Reklamı Kapat

Laf lafı açar, içinde güller açar

“Eskiden bir adap, bir çelebilik vardı.

Kentli kültürüne adapte olmamışlarda bile Anadolu’dan getirdiği bir Hürmet duygusu olurdu.

Hiç değilse yanında kadın olan adama bir şey demezlerdi.

En azından eşinin yanında kocanın üzerine yürümek adamlık sayılmazdı, yapılmazdı.

Hele hele hamile bir kadın varken ortada.

Bunlar bile kalmadı.”

“Eskiden” diye başlamış yazısının bir yerinde orta yaşlardaki bir gazetecimiz. Bahsettiği eski, kendisinin de bir kısmını yaşayıp gördüğü bir önceki asrın ikinci yarısının yılları. Yani “Eskiden” kelimesinden hemen anlaşılması gereken AKP’den önceki, AKP yokken yaşanmış olan yıllardır.

İnsanın, eskiye özlem duyacaktık da, bu kadarına da mı, isyanına yürüyeceği bu duygusal satırları yazarı, bir alkol sohbetinin üstünde yazsa dahi teşekkürü hak ediyor. Unuttuğumuz ve fakat bizi biz yapan insanlık değerlerimizi hatırlattığı için..

“Yanında kadın olan adama.”

“Eşinin yanında kocanın..”

“Hele hamile bir kadın varken..”

Sokakta, mahallede, çarşıda kazanılan terbiyenin insan karakterine yansımasıydı bunlar. Yanında çocuğu veya kadını olan hiç bir erkeğe olumsuz bir söz söylenmez, davranışta bulunulmaz ve hatta hiçbir esnaf çok geciken alacağını dahi hatırlatmazdı.

“Bunlar bile kalmadı” diyor Fatih Altaylı, 09.07.2019 tarihli Habertürk’deki yazısında, kayıplarımızın nerelerimize dayandığını vurgularken..

“İnsanlığımızı kaybettik.

Sözde muhafazakar bir dönemde, adamlığımızı, insanlığımızı bile muhafaza edemedik.

Varın gerisini siz düşünün.”

Uzun süren ve sistemlerden sistemlere geçilen yine de memnun edilemeyen AKP iktidarının şikayetçi katiplerinden, kalemcilerinden biri, haydi uçak yolcusu olanların havaları yükseltildiğinden onları bir kenara koyalım, ayakları çakarlı arabalarından indiklerinde yere basanlardan biri sitemkar olsaydı böyle, yaşayacağı riskleri göze alarak, hayatiyetin olduğuna hala inanacaktık oralarda. Fakat, heyhat!

“Acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman

Acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.”

Şimdi neden hatırladım İsmet Özel’in “Kanla kirlenmiş evrak” şiirinden bu mısraları? Cevabı zor bir sorudur bu. Hele hele baktığınız her yerden bir acıya ulaşıyorsanız, başkaları da mesela iktidardakiler hazlar duyacak yaşlara gelmiş demektir.

Kolay geldik biz bu günlere..

Yavaş yavaş değil, çok hızlı geldik. 18 yıllık bir parti iktidarı yetmiş bu gelişlere. Hayret etmek yasak.

O gün 7 yaşında, bugün AKP+18 yaşadığından nüfus kayıtlarına yaşı 25 olarak düşülen iki gencimizin bir yarışma programındaki halleri paylaşılırken sosyal medyada, niçin komedi tiyatrolarımız yok, niçin doldurulmuyor o eskilerin yerleri gibi sorular da cevaplanmış oluyordu.

Gönül isterdiki o soruya daha sorulurken itiraz etsin, leb demeden leblebiyi anlayan ve geleceğimiz olan çocuklarımız.

“Sütle beslenen sığır yavrusuna ne ad verilir?”

Sığır, o familyanın genel adıdır. Yavrusu olan sığıra inek denir. Gibi bir giriş cümlesini duymak istememiz o 25 yaş gençliğinden, çok görülmemeli ve kınanmamalıdır. Fakat çabuk vazgeçtik bu arzumuzdan da, verdikleri cevapları duyduğumuzda.

“Kuzu-sıpa-buzağı-oğlak” şıklarından doğru olanı bilmeyen o gençlerimize neyi eksik verdiğimizi aramalıyız önce..

“Koyun meler, kuzu meler; sular hendeğine dolar” diyen Karacaoğlan’ı okul sıralarında unuttular diyelim, “Koyun gelir kuzuyunan, ayağının tozuyunan” gibi türkülerimizi de mi dinlemediler? Ya da aile büyüklerindin hiç birinden “kuzum” sevgisini tatmadılar mı? Yahut “eşek sıpası” azarını..

Oyun çocuklarının birlikteliklerinde öksüzlerin geri duruşlarını, çekingenliklerini merhamet çağrıştıran bir manayla onları incitmeden anlatan şu deyimimiz de hatırlansaydı böyle yarışmalarda, gülümsemelerimiz çoğalmaz mı idi?

“Analı oğlak yarda gezer, anasız oğlak yerde gezer.”

Ve geldik, tezimize “öküz altında buzağı aramak” damgasını vuracak fetvacı sacayağı elemanlarına ve yandaş gazetelerin köşeci katiplerine..

Diyeceksiniz ki, okumazlar onlar, okumazlar.

Evet, okumazlar, doğru söylüyorsunuz. Seçtikleri milletvekillerinden de bellidirler zaten.

“Züğürt ağa’ya döndük!”

Bir AKP milletvekili, Cumhurbşakanı’na, şikayetlerini aktarırken, kendilerini böyle tanımlamışlar.

Hayallerindeki kahraman, bir tarihte yaşamış değil, bir devletle anılan değil, bir romanla anlatılan değil, Yeşilçam sokağının bir mamulü..

Akabinde gelen “Züğürt ağa kim?” sorusunu duyanların aklına, milletvekilini anlamakta güçlük çeken partinin Genel Başkanı, tanımından önce, senarist Yavuz Turgul’un “Ben senaryoyu milletvekili kapasitesine göre yazmıştım” cevabını verebileceği gelir herhalükarda.

Okumak, örneğimizde de görüldüğü gibi zahmetli ve rantı olduğu kabul edilmeyen bir iş, bir eylem olarak bilinirse bir parti iktidarında, insanları yönlendirmek için başka insanlar kullanılır yaptıkları ve yaşattıkları gibi.

Yıldönümü gelen ve ne, nasıl olmuştu sorularımıza hala cevap arayacağımız bir 15 Temmuz’u, 16 Temmuz’da uydurulmuş bir kamyoncu kadınla, Cumhurbşakanlığı seçimini Fatih  camii mezarlığında ikamet ettirilen şehid eşi sıfatlı bir kadınla, 23 Haziran’ı twit ukelası bir dergici kadınla etiketleyenlerden, okumanın neticelerine değil, iddialarındaki üfürmelere varabiliriz ancak.

Taraftar olmaya zorladıkları “Hoca” sıfatlı insanlarımızın sebep oldukları üzüntülerimiz, “buzağı”yı bilemeyen gençliğimize duyduklarımızı sollar geçer sanıyoruz.

“Benim hedefim CHP ya da HDP seçmeni değildi. Saadet Partisi seçmeniydi. Onu da başardım. Yarı yarıya düşürdüm. Aslında daha çok düşürdüm ama Öcalan açıklaması sonrası MHP’liler boş atacağına Saadete oy attı”

Bizim ara sıra “Jüpheli” diye takıldığımız ünlülerden Cübbeli Ahmet Ünlü böyle demiş, AKP’lilerin seçim yenilgilerindeki hedeflerinden olmaya set çekebilmek maksadıyla..

Fakat başardım dediklerinin içindeki gaibi bilmek iddiasını ve kibrini nereye koyacağız? Yaz günü ve hasat vakti olması dolayısıyla Anadolu’ya giden ve oy kullanmak için İstanbul’a gelmeyen Saadet Partisi seçmenlerinden tek tek tasdik almış gibi yarı yarıya düşürdüm, demesi bir “Hoca”nın, sadece sürüklendikleri korku girdabını gösterse gerek.

Kafa içi ve niyet okuyan Yassıada savcısı Egesel mi kalmıştı bir örnak almadıkları. 50 saadet seçmeninin dinlemediği ve varlığını unuttuğu, 50 bin Saadet seçmeni üzerinden pay istiyor, takipçisi olduğu iktidardan.

Diyeceksiniz ki, bir o mudur, havada, karada takla atmayı bilen ve denizde jet ski’lere binen... Değil elbette, üretimler fabrikasyona döndü.

Yemin billah ederek uçağa binmeyeceğini ilan eden “Devşirme” sıfatlı meşhur insanımızın bir yakışıklı resmi yansıyınca gazetelere, “kıyameti koparıyorlar şikayetini dillendirmiş hem de harcadığı paraları devletin karşılamadığını Baş’a kakarak...

Kafa içi okuma, niyet okuma dedik; Devşirme geri kalır mı? Diyor ki: Davet edilselerdi övgü yazacak ne kadar gazeteci ve siyasetçi varsa, davet edilen ben olunca... Yalaka oluyoruz...

“Davet edilselerdi” dedikleriyle aynı zamanları, aynı ülkede yaşamak, bir Devşirme için çok zor olmalı ki, böyle yansıta bilmiş AKP günlerindeki uçaklı hallerini...

AKP günleri deyince, çoğunuzun gönlüne tek tek yazmakla bitmezler gibi bir kanaatın düştüğüne eminiz. Dolayısıyla parti parti yazalım bundan sonrasını diyoruz şimdi.

“Ak parti merhum Erbakan Hoca’nın partisi içinde doğdu.”

2019 yılının Temmuz ayında Ahmet Taşgetiren gibi bir gazeteci, bu cümle ile başlarsa bir yazısına (11.07.2019) Ak parti’yi aklama görevi hala üstünüzde mi, sorusuna da cevap hazırlamalıdır.

Devletin FETÖ diye adlandırdıklarından hangi hain veya fetvacı ya da kim, Hoca’nın partisinin içine yanaşmasını bırakın, kenarına sokulabilmişki, oradan bir parti çıkarmış olacaklar? Ak parti kurucu milletvekillerinin son sıfatlarının, Fazilet Partisi’ni kapattıranlar olması, onların Hoca’nın partisi içinde olmadıklarına bir ispat değil mi?

Ak parti Hoca’nın partisinden ayrı bir yerde ve ayrı bir parti olarak kurulmuştur.

“O dönem Erbakan Hoca’nın tepkisini tahmin edebiliriz” de diyor, gazeteci Taşgetiren, Tayyip Erdoğan’ın sohbetleriyle kıyaslayarak..

Yanlıştır, hatadır, yakışıksızdır!

Biri çıksa şöyle dese ne olacak?

AK parti kurucularından daha önce Milli Görüş partilerinde bulunmuş olanları, Hoca, teşkilatlarında yeterli gücü bulduğunda uzaklaştıracaktı.. Onlar bunu bildiklerinden, gönüllü gittiler, organize ettikleri 28 Şubat’lardan beri bekleyen ve ne isterlerse vermeye razı olduklarının yanına..

Dahası da yazılır bir gün bu tezimizin.

“Büyük gövdeden ayrılanlar iflah olmuyor” yaklaşımına itiraz eden Taşgetiren’e son bir sözümüz olacak.

Bu acele niye?

İktidar olmak, iflah olunacağının kanıtı olsaydı, ölen partiler mezarlığında biraz boş yer kalırdı.

Not I: Eşref Şefik merhumun radyo günlerindeki “laf lafı açar” programları tanında sayın siz bu yazımızı..

Not II: necatituncer.com. sitemiz yenilendi.

Diyeceklerinizi bilmek hakkımızdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?