Reklamı Kapat

Davutoğlu’nun beklentisi ne?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tartışılıyor.

En fazla tartışılan konulardan biri, Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir partinin genel başkanı olmalı mı, olmamalı mı?

Öyle anlaşılıyor ki, siyasi arayışlarını sürdüren Ahmet Davutoğlu’nun, mensubu olduğu AK Parti’ye yönelik ileri sürdüğü görüşlerden biri de bu konu; Davutoğlu, Tayyip beyin parti genel başkanlığını bırakmasından yana.

Bu noktada bir revizyona gidilir mi gidilmez mi? 

Zor görünüyor! Nedeni de şu; kulislere yansıyan bilgilere bakılırsa, Ahmet Davutoğlu’nun beklentilerinden biri de Cumhur İttifakı’nın sona erdirilmesi.

Soru şu; AK Parti MHP ile ittifakı hitama erdirir mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna Hersek ziyaretinden dönerken, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne dönük eleştirileri cevaplarken şu ifadeleri kullandı;

* (Yüzde 50+1 meselesi) “Şu anda böyle bir şey söz konusu değil. Bizdeki yapıda ittifaklar oluşturuldu. Bu ittifaklar oluştuğu için belediye başkanlıklarında yüzde 50 artı 1 söz konusu olmuyor. Burada en fazla oyu alan seçimi kazanmış oluyor. Bizim şu anda gündemimizde böyle bir şey yok.”

* (Sistemde revizyona ihtiyaç var mı?) “Yeni yönetim sistemiyle ilgili çeşitli bilgilerin, yaptığımız istişarelerde ortaya çıkacak düşüncelerin analizini yapmak suretiyle böyle bir şey varsa biz de ileri süreriz. En azından Cumhur İttifakı’ndaki ortağımız Sayın Bahçeli ile bir değerlendirme yaparız. Diğerleri aynı şekilde böyle bir değerlendirmeye girerler mi girmezler mi bilemiyorum. Buna göre de adımlar atabiliriz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ifadeleri ile Cumhur İttifakı’nın devam ettirilmesinden yana olduğunu açıkça ortaya koydu.

Kaldı ki şu noktayı da unutmamak lazım; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ete kemiğe bürünmesinde ve uygulamaya konulmasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin konumu tartışılmaz!

Ne demek istiyorum; yakın planda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde köklü bir değişiklik -iktidar kanadından gelen tüm açıklamalara karşın- imkânsız değil ama güç gözüküyor!

Siyasetin pragmatik sınırlarını ve esnek alanlarını bir yana bırakarak söylüyorum, bunları…

Sizce de öyle değil mi?

SİSTEMİN TIKANAN NOKTALARI…

* Mesela, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin anayasal sistem içinde sahip olduğu yetkilerin ciddi ölçüde azaltılması…

* Mesela, Yasama Organı’nın Yürütme Organı üzerinde anayasal araçlar yoluyla herhangi bir siyasî denetim yapamadığı bir sistem oluşturulması…

* Mesela, ‘gensoru’ müessesesinin kaldırılması… Parlamenter sistemde icraatları sebebiyle bakanlar Meclis’te gensoru ile düşürülebiliyordu. Şimdi bu denetim yolunun tamamen kalkması…

* Mesela, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama yetkileri... “Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri” aracılığıyla, Yürütme’nin paylaşılması… Meclis’in Yürütme’yi anayasal araçlarla denetleme yetkisinin neredeyse bütünüyle kaldırılması… “Devlet faaliyetleri”nin, Meclis’in “genel görüşme” yapma yetkisinin dışına çıkarılması…

* Mesela, Cumhurbaşkanı’nın sistem içindeki rolünü aşırı ölçüde güçlendirirken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin rolünü sınırlaması…

* Mesela, Cumhurbaşkanı’nın bakanları tek başına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayı olmaksızın göreve atıyor olması... Neredeyse tüm bürokratların Cumhurbaşkanı’nın imzası ile atanıyor olması...

* Mesela, Cumhurbaşkanı’nın, başbakanın yerine geçen; ancak onu ciddi ölçüde aşan icraî yetkilerle donatılması… Sistemdeki tüm Yürütme yetkilerinin Cumhurbaşkanı’nda toplanmış olmasına karşın; milletvekillerinin Cumhurbaşkanı’na soru soramıyor olması…

***

Bütün bunlar sistemi tıkayan ve ele alınması gereken noktalar…

YÜZDE 10 BARAJI HALEN NEDEN VAR!

Çok tartışılmayan bir konu; Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu…

Esasen anayasa değişikliği kadar önemli…

Başından bu yana soruyoruz ya; 12 Eylül askerî darbesinden sonra askerlerin yaptığı bu Anayasa neden yıllardır değiştirilmiyor, diye…

Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu, en az bu derece ehemmiyetli ve bu alanda değişiklik/ler bir o kadar gerekli…

“Temsilde adalet, yönetimde istikrar”, hemen her platformda çok konuşulsa da neredeyse hiçbir dönem uygulanamayan genel geçer bir ilke!

Yönetimde istikrarı sağladığınız zaman temsilde adalet olmuyor, zira 2002 seçimlerinde yaşadığımız üzere, yüzde 34 küsur oyla TBMM’nin büyük çoğunluğunu elde edebiliyorsunuz! Tamam, yönetimde istikrar sağlandı ama ya peki temsilde adalet nerede!

Peki, nasıl bir sistem getirmeli?

***

Bugüne kadar uygulanan seçim sistemleri arasında yine en adil olanı “millî bakiye” veya nam-ı diğer “ulusal artık” gibi duruyor…

Nispi temsil ile beraber kullanılan ve oyların TBMM’de en adil şekilde temsilini sağlayan bir seçim sistemi, “millî bakiye”.

Biraz daha ayrıntı vermek istiyorum;

* Millî bakiye sisteminde seçim bölgelerindeki milletvekili sayıları nispi temsil sistemine göre bulunur.

* Partilerin seçim çevrelerinde aldığı bütün artık oylar toplanır. Açıkta kalan milletvekili sayısına bölünerek millî seçim kotası bulunur.

* Her partinin elindeki toplam artık oy, millî seçim kotasına bölünerek, bununla orantılı bir şekilde milletvekilleri dağıtılır.

* Millî bakiye sistemi, temsilde adaleti en iyi sağlayan sistem olarak biliniyor.

* Örneğin, 1965 seçimlerinde Adalet Partisi elde ettiği %52,87 oy oranı ile 450 milletvekilliğinin 240’ını alarak hükümeti kurdu. Türkiye İşçi Partisi (TİP) aldığı %2,97 oyla 15 milletvekili, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi aldığı %2,24 oyla 11 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil hakkı kazandı.

Adaletse adalet, istikrarsa istikrar…

***

Şunu da unutmamalı; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ‘güven oylaması’ müessesesi olmadığı için, yönetimde istikrar sorunu da artık yok!

Dolayısı ile seçimde yüzde 10 barajının da bir önemi kalmadı. Seçimlerde yüzde 1 oy alan parti de,  yüzde 52 oy alan parti de milletvekili çıkarsın.

Doğrusu da budur…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?