, Avustralya ve Avrupa ülkelerine ziyaretler, tebliğ çalışmaları gerçekleştirir.

-Veda yılı dediği yılda bir çok ülkeye ve Türkiye’nin birçok iline ziyaret gerçekleştirir, dostlarıyla buluşur, helallik ister. İcazetli bir öğrencisi için Danimarka’ya gider.

-Hocayı özetleyen iki kavram var: İlim ve hilim.

-Öfkeyle birisine bağırdığını duymadım.

-İlim ve hilim birleşirse hikmetin bütün şartları oluşur. Hikmet, imandan sonraki en büyük nimettir.

-Muhteşem bir vefası ve tevazusu vardı.

-Çocukla çocuk, gençle genç olurdu.

-Kul hakkına çok dikkat ederdi.

-Gaziantep’e gelirken Şafiı idi sonra Hanefî oldu. Bana sorarsanız ihtiyat mezhebinden di, takvaya sarılırdı.

-Gündelik politikadan uzaktı ama dünya siyasetini yüksek bir duyarlılıkla takip ederdi.

-Hastanede yatarken bir hafta boyunca “Başbakan ziyaretime gelse ona ne diyeyim?” diye düşünmüş, ziyaret gerçekleşince iki hususta öneride bulunmuş: İstişare; Liyakat ve Ehliyet.

-İslam’ın şahıs merkezli kurumsallaşmasından ve aynı zamanda kendi ismi etrafında da bunun oluşmasından çok çekinir hatta korkardı!

Prof. Dr. Tahir Ayar ise yaptığı konuşmada 1985 yılında yollarının kesiştiğini ifade ederek duygu dolu anekdotlar paylaştı.

 

EK

Şevket Eygi abimiz vefat etmiştir. Allah’tan kendisine rahmet, sevenlerine sabrı cemil diliyorum.

Güzel insandı ve derdi vardı.

Kendisiyle bazı ortamlarda karşılaştığım gibi, İstanbul’da okurken yanına da giderdim. İlginç bir yaklaşımı vardı.

Bizim mahallenin beyefendisiydi… Biz, devlet kurmaya çalışırken o bize göre, o zamanki aklımıza göre küçük meselelerle uğraşıyordu. Sanatmış, ilimmiş falan gibi...

Bizim mahallenin belki de tek Galatasaraylısıydı... Farklıydı. Renkliydi... İlginç nasihatleri olurdu yanına gittiğimizde...

Başka hocalar klasik nasihat sıralaması yaparken o bizi ters köşe yapardı. Biz de Eygi de böyle birisi, zamanı anlamıyor halbuki devlet kurmamız lazım derdik... Ama yine de severdik... Şimdi görüyorum ki devletten önce yürek devleti kurmamız lazımmış… İnsanların yüreklerine girmemiz lazımmış.

Devleti bize verdiler ama yüreklerimize kendileri girdiler, ne anladık biz bu işten, kim kazançlı bu alışverişten, tekrar başa dönmemiz gerekiyor... En başa...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Halil Er - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?