Reklamı Kapat

Hangimiz göçmen değiliz ki?

Kim mülteci olmak ister?

Bir insan doğduğu, yaşadığı, hatıralarını yaşattığı toprakları neden terk eder?

Herkesin bu soruları defaatle kendine sorması lazım.

İnsanların toprak üzerindeki hareketliliğini göç olarak ifade edebiliriz. Bunun birçok nedeni vardır. Savaş, terör, şiddet, açlık, yoksulluk, imkân ve konfor gibi sebeplerle insanlar bulundukları mekânı terk edebilirler. Ama şu da bir gerçek ki, göç kavramının en temel sosyolojik açıklaması doymaktır. Doğduğun topraklardan doyduğun topraklara doğru giden bir serüvendir göç etmek.

Ülkemizde veya dünyanın herhangi bir ülkesinde kaç kişi doğduğu topraklarda doyuyor ve bu topraklarda ölüyor. Hangimiz köyümüzün ekmeğini yiyoruz, rızkımızı köyümüzde temin ediyoruz ya da köydeki evimizde yaşıyoruz? Köylerimiz emeklilik mekânlarımız değil mi? Neticede hepimiz gurbet denen kavramın muhatabı değil miyiz? Bu sadece bize özgü bir durum da değil. Baktığımızda insanlığın büyük bir kısmı göçmen durumunda.

Vatan, insanın doğup büyüdüğü ve hasretini çektiği sılasını ifade eder. Öyle sınırları falan da yoktur, tellerle de çevrilmemiştir. Hele etrafına mayınlar hiç döşenmemiştir. Bu yüzden biz vatan dediğimizde içerisinde teskin olabileceğimiz mekânları kastederiz. Köyümüz, kasabamız, şehrimiz hepsi sırasıyla bizim vatanımızdır.

Vatana bu penceren bakarsak; çoğumuz vatanımızı ekmek bulmak için, daha çok maddi imkâna sahip olmak için, daha iyi eğitim görmek için, daha konforlu yaşamak için terk ettik. Bazılarımız ise terörden, kaostan ve çatışmalardan dolayı vatanlarından koptu. Ülkemizdeki illerin mevcut demografik yapısıyla olması gereken demografik yapısı arasında uçurumlar var. Bu durumdan şikâyetçi olan da yok gibi gözüküyor.

Ama işin içine mülteciler girdiğinde göç olgusuna bakış açısı değişiyor. Mülteciler vatanlarından neden kopmak zorunda kaldıklarını düşünmekte fayda var. Savaş ve zulmün olduğu mekânlardan teskin olabilecekleri mekânlara gitmeyi istiyorlar. Yani şöyle de diyebiliriz. Vatansızlaşmış topraklardan vatanlarına doğru bir kaçış. En doğal talep bu olsa gerek. Ama doğal olması gereken bu talepler, bizim yanlış vatan algımızla sakıncalı bir noktaya varıyor. 

Bu konuda sakınca ortaya koyanların kafasında bir sürü karanlık düşünceler dolaşıyor. Savaştan kaçan insanlara biz mi bakacağız diyorlar mesela. Neresinden tutarsınız bu cümleyi bilmiyorum. Hangi savaştan bahsediyorsunuz mesela? Düşmanı olmayan bir savaş nasıl olabilir ki? Hem bakmak derken neyi kast ediyorsunuz? Yarım ücret verdiğiniz, iki katı kira bedeli istediğiniz bu insanlar mı baktıklarınız?

Hırsızlık, şiddet, taciz vs. ne kadar kötülük varsa buraya havale edip kendinizi haklı çıkarmaya çalışmayın. Her koyunu kendi bacağından asarken tüm mültecileri ipte sallandırmakta ne oluyor? Hep kovmaktan bahsediyorsunuz ya, kimi nereye kovacaksınız? Aslında kovanlar çok; kentli beyler de gecekonduda yaşayan efendileri kovmak istiyor köylerine. Ya da Batılı lortlar kentli efendileri Asya bozkırlarına sürmek için fırsat kolluyor.

Bu tartışma uzar gider. Peki, çare ne olabilir diye düşünelim biraz. Aslında en güzel çözüm her toprağı vatanlaştırmaktan geçiyor, vatanlara sınır koymaktan değil.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?